CMK’da Yanlışlar/Tefrit

  

 

            1984’de Başbakanlık Müsteşarı iken Özal’ın, Polis Vazife ve Salâhiyetleri Kanunu’nda yapmak istediği bazı değişikliklere, “İnsan haklarını ihlâl edeceği” gerekçesiyle karşı çıkmıştım. 1970’li yılların şehirlerdeki terör olaylarına karşı mücadelede polisin yetkilerinin yeterli olmadığı şeklindeki tezin tesiri altındaydık. O günlerde, suçla mücadele ile kişi hak ve hürriyetleri arasındaki dengenin haklar aleyhine bozulmaması gerektiğini savunmuş ve merhum Özal’ı bu konuda ikna etmiştim.

            Son yıllarda CMUK’ta yapılan değişiklikler, hep kişi hak ve özgürlükleri lehine gerçekleşti. Tabiî bunda AB uyum sürecinin de etkisi oldu.

            Lâkin, 1 Nisan’da TCK ile birlikte yürürlüğe girecek olan CMK (Ceza Muhakemeleri Kanunu), tam bir “tefrit” mahiyetindedir ve dengeyi suçla mücadele aleyhinde telâfi edilmez şekilde bozmuştur. Öyle ki, bazı gözaltı şartları ve hukuka aykırı delil konusunda, hiçbir AB ülkesinde bulunmayan suçla mücadeleyi kısıtlayan hükümler getirmiştir.

            Bu CMK ile güvenlik güçlerinin müessiriyeti, asayiş ve güvenliğin temini mümkün değildir.

X X X

            Gelişmiş ülkelerde, suç karşısında insan haklarına önem verilmesi süreci 1960’larda başladı; ancak 1990’lardan itibaren sınırsız hak ve özgürlüklerin suçla mücadeledeki etkinliği azalttığı görülerek bazı usûl konularında geriye dönüş yapıldı. Batı’nın yirmi yıl önce yaşadığı bu süreci şimdi gecikerek bizim yaşamaya başlayacağımız ve suç karşısında zorlanacağımız anlaşılmaktadır. Nitekim, daha yeni CMK yürürlüğe girmeden, mevcut CMUK’ta yapılan bazı değişiklerin de etkisiyle suçla mücadelede müessiriyetin azaldığı ve 2004’de bütün Türkiye’de, özellikle İstanbul’da bir “suç patlaması”nın meydana geldiği müşahade edilmektedir.

X X X

            Aslında CMK’daki değişiklikler, daha önceki uzun bir dönemde polisin yetkilerini kötüye kullanmasının bir sonucu olarak da kabul edilebilir. Geçmişte, suçla mücadele edilirken kişinin hak ve özgürlükleri hattâ yaşama hakkı elinden alındı. Bu kanun, polisin keyfî davranışlarının önüne geçiyor; ancak bu düzenlemeler, beraberinde bir de önemli boşluk ortaya çıkarıyor. Bu boşluğu şimdi de “suçlular” dolduracak. Vatandaşlar daha önce polisin keyfî şekilde gözaltına alma tehlikesiyle karşılaşırken, şimdi de sokaktaki suçlular tarafından tâcize uğrayacaklar.

            Kısaca, yeni CMK ile “ifrat”tan “tefrit”e geçilmiş, insan hakları ile suçla mücadele arasında bir “denge” kurulamamıştır.

X X X

            Yeni CMK’daki şu hükümler suçla mücadeleyi ve güvenlik güçlerini tesirsiz hâle getirecektir:

            1. Savcının “yazılı emri” olmadan kolluk görevlilerinin kendiliğinden hiç bir yetki kullanmasına müsaade edilmemesi.

            2. Yine, gecikmesinde sakınca olan durumlarda dahi arama ve müsaderenin (el koymanın) savcının yazılı emrine bağlanması.

            3. Polisin savcı adına tanık dinleyememesi; poliste olması gereken yer gösterme yetkisinin savcı ve hâkime verilmesi.

            4. Gözaltına alma yetkisinin güvenlik güçlerinden alınması.

            5. Sorgusu yapılan sanığın, ihtiyaç hâlinde ikinci defa ifade alma işleminin sadece savcı tarafından yapılabilmesi.

            6. Hapis cezasının üst sınırı 2 yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verme yolunun kapatılması.

            7. Dinleme, gizli izleme ve gizli görevli kullanma gibi yetkilerin daraltılması ve suçu takibin zorlaştırılması.

X X X

            Diğer taraftan, Türkiye’nin jandarmayla birlikte 400 binin üzerinde güvenlik görevlisi var ama yalnızca 3 bin savcısı bulunuyor. İşinde uzman bu kadar güvenlik görevlisine dur deyip 3 bin savcıdan bütün suçları aydınlatmasını isteyeceksiniz. Bu takdirde savcı sayısının en az 15 bin olması gerekir.

            Savcılara “suç soruşturma eğitimi” verilmez. Bunun için de dünyanın her yerinde suç soruşturmasını savcılar değil polisler yapar; savcılar sadece denetler. Yeni CMK ile savcıya, “Polisle birlikte çık, sokakta delil ara” denilecek. Yani “polisleşmiş savcılar” gerekecek. 3 bin savcının her biri “süpermen” olsa ya da “Nuh Mete Yüksel” gibi gece gündüz suçlu avına çıksa, gene de yeni CMK’da üzerine yüklenen görevlerin altından kalkamaz.

X X X

            Polis, 1 Nisan’dan sonra haklı olarak daha çekingen davranacak ve sokakta ciddî güvenlik sorunları yaşanacaktır. Bazılarının iddia ettiği gibi CMK’ya karşı tavır koymak için kasıtlı olarak değil, hatâ yapmamak ve suç işlememek için olaylara daha az müdahale edebilecek; bu da asayişte zaafların yaşanmasına sebep olacaktır.

            Bir tarafta AB, bir tarafta insan hakları, diğer tarafta da asayiş ve güvenlik... Bu meselenin halli kolay değildir.

            Lâkin zararın neresinden dönülse kârdır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ