Gençlik Siyaset Yapmalı

  

 

            Gençleri sadece 19 Mayıs “Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” günlerinde hatırlamaya başladık; çocukları da “Çocuk Bayramı”nda... “Ulusal Egemenlik” âdeta ironik, içi boş bir ifade olarak kaldığı için, Orhan Veli gibi “Geç bunları bir kalem” diyoruz.

            19 Mayıs geldi ya; gene elimiz yüreğimizde... Kimbilir “zorba devlet anlayışı”nın hangi temsilcisi, Atatürk’ü bahane ederek halka karşı gerine gerine “irtica salvoları” savuracak; kendisini “Atatürkçü”, kendisiyle hemfikir olmayanları “Atatürk düşmanı” ilân edecek...

X X X

            “Atatürk’ü Anma” gününde, Millî Mücadele kahramanı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü minnet ve şükranla anıyoruz. Her fırsatta “durumdan vazife çıkararak” O’nun ünlü “Gençliğe Hitabe”sini, gayrı meşrû müdahalelerine gerekçe göstermek isteyenlere, Atatürk’ün en büyük emelinin, gelişmiş demokratik ülkelerin “muâsır medeniyet seviyesi”ne ulaşmak olduğunu hatırlatmak istiyoruz.

            28 Şubat Dönemi’nin mahkemelerinde yargılanırken, ordunun siyasete müdahalesinden bahsederek, “Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi de bazen bu çevrelerde yanlış yorumlanmakta, bilindiği  gibi ‘gaflet, dalâlet ve hıyanet içinde bulunan dahilî ve harıcî bedhahlar’dan bahsedilerek, buna karşı mutlaka bir hareket emredildiği iddia edilmektedir. Halbuki, hemen o cümlenin sonunda Atatürk ‘müstevlîlerle işbirliği’nden söz etmektedir. Büyük bir devlet adamı olan Atatürk’ün, Gençliğe Hitabesi’nde, meşrû demokratik idareye karşı TSK’nın antidemokratik ve anayasa dışı bir müdahalesini meşrû göreceğini kabul etmek mümkün değildir. Bu, büyük Atatürk’e iftira etmek olur.” (1997’de DGM’deki savunmamdan).

X X X

            Daha önce de bir yazımda anlatmıştım. Millî Eğitim Bakanı’yken gençlere “Uslu çocuklar olmayın!...” dedim diye topa tutulmuştum. En çok “devrimci”(!) geçinen basın yayın organları dahi beni “gençleri tahrik etmekle” itham etmişlerdi. Tabiî olarak gençlere “buyurun sokağa dökülün, kanunsuz gösteri yapın ya da terör eyleminde bulunun” demek istememiştim. Lâkin, kişilik sahibi, idealist, sadece kendi şahsî işleriyle değil memleket meseleleriyle de meşgul olan, kimseye karşı boyun eğmeyen, el etek öpmeyen bir gençlik istemiştim.

            Hâlen de bu görüşteyim. Mensubu bulunduğum meşhur “68 Kuşağı”nın solcusuyla, sağcısıyla hem bu ülkeye hizmet ettiklerini, hem de en iyi şekilde kendilerini yetiştirdiklerini düşünüyorum. Çünkü o yıllarda, “soğuk savaş”ın nâmüsait şartlarına rağmen, gençler şimdiki gibi Yüksek Öğrenim Komiserliği (YÖK)’nin sultası altında değillerdi. Fakültelerimizdeki düşünce kulüpleri ve dernekleri vasıtasıyla, fikrî dağarcığımızı geliştiriyor; değişik görüşlere karşı hoşgörüyü öğreniyor ve siyasî rekabetin verdiği itici güçle âdeta küçük bir “parlamenterizm” tecrübesi yaşıyorduk.

            Sadece benim başkanlığını yaptığım merkez/merkez-sağ Hür Düşünce Kulubü’nün, bir dönemdeki 7 kişilik yönetim kurulundan 6’sı bakan oldu. Abdülkadir Aksu, Murat Karayalçın, Attilâ Koç, Mehmet Keçeciler, Veysel Atasoy ve ben... Yedinci kişi olan Melih Gökçek ise, henüz bakan olamadı ama bakanlık kadar önemli bir görevi yıllardır yürütüyor. Ayrıca, sol taraftan da, İstemihan Talay, Uluç Gürkan ve daha bir çok isim var. Buna ilâveten, çok sayıda milletvekilini, valiyi, büyükelçiyi, profesörü sayabilirsiniz. Bu durum, yalnızca Mülkiye’ye mahsus bir özellik değildi. Aynı nesilden bir çok isim, özellikle politikada parlamıştır.

X X X

            Sakın, yaşı geçkin nostaljik ihtiyarlar gibi, “Bizim zamanımızda... “ diye lâfa başlayıp zamanın şartlarını beğenmeyen sıkıcı biri olarak görmeyiniz beni... Şimdiki gençlerin, bir çok bakımdan bizlerden ileri olduğunu kabul ediyorum. Nâzım Hikmet’in dediği gibi, “Ben sadece ölen babamdan ileri, doğacak çocuğumdan geriyim”.

            Ancak, artık “Bir kavganın adsız neferiyim” retoriğinin de modası geçmiştir. Ne, terörün kıskaçları arasına düşerek kendisine ve ülkesine zarar veren DEVGENÇ; ne de, araştırmalara göre çoğunluğu evde oturan veya pastaneye, birahaneye, bara “takılan”, futbol haberlerine saatlerini harcayan, magazinci, “anasının kuzusu” SEVGENÇ... Bize BİLGENÇ lâzım... Yani, hem idealist, hem kendine vakit ayıran; lâkin özellikle de, okuyan, yazan, bilime, sanata, dış dünyaya ve siyasete ilgi gösteren; bilgili, aydın, yepyeni bir genç tipi... Bu  gençlik, peşin hükümlerden ve dogmatik saplantılardan arınmış; diyalektik kalıplardan kurtulmuş; hoşgörülü, diyaloga açık, soran, araştıran ve düşünen bir gençlik olmalıdır.

X X X

            Bu gençliğin, demokratik şekilde motive edilmeye ve desteklenmeye ihtiyacı vardır..  Sütunlarımın elverdiği nisbette, önemli gördüğüm birkaç genel noktayı sıralamak istiyorum:

            1. Anayasa değişikliği yapılarak, “milletvekili seçilme yaşı” 30’dan 18’e indirilmelidir. Seçme yeterliğinde bulunan bir kişinin seçilme yeterliğine de sahip olması, son derece mantıklıdır. Neticede, sanıldığı gibi TBMM 18 yaşındaki milletvekilleriyle dolmaz ama gençler teşvik edilmiş olur.

            2. Üçüncü senedir yazıyoruz; acele bir “Gençlik Şûrası” toplanarak gençlik sorunları ve çözümleri tesbit edilmelidir.

            3. YÖK kaldırılmalı; mümkün olamıyorsa yetkileri azaltılarak yüksek öğretimdeki merkeziyetçi yapı değiştirilmeli; artık bilimsel özerkliğe sahip hür ve demokratik üniversitelere geçilmelidir.

            4. Orta ve Yüksek Öğretim kademelerinde bir “köklü reform programı” gerçekleştirilmelidir.

 X X X

            Büyük Atatürk’ün “Ey Türk istikbalinin evlâdı!” diye hitap ettiği gençliğimizi “geleceğimizin teminâtı” olarak görmeli ve gençliğimize 19 Mayıslar dışında da önem vermeliyiz.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ