Cumhura Muhalif Cumhurbaşkanı

  

            İleride Türk tarihinin içinde yaşadığımız dönemini yazanlar, Türkiye’nin büyük bir şansa ve çok büyük bir talihsizliğe sahip olduğunu kaydedeceklerdir. Bu dönemde Türkiye’nin şansı, gerçekten demokrat, dirayetli bir Genelkurmay Başkanı’nın bulunmasıdır. Bu Genelkurmay Başkanı, kendi devrindeki antidemokratik eğilimlere set çekmiş; Türk Milleti’nin huzuru ve dirliği için çırpınmıştır.

            2000-2006 Dönemi’nde, Türkiye’nin en büyük talihsizliği ise Cumhurbaşkanlığı makamında oturan çatık kaşlı zattır. Cumhurun, yani halkın başı olan bu zat, cumhura muhalefetiyle anılacaktır. Halbuki meşhur meseldir; ‘Cumhura muhalefet kuvve-i hatadandır’. Yani, halkın tuttuğu bir davaya karşı çıkılmaz. Geliniz görünüz ki, bizim Cumhurbaşkanı, temsil ettiği ve başkanlığını yaptığı halkın büyük çoğunluğunun inançlarına, örflerine ve hissiyatına muhalif olmayı kendisine misyon edinmiştir.

            Cumhurbaşkanı, sadece bir kurumun, cansız bir makamın, kuru bir binanın başı değildir ki... Kendisini o makama seçip getiren cumhurun (halkın) başıdır. Halktan, halkın değerlerinden nefret edip halka kendi ideolojisine göre dayatma yapmak yerine; halkın değerlerine saygı gösterip halkı sevmek mecburiyetindedir.

            Esasen, milletin egemenliğine dayanan ‘Cumhuriyet’ rejimi de, millete tepeden bakan ve cumhuru ‘gerici’ olarak gören bir Cumhurbaşkanı ile kabili telif değildir. Demokratik ülkelerde cumhurbaşkanları, halkın sesini dinler ve halkın isteğine göre icraat yaparlar. Sadece halktan kopuk dikta rejimlerinde devlet başkanları, halk ile ters düşüp onlara dayatmada bulunurlar.

X X X

            Geçen hafta Cumhurbaşkanı Sezer’in Harp Akademileri’nde yaptığı konuşma, tamamen tek taraflı, peşin siyasî ve ideolojik hükümlerle dolu, sosyal huzuru bozucu mahiyette, talihsiz bir konuşmadır.

            Bir cumhurbaşkanı, askere hitaben yaptığı konuşmada, siyasîleri hedef alarak muhataplarını gericiliğe karşı ‘topyekûn savaşım’a çağırıp kışkırtıcılık yapmaz. Bir cumhurbaşkanı, herşeyden önce demokratik rejimin korunmasından ve halkın huzurunun idamesinden sorumludur. Anayasa’nın 104. maddesine göre; ‘Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder’. Oysa Cumhurbaşkanı’nın bu konuşması, milletin birliğini zedeleyici, huzuru bozucu, antidemokratik öğeler taşıyan bir konuşma olmuştur.

            Diğer taraftan, Cumhurbaşkanı’nın hukuk anlayışı ve anayasa yorumu; demokrasiye, insan hak ve hürriyetlerine temelinden aykırıdır. Bu yorumla, Anayasa’nın değiştirilmeyecek hükümleri genişletilmekte; 14. maddesi bir ‘düşünce ve vicdan polisi’ hâline getirilerek temel hak ve hürriyetler kolayca ayaklar altına alınacak hükümler şeklinde sunulmakta ve ‘bireyin inanç ve ibadet yaşamına’ sınırlamalar konulabileceği tehdidinde bulunulmaktadır.

            Cumhurbaşkanı, ayrıca tek örnek dahi göstermeksizin ‘irticai tehdidin kaygı verici boyutlara ulaştığı’nı ileri sürerek spekülasyon yapmaktadır.

X X X

            Cumhurbaşkanı’nın bu müessif konuşmasının din ve inanç hürriyeti ile irtica bölümünün tek kelimesine iştirak etmiyor ve bu sosyal huzuru, dirliği ve birliği bozucu, antidemokratik müdahaleleri kışkırtıcı tavrından dolayı onu kınıyoruz.

            Türkiye’de siyasallaşan ‘din’ değil, ideolojik bir hâle dönüşen ‘laisizm’ (laikçilik) anlayışıdır. Laiklik gibi halkımızın benimsediği ve demokrasiyle birlikte uygulanan modern bir kurum istismar edilip siyasallaştırılarak ‘militan demokrasi’(?)nin jakoben dayatmalarına âlet edilmektedir.

            Yargıya yapılan müdahaleler karşısında çıt çıkarmayan, Anayasa Mahkemesi’ndeyken Genelkurmay’ın irtica brifinglerine katılmayı müdahaleden saymayan ve yargının siyasallaşmasında bizzat rol oynayan Cumhurbaşkanı’nın; mevcut iktidarın yargıya müdahalesine tek misâl vermeden siyasallaştırmaktan bahsetmesi, ironik bir durumdan öteye bir mana ifade etmez.

            İşin üzücü tarafı, kendini demokrat olarak gören bazı aydınların, sırf AK Parti düşmanlığı adına Cumhurbaşkanı’na alkış tutmalarıdır.

X X X

            Cumhurbaşkanı’nı dinlerken sanki bir CHP sözcüsü konuşuyor zannettik ve Anayasa’nın 101. maddesindeki tarafsızlığını tamamen yitirdiğini düşündük.

            Türk tarihi Ahmet Necdet Sezer’i, halkın inançlarına ve değerlerine karşı çıkan; cumhuruna muhalefet eden ve halkını sevmeyen; reformları engelleyen; tutucu ve asık suratlı bir Cumhurbaşkanı olarak kaydedecektir.

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ