Danıştay’a Saldırı ve Fırsatçılık

 

            Evvela, Danıştay 2. Daire üyelerine yapılan saldırıyı şiddetle kınıyor ve geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz. Esasen, aklı başında olan herhangi bir kişinin bu saldırıyı kınamaması mümkün değildir.

            Danıştay’ın veya başka bir devlet kuruluşunun kararlarını ve işleyiş tarzını beğenmeyebilirsiniz; bu durumu, hukuk çerçevesini aşmadan, her zaman tenkit edebilirsiniz. Ancak, hangi gerekçeyle olursa olsun, bu şekilde saldırıda bulunamazsınız. Yaşama hakkı en temel insan hakkıdır.

            Diğer taraftan, bu nevi saldırıların yargı üzerinde tehdit oluşturması, âdil yargının işleyişini sekteye uğratmamalıdır. Yargıçlar, hiç bir tesir altında kalmadan adalet tevziine devam edebilmelidirler.

X X X

            Danıştay, 1868 yılında, yani bundan 138 yıl ve Cumhuriyet’in kuruluşundan 55 yıl önce, Osmanlı döneminde kurulmuş en köklü yargı organımızdır. Danıştay, idarenin eylem ve işlemleri hakkında yargı denetimi ifa eden en üst yargı kuruluşudur. Bu işlevleri itibariyle demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez bir kurumudur.

            Bu sütunlarda zaman zaman yargının sorunlarından, hukukun siyasallaşmasından ve bazı yargı kararlarının yanlışlığından söz ederek tenkitte bulunduk. Bu tenkitlerimiz, milletin değerleriyle bağdaşan, kanunlara uygun objektif kararlar verebilen, demokratikleşmeye katkıda bulunacak bir yargı için gerekli ‘Yargı Reformu’ özlemini dile getirmiştir.

            Lâkin, ne çeşit kararlar alırlarsa alsınlar, yargı mensuplarının bu tip menfur saldırılara maruz kalmaları hiç bir şekilde tasvip edilemez.

X X X

            Olay henüz açığa çıkmış değildir. Yazıyı kaleme aldığımız sırada, saldırganın Bingöl’lü ve Marmara Hukuk mezunu bir avukat olduğunu biliyoruz. Ayrıca saldırıyı, Danıştay 2. Dairesi’nin başörtülü bir öğretmen hakkında verdiği kararla ilgili olarak yaptığını söylediği bildiriliyor.

            Hâl böyleyken, bu olayın, ‘Cumhuriyet’in değerlerine ve kurumlarına karşı’ yapıldığı, asıl hedefin ‘anayasal düzen’ olduğu; bunun ‘örgütlü suç’ niteliğinde bulunduğu; ‘laikliğe karşı’ bir saldırı olduğu ve bu saldırıdan ‘Hükûmetin sorumlu tutulacağı’ rahatlıkla ileri sürülebiliyor.

            Bu olay elbette hepimizi üzmüştür. Ancak, henüz saldırganın aklî muvazenesi ve olayın mahiyeti hakkında hiç bir bilgiye sahip olunmadan, ayaküstü yapılan bu açıklamalar; bu menfur olaydan faydalanarak kendi ideolojileri istikametinde toplumu germeye çalışanların fırsatçılığını da ortaya koymaktadır.

            Başbakan’ın Danıştay kararını eleştirmesi, bu saldırı olayından dolayı Hükûmeti sorumlu tutmayı gerektirir mi? İşi siyasete dökerseniz, bu mantıkla tecavüze uğrayanları tenkit eden herkesi olayların sorumlusu ilan ederseniz; aksine olaylarda sorumlu tutulmayı peşinen kabul etmiş olursunuz.

            Güvenlik konusunda tedbirsizlik ve hata varsa, sorumlulardan hesap sormak gerekir. Saldırganın arkasında gerçekten bir örgüt bulunuyorsa bunu açığa çıkarmak lazımdır.

            Ancak, bu gerçekten üzücü olayı fırsat bilerek siyasî ortamı germek, toplumun huzurunu bozmak ve siyasî rant sağlamaya çalışmak, herşeyden önce saldırıya maruz kalan yargıya saygısızlık olur.

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ