KIBRIS, AZERBAYCAN, IRAK

  

            KIBRIS seçimleri nihayet yapıldı. En büyük oyu, AB’nin ve Rumların desteklediği, Anavatan Türkiye aleyhtarı, solcu CTP-Birleşik Güçler aldı. Bizim liberal geçinen eski tüfekler ve Denktaş düşmanlığını “çözüm” sanan kalemşorlar kına yaksınlar... Hele Kıbrıs konusunda seyirci kalarak alttan alta sinsice Denktaş aleyhtarlığı yapan hükûmet çevrelerine ne demeli?... Herhalde, “bindiği dalı kesmek” buna dense gerektir. Hükûmet, Kıbrıs konusunda başlangıçtan beri yanlış politika uygulamış ve zigzaglar çizmiştir. Burnunun dibindeki, Bilecik’ten küçük bir avuçluk yerde kendi dış politikasını hâkim kılamayan bir iktidarı nasıl tanımlayalım, bilmem ki?

            Aslında, seçim sonuçları Kıbrıs’ta solun zaferi değildir. Denktaşçı partiler ile Annancı partilerin toplam oyları birbirine eşit gibidir. Nitekim iki taraftan Meclis’e giren partilerin çıkardıkları milletvekilleri de 25’er adet, yani birbirine eşit olmuştur. Denktaş’ın yapması gereken, en fazla oyu almış CTP Genel Başkanı’na Hükûmeti kurma görevi vermesidir. Böylece, hem demokrasinin icabı yerine getirilmiş olacak, hem de “Türk solu”nun tarihî beceriksizliğinin Kıbrıs’ta, nasıl tecellî edeceği görülecektir. Kıbrıs’ta çözüme gidilirken, Başbakanlık makamında Denktaş ile uyumlu çalışabilecek birinin varlığı elbette çok önemlidir. Ne yazık ki Kıbrıs kamuoyu, dünya çapındaki bir propagandanın tesirinden kendisini koruyamamıştır. Diğer taraftan, milletvekili transferinin hukuken mümkün olmadığı Kıbrıs’ta kısa zamanda seçimlerin yenilenmesi en büyük ihtimal olarak ortaya çıkmaktadır. Bu arada, UBP-DP ikilisine BDH’nin katılmasıyla “üçlü koalisyon” ihtimalinin denenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kısaca, birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyulan bir dönemde Kıbrıs’ta siyaset kilitlenmiştir.

X X X

            AZERBAYCAN’da, Haydar Aliyev’in ölümü, daha doğrusu muhalefete göre çok önce vefat etmiş bulunan Aliyev’in naaşının getirilişi münasebetiyle göz kamaştırıcı törenler düzenleniyor. Baba Aliyev’in ölümünden önce tertiplenen “iktidar senaryosu” bütün safhalarıyla sahneye konuldu. Tamamen antidemokratik bir entrikadan ibaret bu oyunun neticesinde Oğul Aliyev, babasının yerine diktatörlük koltuğuna oturtuldu.

            Haydar Aliyev, Sovyetler Birliği devrinde 1969-1982 yılları arasında, Komünist Partisi 1. Sekreteri olarak Azerbaycan’ı idare etti. Daha sonra yıldızı parlayan H. Aliyev, 1982-1987 yılları arasında Moskova’da, Gorbaçev tarafından devre dışı bırakılıncaya kadar, Politbüro üyesi olarak görev aldı. 1990’da Nahcıvan’a döndü ve pusuya yatarak Azerbaycan’daki gelişmeleri takibe başladı. Ebulfeyz Elçibey liderliğindeki “Halk Cephesi” şehitler vererek “Azerbaycan Millî Mücadelesi”ni gerçekleştirirken Haydar Aliyev, tecrübeli, kurnaz ve kaşarlanmış bir politikacı olarak sıranın kendisine gelmesini bekliyordu. Nitekim, 1993 Haziranı’nda Rus uşağı Hüseyinov’un darbesinden faydalanarak hâkimiyeti ele geçirip Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu.

            H. Aliyev, diktatörlüğü döneminde, aydınlar ve halk üzerinde tam bir totaliter baskı kurdu; Ermeniler’e yeni toprak kayıpları verdi; Azerbaycan’ın hiçbir temel problemini çözemedi. Onun döneminde halk, fakru zarûret içerisinde inleyip durdu. Bu dönemde yolsuzluk ve Nepotizm (akraba kayırmacılığı) o derece yaygınlaşmıştı ki, H. Aliyev’in akrabalarının ve yakınlarının isteği dışında ülkede iş yapabilmek mümkün değildi. Buna mukabil Haydar Aliyev, iyi yetişmiş, tecrübeli, zeki ve önemli bir devlet adamıydı. Bütün hatâlarına ve baskıcı siyasetine rağmen Azerbaycan’da siyasî istikrarı sağlamış bulunuyordu. Halbuki, âdeta yerine zorla getirdiği İlham Aliyev, babasının hiçbir vasfını taşımayan ve sadece “aferist” yaşamayı şiar edinmiş sıradan bir politikacı ve özelliği olmayan bir veliahttır. İ. Aliyev’in, Azerbaycan’ı uzun süre babası gibi idare etmesi mümkün değildir. Azerbaycan halkı, İ. Aliyev’i kısa zamanda başından atmasını bilecektir.

            Haydar Aliyev’e Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Allah taksiratını affetsin. Ayrıca, İlham Aliyev yönetimine katlanmaya mecbûr edilen Can Azerbaycan’ın kardeş halkına da ecir ve sabır niyaz ediyoruz.

X X X

            IRAK’ta, Saddam’ın yakalanmasıyla bir dönem daha kapanmış oldu. Halkının düşmanı, zalim diktatör Saddam, tek kurşun bile atmadan, en zelil, sefil ve haysiyetsiz bir şekilde ele geçirildi. Şimdi, daha dokuz-on ay önce Saddam’ı kahraman ilân edenlerin, TV ekranlarında onun aleyhinde nasıl da bülbüller gibi şakıdığını görünce, bu pişkinlik karşısında küçük dilimizi yutacak gibi oluyoruz. Bu zavallı diktatör bozuntusu karşısında ne dediysek çıktı. Lâkin, olanlar mâsum Irak halkına ve Irak Krizi’ni bir türlü doğru okuyamayan Türkiye’ye oldu.

            Saddam’ın yargılanmasına gelince, bundan daha komik bir şey olamaz. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Nurnberg’de yaralanan, Miloseviç dâvâsıyla yıpranan uluslararası hukuk, bakalım bu defa da birbirinden gülünç duruşmalarla ayaklar altına alınacak mı? Nazileri de, Sırp kasabı Miloseviç’i de, Saddam denilen diktatörü de zerre kadar sevmiyoruz. Ancak işgalci ABD’liler Saddam’ı neyle itham edeceklerdir? Artık doğru olmadığını itiraf ettikleri “kitle imha silâhları bulundurmak”la mı? Adam, diktatör filân ama ülkesinin de lideri. Sen durup dururken saldırıyorsun ve ülkesini işgal ediyorsun. Şimdi yapacağın iki şey var: Ya savaşta mağlûp olmuş bir asker gibi kurşuna dizeceksin, ya da hapsedeceksin... Aksi takdirde, yapılacak “yargılama soytarılığı”na kim inanır?!...

            Saddam’ın sonu, halkına zulmeden, Haktan ayrılan bütün diktatörlere ibret olmalıdır.

X X X

            Türkiye’ye gelince; Kıbrıs’ta da, Azerbaycan’da da, Irak’ta da uyguladığımız tutarsız ve pasif dış politikamızın iflâs ettiğini bir defa daha tekrarlıyoruz..

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2003 YILI YAZI LİSTESİ