Heybeliada Rum Rahipler Okulu

  

 

            Heybeliada Rum Rahipler Okulu (HRRO), Fener Rum Patrikhanesi’nin ve Rum cemaatinin din adamı ihtiyacını karşılamak üzere 1844 yılında kurulmuş bir okuldur. Lozan Antlaşması’nın 40. maddesine göre bir “azınlık okulu” statüsünde olan Heybeliada Ruhban Okulu, 1919 ve 1923 yıllarında, değişikliğe uğramasına rağmen Cumhuriyet Türkiyesi’nde, kesintilerle  eğitimine devam etmiştir.

            Okul, Osmanlı’nın çöküş döneminde ve Millî Mücadele yıllarında, Patrikhane’nin Türkiye aleyhindeki faaliyetlerinde önemli bir rol oynamıştır. Patrikhane, HRRO’da ve diğer Rum okullarında, Rum gençlerini “Megalo İdea” istikametinde yetiştiriyor; Osmanlı ve Türk düşmanlığı aşılıyor; İstanbul’un bir gün tekrar kurulacak olan Bizans’ın başkenti olacağı fikrini yaşatıyordu. Gerçekten de, Balkanların en azılı komitacıları (daha sonra da Makaryos) bu okuldan yetişmişti (Uğur Kılınç, Başbakanlık Uzmanı).

X X X

            3 Mart 1924 tarihinde “Tevhîd-i Tedrisat Kanunu” çıktığında, medreseler gibi Ruhban Okulu’nun da kapatılması gerekirken, Kanuna ve Anayasa’ya aykırı olarak Rum azınlığa “imtiyaz” tanınmış ve HRRO eğitimine devam etmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin 1971 yılında özel yüksek okullar konusundaki ünlü kapatma kararından sonra, HRRO’nun 4 yıllık Teoloji İhtisas Bölümü kapatılmış; 3 yıllık lise bölümü ise “Heybeliada Özel Rum Erkek Lisesi” adı altında öğretimine devam etmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı neticesinde, Müslüman Türk vatandaşlarının din adamı ihtiyacı devlet okulları vasıtasıyla karşılanırken, Rum azınlığın bu ihtiyacını karşılayacağı bir okul kalmamıştır. Ancak, 1982 Anayasası’nda “Özel Vakıf Üniversitesi” kurma hakkı tanınmıştır. Buna mukabil, Patrikhane, vakıf üniversitesi kurma yerine, tarihî bir sembolün ve “misyon”un korunabilmesi için eski statüsünün aynen devamını istemektedir.

            Bu arada, Fener Rum Patriği’nin, Lozan Antlaşması’nı ihlâl eden “ekümeniklik” (evrensellik) iddiası, bağımsız bir Patrikmiş gibi tavır alması, dış seyahatlerinde “Bizans Devlet Başkanı” sıfatı ve protokolüyle ağırlanması gibi davranışları devam etmektedir (Uğur Kılınç).

 

X X X

            Bizler Fatih’in torunları olarak, diğer dinlerin din adamlarına, mâbetlerine, inançlarına saygılı olmayı şiar edinmiş bir milletiz. Gün geldi, bu mâbetlerdeki bazı rahipler, en zor zamanımızda bizi sırtımızdan hançerleyip vatanımızın bölünmesi için faaliyetlerde bulundular. Lâkin, biz kindar değiliz; bütün bu olayları geride bıraktık ve unutmaya çalıştık.

            AB İlerleme Raporu’nda temas edildi ya da Yunan Cumhurbaşkanı istedi diye değil; başka dinlere karşı atalarımızdan tevarüs ettiğimiz müsamaha ile Heybeliada Rum Rahipler Okulu (HRRO)’nun tekrar açılmasına olumsuz bakmıyoruz.

            Lâkin, Okul’un açılması, Patrikhane’nin “Megalo İdea” doğrultusundaki “ekümeniklik” iddiasının destekleneceği eski statüsünün aynen devamı şeklinde olmamalıdır. Diğer taraftan, özel “Teoloji Yüksek Okulu”nun, YÖK öncesi dönemde olduğu gibi, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı olması zâten mümkün değildir.

            YÖK’ün, ortodoks din adamları yetiştirecek “devlet okulları” açması da, tabiî olarak Patrikhane’nin kabul etmek istemeyeceği bir formüldür.

            Bu durumda, Patrikhane’nin veya Rum asıllı vatandaşlarımızın bir “Vakıf Üniversitesi” kurmasından başka çözüm yolu bulunmamaktadır.

X X X

Ancak, Rum vatandaşlarımızın din adamı yetiştirme amacıyla vakıf üniversitesi kurması da bir kanunla mümkün olacağından; Kanunun çıkarılması esnâsında Hükûmet’in ve TBMM’nin Lozan Antlaşmasını’nın 45. maddesine göre, Türkiye’nin azınlıklara tanıdığı hakları, Yunanistan’ın da Müslüman Türk azınlığa tanıması mecbûriyetini gözönünde bulundurması lâzımdır.

Bugüne kadar Yunanistan, ne yazık ki “mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesi”ne riayet etmemiş; Batı Trakya’daki Türk azınlığın haklarını ihlâl etmiştir. Türkiye’nin HRRO konusunda tek taraflı tâviz vermesi, Patrikhane’nin “devlet içinde devlet” sözüyle özetleyebileceğimiz tavrını cesaretlendirecektir.

X X X

            Yunanistan ile aramızdaki meselelerin âcilen masaya yatırılarak tek tek çözülmesine taraftarız. Lâkin, haklı ve hüsnüniyetli aceleciliğimizin istismar edilmesine meydan vermemeliyiz.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ