AB ve Türkiye’nin Tanıtılması

 

 

Dünkü gazetelerin ön yüzü, Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye hakkındaki oylamayı gösteren bir fotoğrafla kaplanmıştı. Fotoğrafta, çeşitli Avrupa ülkelerinin temsilcileri, ellerinde o güzelim ayyıldızlı bayrağımızla AB bayrağını yanyana gösteren ve altında Türkçe ve değişik dillerden “Evet” yazılı pankartları kaldırıyorlardı. Avrupa, Türk Bayrağı ile gelincik tarlasına dönüşmüş; sanki ömrünün kışındaki bir medeniyette çiçekler açmış; bahar yeniden gelmişti. Avrupa Parlamentosu, aleyhteki bütün gayretlere rağmen, 262’ye karşı 407 oyla, yani büyük bir ekseriyetle, AB’nin, Türkiye ile üyelik müzakerelerine zaman geçirmeden başlatmasını teklif eden raporunu kabul etmişti.

X X X

            AB’ye girmenin, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve ekonomik gelişmesini hızlandırması gibi, bilinen yararları bir yana, sadece Türkiye’nin tanıtılması bakımından bile çok büyük faydaları olacaktır. Bırakınız tam üye olmayı, AB’ye giriş faaliyetlerini hızlandırdığımız son iki sene zarfında Türkiye’nin, Avrupa’da ve bütün dünya kamuoyunda ne kadar süratle tanındığını tahmin edemezsiniz.

            Yıllar yılı Türkiye’nin tanıtılması için nasıl çabalayıp durduğumuzu düşününce, şu son birkaç yılda bu konuda ne kadar mesafe aldığımızı idrak edebiliyorsunuz. Çok değil, daha 80’li yıllarda, ABD ve Avrupa’da yapılan kamuoyu yoklamalarında, nüfusun önemli bir bölümünün Türkiye’nin nerede bulunduğunu bilmediği ortaya çıkardı.

            Bu yıllarda Türkiye’nin Batı’daki imajı, aydınımızı çıldırtırdı. Batı’da Türkiye, “Camel” sigarasının develeriyle, çarşaflı kadınlarla, çok eşlilikle, eşeğe binmiş fakir köylülerle resmedilir;  Türk turizmi de, dansöz, Türk lokumu, şiş kebap üçgenine oturtulurdu. “Geceyarısı Ekspresi” filminin Türk imajı üzerindeki tahribatını bir türlü telâfi edememiştik.

X X X

            Ayrılıkçı Kürtçüler’in, Avrupa’nın en önde gelen gazetelerinde verdiği milyon euroluk ilânların nasıl finanse edildiğini bilmiyorum. Ancak biz, Türkiye olarak tanıtım ilânı vermek istediğimizde büyük malî sorunlarla karşılaşırdık.

            80’li yıllarda, ABD’de Türkiye lehinde lobi yapsınlar diye, Örtülü Ödenek’ten kıtıpiyos lobi şirketlerine birkaç milyon dolar aktarmak için neler çektiğimizi hatırlıyorum. O günlerde Ermeni Lobisi’nin karşısına Yahudi Lobisi’ni çıkarmak zorunda kalmıştık.

X X X

            Örtülü Ödenek ile başa çıkamayınca,  rahmetli Özal’ın tâlimatıyla 1985 yılında 3230 sayılı “Tanıtma Fonu Kanunu”nu hazırlamıştım. Fon’a bütçe dışı kaynaklardan sürekli nakit aktarımı sağlanıyor ve yıllık meblağ büyük rakamlara ulaşıyordu. Toplanan miktarın dörtte üçü Türkiye’nin tanıtımına harcanacak, yüzde 25’lik kısmı da “Osmanlı Arşivleri”nin ihyası için kullanılacaktı.

X X X

            Bu gayretlerimiz ve özellikle turizm konusunda yapılan yatırımlar, olumlu sonuçlarını vermeye başlamıştı. Buna mukabil, Ermeni diyasporasının, Rum lobisinin ve PKK çevrelerinin aleyhimizde harcadığı akıl almaz meblağları ve yoğun faaliyetleri tesirsiz hâle getirememiştik.

            Bütün bu faktörler bir yana, en önemlisi, Türkiye, Batı’nın ve dünyanın gündeminde değildi.

X X X

            İşte, AB’ye tam üyelik konusundaki gayretler, Türkiye’yi Avrupa’nın gündemine, hem de gündeminin başköşesine oturtmuştur. Son iki senelik dönemde, artık Avrupa’da “Türkiye” ve “Türkler” konuşulmaktadır. Gün geçtikçe Avrupalı, geçmişteki peşin hükümlerinden sıyrılarak Türkiye’yi yeniden keşfetmekte ve Türkiye hakkındaki olumsuz değer yargıları olumluya dönüşmektedir.

            Bizim “Temel”in, “Pen de seni tanımayrum da!” felsefesi ve ucuz kahramanlıklar, artık Türkiye için geçerli değildir. Türkiye’nin tanıtılmasındaki bu süratli ve müsbet gelişmeler, sadece siyasî neticeleri bakımından önemli değildir; dış ticaret, turizm, yabancı sermaye gibi ekonomik alanlarda da tesirli olan bir süreci başlatacak yeni bir dönemin müjdecisidir.

            Yalnızca bu dahi, Türkiye’nin AB yolundaki mücadelesinin ne derece isabetli olduğunu göstermektedir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ