“Ortak Cephe”ye Dikkat

 

            Başbakan’ın asrın felâketine dûçar olan Güney Asya ülkelerini ve eski Osmanlı memalikinden olan Balkan ülkelerini ziyaret etmesini çok faydalı ve lüzumlu görüyoruz. Ancak, gittikçe daha fazla karışmaya ve kaynamaya başlayan Orta Doğu’yu, artık sanki uzaklardan seyrediyor gibiyiz. Halbuki, bu bölgedeki son gelişmelerin, kısa zamanda alevlenecek olayların habercisi olabileceğini unutmamak gerekir.

X X X

            Irak seçimleri öncesi ve sonrasında teati edilen bir hayli sert beyanatlar, olduğu gibi havada kalmış; ABD Dışişleri Bakanı Rice’ın, kapalı kapılar ardında ve müşterek otomobil seyahatinde söyledikleri henüz açığa kavuşmamıştır. Ancak, Kerkük’ün statüsü ve PKK konusunda net bir vaadde bulunmadığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, Başbakan ve Dışişleri Bakanı’nın verdiği beyanatlara ve seçimlerde yapılan hilelerin tesbit edilmesine rağmen, Türkiye hâlâ Irak Seçimleri’ni meşrû görmediğini ilân etmemiş; Dışişleri sözcüsünün ne anlama geldiği pek anlaşılmayan beyanatıyla iktifa edilmiştir.

            Bu arada, ABD’nin Türkiye’nin müdahale ihtimaline karşı Kuzey Irak’a asker yığdığı şeklindeki doğrulanmamış haberi, İran’ın nükleer tesisleri üzerinde ABD’nin istihbarat uçuşları yapması ve İran’daki patlama, Lübnan eski Başbakanı Harirî’nin öldürülmesi ve ABD’nin bu olaydan Suriye’yi sorumlu tutarak büyükelçisini çekmesi, Orta Doğu’da olayların süratle tırmanışa geçtiğini ve ABD’nin yeni saldırıları için gerekçe bulmaya çalıştığı ihtimalini arttırmaktadır.

X X X

            Her zaman söyledik: Türkiye’nin kafasını kuma gömerek bu olaylara seyirci kalması, onu olayların dışında tutmaz ve tesirinde kalmasını önlemez. Türkiye, Orta Doğu’daki millî menfaatlerini koruyabilmek için, gerektiğinde silâhlı gücünü de ortaya koyarak müdahaleci olmak mecbûriyetindedir. Güya Irak Savaşı’nın dışında kaldık da ne oldu? Yarım asırlık müttefikimizi küstürdük ve kendimize neredeyse düşman ettik. Irak’taki ezilen Müslümanların ve eski tebamızın canını koruyamadık. Soydaşlarımıza yapılan zulüm ve haksızlıklara karşı seyirci kaldık. Buna rağmen de, ABD’den sonra en fazla can kaybını biz verdik. Bu gidişle, yakın zamanda eli kanlı peşmerge Talabanî’yi ve Türkiye düşmanı Barzanî’yi devlet töreniyle karşılamak zorunda kalacağız.

            Dün açıklanan, ABD’ye karşı İran ve Suriye’nin ittifak yaparak “Ortak Cephe” oluşturma kararı da, Türkiye’yi zor duruma sokacak bir gelişmedir.

X X X

            Türkiye’nin, herşeye rağmen, bölgenin en güçlü durumdaki “Merkez Ülke” konumunda olması, onun bu nevî mevziî askerî ittifakların içinde bulunmasına engel teşkil eder. Çok gerekmedikçe Türkiye’yi bu tip bölgesel ittifakların içine itmek, onun uluslararası diplomatik statüsünü zedeler. Bir taraftan ABD müttefiki, bir taraftan NATO üyesi, diğer taraftan da AB üyeliği için müzakerelere başlayacak olan Türkiye’nin, terör iddiasıyla hedef alınan İran ve Suriye ile askerî bir ittifak içine girmesi mümkün değildir. Ancak, ABD, Irak’ta Türkiye’ye karşı yürüttüğü sinsi politikasını açık bir husumet hâline getirdiği takdirde, Türkiye’nin kendi güvenliği ve menfaatleri için her ihtimali değerlendirmesi gerekebilir.

X X X

            Türkiye’yi asıl zora sokacak olan, ABD’nin Suriye’ye ve/veya İran’a karşı bir saldırı hareketinde müttefiki olan Türkiye’den yardım istemesi ihtimalidir. Bu takdirde Türkiye’nin, Irak’taki sukût-u hayâlinden sonra ABD’nin yanında yer alması kolay olmayacaktır. Çünkü, iki sene öncesine göre bölgedeki bütün şartlar değişmiştir. Şöyle ki:

            1. Türkiye ve ABD, Irak Savaşı ve sonrasında müttefik olmanın icaplarını karşılıklı olarak yerine getirmemişlerdir. ABD, Irak’ta Türkiye’yi hiçe sayarak bütün kırmızı çizgilerini çiğnemiştir.

            2. Saddam’ın kimyasal silâhlara sahip olmadığının ve El Kaide ile bağlantılı bulunmadığının sonradan öğrenilmesi, nasıl Irak’ın işgalini mesnetsiz bırakmışsa; İran’ın nükleer silahının olduğu ve Suriye’nin Harirî’yi öldürttüğü gibi iddialar da doğruluğu ispatlanmamış ithamlardan ibarettir. Ayrıca bu gibi iddialarla bağımsız egemen devletlerin işgalinin doğruluğu da tartışmalıdır.

            3. Beşşar Esad’ın Suriyesi Hafız Esad’ınkinden; Hatemî’nin İranı da Humeynî’ninkinden çok farklıdır. Suriye’de, açık bir modernleşme ve demokratikleşme talebi vardır. İran’da da geçen yıldaki bazı katı müdahalelere rağmen, modernleşme eğilimlerinin arttığı görülmektedir.

            4. Ayrıca, Türkiye’nin her iki ülke ile özellikle ekonomik ve ticarî münasebetleri son derece iyi durumdadır.

X X X

            Bu çerçevede, Türkiye ile ABD yetkililerinin vakit geçirmeden Orta Doğu’yu görüşmeleri ve karşılıklı duruşlarını belirlemeleri gerekmektedir. Çünkü, Türkiye’nin ABD’ye karşı İran ve Suriye ile Ortak Cephe’ye girmesi ne kadar imkânsızsa, mevcut şartlarda ABD ile İran ve Suriye’ye karşı birlikte hareket etmesi de o kadar mahzurludur. Üçüncü yol ise “devekuşu politikası” ile olaylara sırtımızı dönüp tarafsız kalmak değildir. Bu ihtimal de, bizi gene millî menfaatlerimizi koruyamaz hâle düşürecektir.

            Bizce tek çözüm yolu, Türkiye’nin ABD ve taraf ülkelerle münasebetlerini yoğunlaştırarak krizi önlemeye çalışması; bu mümkün olmazsa olayların seyrine göre ağırlığını koyarak müdahil olmasıdır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ