TCK’da Yanlışlar/İfrat

 

 

            Bizim insanımızın ortak bir özelliği vardır: Yumurta kapıya dayanmadan harekete geçmeyiz. Yeni Türk Ceza Kanunu(TCK) konusunda da aynı süreci yaşadık. Koca bir sene uyuduktan sonra, Kanun’un yürürlüğe girmesine onbeş gün kala uyanıverdik. “Altı ayda Ceza Kanunu çıkarılmaz” diyoruz ama bu altı ay zarfında da doğru dürüst sesini çıkaran olmadı ki... Buluttan nem kapan, olmadık komplo teorileri uyduran, “irtica”nın kokusunu almakta pek mahir olan anlı şanlı medyamız, burnunun dibinde kendisi aleyhine çıkarılan hükümlerin farkına bile varamadı.

            TCK tasarısı hakkındaki 2 Temmuz 2004 tarihli yazımda, “TCK Tasarısı’nı bütünüyle değerlendirdiğimizde, ‘aceleye getirilmiş’ bir metin olduğunu görüyoruz” tesbitinde bulunmuş ve yazımı şöyle bitirmiştim: “Bizce, fazla aceleye getirmeden, TCK tâdil çalışmalarına ara vererek, TBMM’nin yaz tatilinden faydalanmak isabetli olacaktır”.

            Lâkin, sözümüzü kimselere dinletemedik ve AB’nin 17 Aralık değerlendirmesine yetiştirebilmek için, Anayasa ve Medenî Kanun’dan sonraki en önemli kanunumuzu çıkmaza soktuk.

X X X

            Hani derler ya, yiğidi öldür ama hakkını ver... Yeni TCK, bize göre, baştan aşağı yanlışlarla dolu, kötü bir kanun değildir. Özellikle, Türkiye’nin son iki yıllık dönemde gerçekleştirdiği demokratikleşme hamlesinin ruhuna uygun, kişiye önem ve değer veren, dünyadaki değişimin ve yeni gelişmelerin aksettirildiği, iyi niyetli hazırlanmış bir kanundur. Öyle ki, yeni CMK’da bu liberal ve demokratik renk o derece ağır basmıştır ki, güvenlik güçlerinin müessiriyetini azaltır hâle getirmiştir.

X X X

            Yeni TCK ve TMK, ifrat ve tefrit sayılabilecek hatâlarla doludur (Bu arada dil, üslûp ve kavram yanlışlarını saymıyoruz). TCK’da bir tarafta, bazen suçta caydırıcılığı ortadan kaldırabilecek kadar hafifletilmiş cezalar bulunurken, diğer tarafta “düşünceyi ifade” ve “basın” hürriyetleri konusunda daraltıcı ve sınırlayıcı hükümler yer almaktadır.

            Bu hükümleri iki başlık altında şu şekilde sıralayabiliriz:

            1. Düşünceyi İfade Hürriyetini Sınırlayan Hükümler: Bu konuda eski 312. ve 159. maddelerin, daha muğlak ve yoruma açık hâle getirilerek aynen devam ettirildiğini görüyoruz. Buna göre, eski maddelerdeki “amaç” ve “saik”in cezalandırılarak düşüncenin suç haline getirilmesi keyfiyeti, yeni maddelerde de aynen devam etmektedir. Şöyle ki;

                        a) 216. maddeye göre (eski 312. madde); herhangi bir düşünceyi ifade, “kamu güvenliği için tehlikeli tarzda” ve “kamu barışını bozmaya elverişli” olarak yorumlanabilecektir.

                        b) 302. maddeye göre (eski 159. madde); herhangi bir eleştiri, devlet kurumlarını “aşağılama” şeklinde kabul edilebilecektir. Madde gerekçesindeki açıklamalar, madde metnindeki esnekliği telâfi etmeye yetmeyecektir.

            2. Basın Hürriyetini Sınırlayan Hükümler: Eski TCK’da bulunmayan veya daha az sınırlayıcı hükümler, yeni TCK’da yer almıştır. Bu hükümler incelendiğinde; yoruma açık oldukları ve daha önce çıkarılan Basın Kanunu ile çelişme içinde bulundukları görülecektir. Kısaca sıralarsak;

                        a) Basın yoluyla “iftira”, medyayı tamamen felce uğratacak şekilde düzenlenmiştir. Bunun yerine, bir türlü işletilemeyen ve maksadına uygun hâle getirilemeyen “tekzip” kurumunun düzeltilmesi daha uygun olacaktır.

                        b) “Suçu” ve “suç işleyeni övme” suçu da, “intihara teşvik” suçu da son derece mübalağalı biçimde vaz’edilmiştir.

                        c) “Devlete karşı savaşa tahrik” de, ne olduğu tam anlaşılamayan ve sınırları belli olmayan bir suçtur.

                        d) “Müstehcen” neşriyata suç düzenlenmesi eski bir hikâyedir ve tabiatıyla yoruma çok açık bir konudur. Mahkemeleri, müstehcenlik tartışmalarıyla meşgul etmenin de lüzumu yoktur.

X X X

            Eski bir Basın-Yayın Bakanı olarak, daima Basın’ın “otokontrolu”ndan yana oldum. Medyanın, her zaman bu özeleştiri şuuruna sahip olmadığını, “dördüncü kuvveti” bazen kendi çıkarları istikametinde kullandığını ve haksızlıklar yaptığını çok iyi bilen ve yaşayan biriyim. Ancak, çözümü sadece ceza kanunlarında aramanın çıkar yol olmadığını bilmemiz lâzımdır.

            Sonuç olarak, yeni TCK’daki düşünceyi ifade ve basın hürriyetleri ile ilgili sınırlamaların değiştirilmesi gereklidir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ