Yargı Uygulamaları ve Van Rektörü

 

 

            28 Şubat Dönemi’nde, bendeniz de aynen Van Rektörü gibi tutuklanarak yaka paça gözaltına alınmıştım. Çok şükür ki, bana isnad edilen suç “ihaleye fesat karıştırma” değil, 28 Şubat Darbecilerini “ifşa etme” suçu idi. DGM Başsavcısı ünlü Nuh Mete Yüksel’in yazılı emriyle Ankara Emniyeti’nin “Terörle Mücadele Timi”, Genel Merkezi Sıhhiye’deki YDP’nin Genel Başkanlık koltuğundan beni derdest ederek götürmüştü. Daha sonra bunu yapan, müşterek dostumuz olan bir hukukçuya, “yahu, ben de yanlış olduğunu biliyorum ama Genelkurmay Adlî Müşaviri Erdal Paşa, hiç değilse 24 saat gözaltında tutun dedi” diye durumumu “yargısal”(!) şekilde açıklamışlardı.

X X X

            TCK’nın 288. maddesinde, “Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma ve kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hakim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır” hükmü vardır. Eğer bu hüküm işletilecek olsaydı, son olay sebebiyle başta YÖK üyeleri ve rektörler olmak üzere bir çok basın-yayın mensubu hakkında dâvâ açılırdı.

            Lâkin, bendenizin başına gelenler kuş gribi zanlısı hindilerin başına gelenden daha kötü olduğu için, bu işkembe-i kübrâdan atarak meseleyi Hükûmet-YÖK çatışması sahasına çekmek isteyenler gibi yapmadım. Kanundaki ifadesiyle hiç bir “etkileme amacı” gütmeyip soruşturma ve kovuşturmanın sadece usûlü üzerinde durmak istiyorum:

            Bir defa, CMK’nın 100. maddesindeki “Tutuklama Nedenleri” incelendiğinde, Van Rektörü’nün tutuklanmasının gerekli olmadığını görüyorsunuz. Rektörün kaçması, delilleri karartma girişiminde bulunması veya 3. fıkradaki tutuklama sebebi sayılan suçlar vâritmiş gibi görünmemektedir.

            İkinci olarak, bir çok devlet memurunu lüzumsuz bir zırhla koruyarak yargı tâkibini güçleştiren ve eski “Memûrin Muhakemâtı Kanunu”nun tesirinde hazırlanmış olan memurların yargılanması ile ilgili kanunda dahi savcılık soruşturmasını izne bağlamışken, bir üniversite rektörü hakkında bu şekilde tutuklama yapılması, hukûken tartışılması gereken bir meseledir. Nitekim, 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun 53. maddesinin C fıkrasında rektörlerin tâbi olacağı ceza soruşturması usûlü gösterilmiştir. Fıkranın 7. bendindeki “ağır cezayı gerektiren suçüstü halleri” de Van Rektörü için söz konusu olmadığına göre, YÖK’ün önceden izin alınması gerektiği iddiası haklılık kazanmaktadır.

            Üçüncü olarak, Rektörün tutuklanma şekli de şık olmamıştır. Polisler tarafından alınıp götürülen Rektörün gazetelerde yayınlanan fotoğraflarını gören binlerce öğrencisi ne düşünecektir? Rektör, beraat ederek görevine iade edilse, bir ilim adamına revâ görülen bu muâmele nasıl telâfi edilecektir?

X X X

            Buna benzer yanlış uygulamalara, ne yazık ki adalet sistemimizde ve adaleti uygulama anlayışımızda sıkça rastlanmaktadır. Bu nevî uygulamalar, özellikle ara rejim dönemlerinde yoğunluğunu arttırmaktadır.

            Leylâ Zana ve hempalarının 1994 Mart’ında Meclis’in bahçesinde polis arabalarına tıkılarak götürülmesi de doğru değildi. Bu davranış, PKK yardakçılarını peşinen mazlum görüntüsü içine sokmuş ve onların bölücülük emellerine hizmet etmiştir.

            Adlî kovuşturmadaki lüzumsuz sertlikler, hem adaletin tarafsızlığını bozmakta, hem de bazen suçlu olmayan sanıkları mağdur edebilmektedir. Nitekim, yazımın başında anlattığım tutuklama olayından sonra ben suçsuz görülerek beraat ettim fakat mağdûriyetim aslâ giderilemedi.

X X X

            Yetkim olsaydı YÖK’ü derhal lağvederdim. 12 Eylül kalıntısı bu dikta kuruluşunun, sadece Türk eğitim ve bilim hayatı için değil, Türkiye’nin huzuru ve birliği için de büyük bir felâket olduğu kanaatindeyim.

            YÖK yöneticilerinin ve üniversite rektörlerinin, halkın değerlerine nasıl ters baktıklarını, jakoben gözlükleriyle demokratik rejimi ne kadar küçümsediklerini, eğitim ve öğrenim hakkını nasıl ayaklarının altında çiğnediklerini bizzat bilenlerdenim.

            Başta, İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Ferit Bernay olmak üzere, bir çok rektör hakkında yolsuzluk iddialarını da yakından takip ettim. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın da, bir ihale yolsuzluğu yapmış olabilir.

            Lâkin, YÖK ve üniversite rektörleri hakkındaki -halk tarafından da paylaşıldığına inandığım- bütün bu bazı olumsuz görüşlerim, Van Rektörü’nün yaka paça tutuklanıp götürülmesini haklı bulmamı ve bu olaya sevinmemi gerektirmez.

X X X

            Son olarak YÖK Başkanı’na ve Hükûmet’e iki çift lâfım var:

            İcraatının tamamen karşısında olmama rağmen yolsuzlukların karşısında olduğunu bildiğim YÖK Başkanı Teziç, işin bu raddeye gelmesini beklemeden şaibeli yöneticiler hakkında soruşturma açmalıdır.

            Hükûmet de, ayranı daha fazla ekşitmeden bu YÖK meselesini halletmelidir

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ