POLİSİMİZE SAHİP ÇIKALIM

 

 

            İngiltere’de polis konusundaki tartışmalarda polise, “üniformalı vatandaş” deniliyor. Bütün dünyada, kritik personel olan polisin sorunları ve verimliliği üzerinde duruluyor. Bizde de, son günlerde birbiri arkasından intihar eden ve suç işleyen polisler yüzünden kamuoyunda bir tartışma başlatıldı. Bir bakıma, polisin sorunları gündeme getirildiği için, bu tartışmanın faydalı olduğunu düşünüyoruz. Ancak, bazı kesimlerde polise karşı duyulan peşin hükümlü ve ideolojik antipatiler de bu arada kendini göstermektedir.

X X X

            Herşeyden önce şunu unutmayalım ki, polis demokrasinin teminatıdır. Milletin, huzur ve asayişinin sağlanmasında sığınacağı başka bir melce yoktur. Ülkenin millî savunma hizmetlerini üstlenmiş askerin, olağanüstü yönetimler dışında, herhangi bir dahilî asayiş görevinin olduğu düşünülemez. Ancak, darbe dönemlerinde, darbecilerin kendilerinin dışında bir silâhlı gücü istememeleri yüzünden, polis hep hor görülmüş ve hırpalanmıştır. 27 Mayıs döneminde, DP’lilerden sonra en fazla ezilenler polisler olmuştur. Son olarak 28 Şubat döneminde Onbaşı Sarmusak olayında, darbe dönemlerinde darbecilerin polise bakışlarındaki çarpıklık açıkça görülmüştür. Ayrıca, gençlik yıllarında protestocu eğilimleri sebebiyle kurulu düzenle ve polisle karşı karşıya gelmiş bazı medya mensuplarının polise hâlâ karşı oluşları, polis ile ilgili olayların değerlendirilmesinde tarafsızlıktan ayrılmalarına yol açmaktadır.

X X X

            2002-2003 Öğretim Yılının sonunda, Polis Akademisi’nde birkaç saatlik ders vermiştim. Daha önce Kara Harp Okulu’nda yıllarca derse girdiğim için aralarında karşılaştırma yapabilirim. Bugün Polis Akademisi, her bakımdan Harp Okullarının eğitim ve öğretim seviyesine yükselmiş bulunmaktadır. Akademi’deki pırıl pırıl, zeki, başarılı ve vatansever öğrenciler ile çoğunluğu yurt dışında eğitim görmüş kaliteli öğretim kadrosu, Türkiye’deki asayişin, huzurun ve en önemlisi de demokrasinin başta gelen teminatıdır. Yeri gelmişken belirteyim, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun, İçişleri ile ilgili çeşitli görevleri esnâsında, Akademi’nin ve polisin bu seviyeye ulaşmasında inkâr edilmez hizmetleri olmuştur. Dünün Cibali Karakolu’ndaki ortaokul mezunu polisi yerine, bugünün lise üzerine 2 yıllık Meslek Yüksek Okulu mezunu, yani yüksek öğrenim görmüş polisi vardır.

X X X

            Etrafınıza bakınız: Toplumdaki herkes uluorta polisi tenkit etmeyi, kendisine başta gelen vazife bilir. Lâkin, “Bu polisin ne derdi var?” diyene pek rastlanmaz. Polislik, cemiyetteki en stresli meslektir. Bütün stres altında çalışan kişilerde olduğu gibi polislerde de, intihar oranının yüksek olması normaldir. Mevcut 184 bin polisten yılda birkaç polisin intihar etmiş olması, bu meslekteki kişilerin ruh sağlıklarının bozuk olduğu anlamında değerlendirilmemelidir. Ancak, polisin dertlerinin, sorunlarının olduğu muhakkaktır ve toplumun huzurunu teslim ettiğimiz bu insanların dertlerine çâre bulunması gerektiği de açıktır.

            Polisin sorunlarını genel hatlarıyla şöyle sıralayabiliriz:

           Geçim sıkıntısı: Anadolu’nun muhafazakâr ailelerinin çocukları olan polislerin eşleri genellikle çalışmadığı için, polis ailesi geçim sıkıntısı çekmektedir. 1984’te yaptığımız personel reformu haricinde, bütün vaadlere polisin gelirini arttırıcı bir düzenleme henüz yapılabilmiş değildir.

          Çalışma şartları: Çalışma şartları en zor olan meslek polisliktir. Gece gündüz demeden ve hiçbir “fazla mesai” almadan çalışan polisler, dinlenmeye ve ailelerine yeterli zamanı ayıramamakta ve stres altına girmektedirler. Son terör olayları sırasında, bayram günlerinde dahi polis istihbarat ekipleri evlerine gidememişlerdir.

        Şikâyet mercii olmayışı: Normal bürokratik hiyerarşi dışında, polisin şikâyet mercii, sığınacağı bir yer bulunmamakta ve polis kendini “sahipsiz” hissetmektedir. Normal “Hukuk Büroları” bu konuda yeterli olmamaktadır.

·Polis istikbalinden emin değil: Mesleğin riski dolayısıyla polis, kendisinin, ailesinin ve özellikle çocuklarının istikbalinden emin değildir.

·Askerlik sorunu: Yıllardır dile getirildiği halde, polisin askerlik sorunu hâlâ çözümlenebilmiş değildir. İlk askerî eğitimden geçtikten sonra, polislerin geri kalan askerlik hizmetini kendi görevleri çerçevesinde verebilmeleri sağlanamamıştır.

X X X

            Polis’in sorunları bu kadarla kalmıyor; daha yüzlerce problemi sıralamak mümkündür. Buna rağmen polisimiz, bu zor şartlar altında vazifesini en iyi şekilde yapmaya çalışıyor. Türkiye nüfusunun yüzde 71’i polis bölgesinde yaşıyor ve başarılı operasyonlara dönük istihbaratın yüzde 86’sı polis tarafından sağlanıyor. Bütün sorunlara rağmen Türk polisi, İstanbul’daki terör olaylarında, başarısını dünyanın gözü önünde ispat etmiştir.

            Şimdi, Başbakan Erdoğan’dan, başarılı İçişleri Bakanımız Aksu ve ekibinden, vakit geçirilmeden polisin sorunlarına el atmalarını bekliyoruz.

            Bu konuda bazı tavsiyelerimizi sıralıyorum:

·Polis maaşları, yeni bir “yan ödeme” ihdas edilerek arttırılmalıdır.

·Polise “fazla mesai” uygulamasına geçilmelidir.

·Polisin “özel hayatı”na ayıracağı zaman arttırılmalıdır.

·Polisin “askerlik hizmeti”ni, askerî eğitim (okul) dönemi haricinde kendi mesleğinde yapabilmesi imkânı sağlanmalıdır.

·Polisin haklarını savunan bir müessese, uluslararası uygulamalardan da faydalanılarak, kurulmalıdır.

·Şehit polislerinin ailelerinin geleceği, tam olarak teminat altına alınmalıdır.

·Karakol polisine önem verilmeli ve “toplum destekli polis” projesi geliştirilmelidir.

·Polisin mesleğe alınmasında, ön sağlık incelemeleri üzerinde daha fazla durulmalı ve polisin meslek için psikolojik danışmanlık hizmetlerine önem verilmelidir.

X X X

            En önemlisi de, polise insanî açıdan değer verilmesi ve moralinin yüksek tutulmaya çalışılmasıdır.

 

­­­­­­­­__________________________________

 

AZERBAYCAN CUMHURİYETİ ANKARA BÜYÜKELÇİLİĞİ’NİN AÇIKLAMASI

            Azerbaycan Büyükelçiliği, gönderdiği bir açıklama ile 16 Aralık tarihli yazımı “şiddetle” kınamış ve “esefle” karşılamış. Açıklamada, Müslüman geleneklerine göre merhumun arkasından iyi konuşulması gerektiği hatırlatılarak, Türkiye’nin geniş bir kadro ile Aliyev’in cenaze törenine katıldığı ve Azerbaycan halkının üzüntüsü anlatılmış. Sonuç olarak, yazıdaki eleştirilerimin insanî, manevî değerlerle ve Tercüman gazetesinin basın meslek ilkeleriyle bağdaşmadığının altı çizilmiş.

            Yazımdan dolayı bazı Azerî kardeşlerimin üzüntüsünü anlayışla karşılıyorum. Ben, sadece tarafsız bir açıdan merhum Aliyev’i değerlendirmeye çalıştım. Mevcut rejim ne derse desin, ilerde objektif yazılan tarih kitaplarında, benim değerlendirmelerime benzeyen tesbitlerin yer alacağına inanıyorum. Merhum Aliyev, mahalledeki sıradan bir mevta değildir. Olumlu ve olumsuz icraatlarıyla tarihe geçmiş önemli bir devlet adamıdır. Komşu teyzeler gibi “ölünün arkasından konuşulmaz” düsturuna sığınmak yanlıştır. Aliyev gibi bir devlet adamı elbette her yönüyle değerlendirilecektir. Ancak, bunu, demokrasiyi bütün hürriyetleriyle beraber henüz içine sindirememiş resmî temsilcilerin anlaması mümkün değildir. Yazımda Aliyev hakkında sadece olumsuz değerlendirmeler yapmadım; “Haydar Aliyev, iyi yetişmiş, tecrübeli, zeki ve önemli bir devlet adamıydı” dedim ve “Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz” diye yazdım.

            Ben, kim olursa olsun Türk Dünyası’nda vefat eden bir millî lider için elbette üzüntü duyarım. Haydar Aliyev’e de üzüldüm. Ancak, bu durum onu ve icraatlarını eleştirmeme engel teşkil etmez.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2003 YILI YAZI LİSTESİ