Şeffaflık İyi de, Bu Kadar Patırtıya Lüzum Var mı?

  

            Bizim insanımız uçlar arasında gezmeye bayılır. Bir felâketle karşılaşınca, ya tamamen bigâne kalırız ya da ortalığı velveleye veririz. Eskiden bizim milletimiz vakarı ve ciddiyeti ile tanınırdı. Şimdi soğukkanlı Asya bilgeliğiyle sıcakkanlı Akdeniz farfaracılığı arasında sıkışıp kaldık.

            Lâfı, gündemin başköşesini Ağca ile paylaşan ‘Kuş Gribi’ne getirmek istiyorum.

            Önceleri, erkân-ı devlet bu gibi felâketleri halktan ve dünya kamuoyundan saklamaya çalışır; daha sonra durum ortaya çıkınca da cümle âleme rezil rüsva olurlardı. Bu şüphesiz çok yanlış ifrat politikasından, şimdi artık öbür uca, tefrit politikasına taşındık.

            Şeffaflık iyi de, kuş gribiyle mi mücadele ediyoruz, 3. Dünya Harbi’ne mi girdik, belli değil. Her gün bir bakan kameraların karşısına geçip kuş gribiyle ne kadar güzel mücadele edildiğini anlatırken, bir taraftan da bütün dünyaya Türkiye’de ne ‘müthiş’ bir salgın hastalığın bulunduğunu ilân ettiğinin farkında bile değil. İmam-cemaat misâli, en yetkili ağızlar birbirleriyle yarışırcasına kuş gribini gündemin köşesine oturtunca, hiç bizim ‘çok sorumlu’ medyamız durur mu?!... Ardından da bütün dünyadaki televizyon ve gazete haberlerinde, Türkiye sanki bir lânetliler ülkesi olarak takdim edilir.

X X X

            1986 Nisanı’nda Çernobil Fâciası esnâsında da benzeri olayları yaşadık. Bir tarafta o zamanın Ticaret Bakanı Cahit Aral, elinde radyasyonlu çayı içerken poz verip halkı teskine çalışırken, diğer taraftan Atom Enerjisi Kurumu Başkanı hocamız her akşam TRT’de Türkiye’nin nasıl tehlike altında olduğunu anlatıp duruyordu.

            O sırada Başbakanlık Müsteşarı olarak bulunuyordum. 1. Ordu Komutanı Recep Ergun Paşa (daha sonra ANAP’tan milletvekili oldu) bana telefon ederek çok kızgın bir sesle, “Burada bir deli var; nerede inek görse kıçına gayger cihazı sokup bakıyor; ortalığı velveleye verdi. Allah aşkına kurtarın beni bu adamdan!” diye şikâyet etti. Özal’ın da isteği üzerine Kurum Başkanı’nı ikaz ettim.

            Eğer ciddî bir tehlike vârit ise, şeffaflık elbette gereklidir. Lâkin, lüzumsuz yere patırtı çıkarıp Türkiye’ye ve halkımıza zarar vermek de yanlıştır.

X X X

            Bu konudaki değerli uzmanlardan ODTÜ öğretim üyesi Uğur Göğüş’ten bilgi alıyoruz. Biz, kuş gribinin ilk defa H1N1 virüsü olarak 1954’te İspanya’da görüldüğünü ve o yıl dünyada 40 milyon kişinin bu hastalıktan öldüğünü; 1970’lerde değişim göstererek ABD’de ortaya çıktığını ve 2 milyon kişinin ölümüne sebep olduğunu; 1987’den sonra da Çin, Kamboçya, Vietnam gibi Uzak Doğu ülkelerinde rastlandığını ve aslında sadece Türkiye için değil bütün ülkeler için risk bulunduğunu anlatıyor.

            Hâlen insandan insana bulaşmayan virüsün son şekli olan H5N1’de asıl korkulan nokta, tarih verilmesi mümkün olmamakla birlikte, her an yakın veya uzak gelecekte insan influenza virüsü (normal grip virüsü) ile kanatlı H5N1 virüsünün birleşmeye girmesi sonucunda ‘yeni mutant virüsü’nün gelişmesiymiş. Bu olay gerçekleşirse, ilk 10 yıl içinde virüsün insandan insana bulaşma kabiliyeti kazanarak milyonlarca insanı öldürebileceği tahmin ediliyor.

X X X

            Amerikan filmleri diliyle konuşursak bu ‘kötü haber’. Ancak ‘iyi haberler’de var. Bir defa, kuş gribi ancak ‘canlı yumurta’ (kuluçkadaki yumurta)dan veya ‘canlı doku’dan geçiyor; öyle sanıldığı gibi dışkıdan filân bulaşmıyor. İkinci olarak, virüs dış ortamda en fazla bir dakika içerisinde canlılığını yitiriyor. Üçüncü olarak, artık herkesin bildiği gibi et ve yumurta pişirilince, canlı doku kalmış olsa bile ölüyor.

            Üstelik hastalığın erken teşhisi durumunda tedavisi kolayca mümkün olabiliyor. Koparılan bütün patırtılara rağmen, Türkiye genelinde sadece 24 hasta var; bunlardan geç kalınan 4 kişi ne yazık ki hayatını kaybetmiş bulunuyor.

            Beri tarafta, doğuştan evhamlı bir takım kişiler de, bayramda ikram edilen o cânım baklavaları bile içinde yumurta var diye yemiyorlar.

X X X

            Bu mübalağalı kampanya yüzünden Türkiye’nin uğradığı zarar bir yana, fukara halkın en önemli gıdası olan tavuk ve yumurta da elinden alınıyor. Tam da hızını almışken zedelenmesinden korktuğumuz turizme mi yanarsınız, çökmenin eşiğine getirilen koskoca bir ekonomik sektöre mi, yoksa ucuz proteinden mahrum bırakılan halkımıza mı?...

            Uğur Göğüş, “Bütün kanatlıları öldürmek çâre değil” diyor ve “Önümüzdeki 5 yıllık dönemde kanatlı hayvanların etleri konservelenerek yenilebilir; bu işlem maliyeti çok az arttıracaktır” teklifini getiriyor.

            Biz de, kuş gribiyle mücadele çalışmalarının başarıyla sürdürülmesini; lâkin sükûnetle davranılarak artık kuş gribi muhabbetine son verilmesini ve kendi ayağımıza kurşun sıkmaktan vazgeçmemizi tavsiye ediyoruz.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ