Felluce Katliamı

 

           ABD, bütün dünyanın gözünün önünde ve burnumuzun dibinde Telafer’de, Felluce’de, Musul’da katliam yapıyor. Yaralı bir direnişçinin, bir Amerikan askeri tarafından camide öldürülmesinin görüntülenişine kadar, kimse sesini çıkarmıyor. Neredeyse bir asır öncesindeki Ermeni tehcirini katliâm gibi kabul ettirmeye çalışanlar, bu arada bir kısım ABD’liler, bu tablo karşısında utanç duymuyorlar mı?...

            İşgal altındaki Irak’ta, Kürt peşmergeler Amerikalıların öz evlâtları; ABD’nin işgalci güçleri ile dayanışma içindeler ve ne yazık ki, onların katliâmlarına iştirak ediyorlar. Şiî Araplar, bir yandan İran tarafından desteklenirken, bir yandan da İngiliz ve Amerikalılarla anlaşarak, çoğunlukta olmanın verdiği rahatlıkla boş bir bekleyiş içindeler; Hz. Ali’nin türbesinin bombalanması bile onları harekete geçiremedi.

            Sünnî Araplar ile Türkmenler ise tamamen sahipsizler. Felluce merkezli Sünnî Araplar, saldırıya uğrayınca ilk kaçanlar arasında olan El Kâide ve benzeri terör örgütlerinin ve birkaç iyi niyetli Arap destekçinin dışında yalnızlar. Türkmenler de ümitlerini bizimkilerin sitemli beyanatlarına bağlamış durumdalar.

X X X

            Savaşın başlangıcında, Amerikan askerlerinin Türk topraklarından geçerek Irak’a girmesini -sanki hava sahasından geçerek bombalamak aynı şey değilmiş gibi-, Müslüman kanı akmasının vebalini almamak için reddedenler, yanıbaşımızda uygulanan bu vahşet karşısında şimdi vebalden kurtulmuş mu oluyorlar? Buğuzla yetinmenin kompleksi ruhlarına işlemiş bu kuru sıkı vebal anlayışı, “Bakın, iyi ki biz de Irak bataklığına girmemişiz” terânesiyle teselli bulacak kadar sathîymiş demek ki...

            Sen, bölgenin tek güçlü ülkesi ol; milyonluk ordu besle; asırlardır bütün coğrafyanın hâkimi olarak yaşa; tamamı Müslüman, önemli bir bölümü Türk olan ve sınırlarının hemen bitişiğinde bulunan bir ülkedeki bu olaylar karşısında sessiz ve tesirsiz kal... Böyle bir rezaleti içinize nasıl sindirebiliyorsunuz, bana söyler misiniz?...

X X X

            “Ne yapalım yani, Amerika’ya savaş mı açalım?” diye mugalâta yapmak, sizi tarih önündeki sorumluluğunuzdan kurtarmaz. Tarih çerçevesinde Kerkük’ün, Musul’un, hattâ Felluce’nin, Adana’dan, İzmir’den, Edirne’den ne farkı vardır ki? Lâkin, bu tarih şuurunu taşıyacak kelleler nerede?...

            Savaşın başlangıcında, ne yapıp edip Irak’a Türk askerini gönderebilseydik, hem bütün bu katliâma ve vahşete mâni olabilirdik; hem de Türkiye’nin millî menfaatlerini koruyabilirdik. İş işten geçtikten sonra, geçen yıl 7 Kasım’da çıkardığımız tezkere de bir şeye yaramadı. ABD, bu defa peşmergelerin itirazı sonunda ve bir takım yanlış hesaplarla asker göndermemizi istemedi. Yoksa şimdi Mehmetçik Felluce’de olurdu ve bu katliâm aslâ yaşanmazdı.

X X X

            Bu yazıyı birilerine sitem etmek için yazmıyorum. Artık geçmişe dönemeyiz. Lâkin, geçmişi iyi değerlendirmeden bugünü anlamamız ve geleceği tahmin etmemiz mümkün değildir.

            Irak meselesinin halli ve Orta Doğu’da huzurun tesisi, ancak Türkiye’nin bu konudaki aktif dış politikasına bağlıdır. Türkiye, her türlü riski göze alarak üzerine düşen tarihî vebali yerine getirmeli ve bu sorunların çözümünde tanzim edici rol oynamalıdır. Bir zamanların, hudutlarının içine hapsedilmiş, “Mîsâk-ı Millî” mâzeretli, otarşik ve pasif dış politikasının artık geçerliliği kalmamıştır.

            Diğer taraftan, ABD de, Irak ve Orta Doğu’da Türkiye’nin desteğine muhtaçtır. Türkiye’nin desteği olmadan saplandığı Irak bataklığından çıkamaz ve Orta Doğu’daki terör kaynaklarını kurutamaz. Esasen, sanıldığı gibi askerî gücü ve ekonomik durumu da buna müsait değildir.

X X X

            Sonuç olarak, Türkiye, Irak’taki bu katliâmı durdurabilmek ve millî menfaatlerini koruyabilmek için Irak’a asker göndermek zorundadır. ABD’nin de, içinde bulunduğu açmazdan kurtulabilmesinin başka bir yolu yoktur.

            Bu teklifimin, ABD’nin Felluce’deki vahşeti sonrasında nasıl tepkiyle karşılanacağını biliyorum. Ben de, bu tepkiyi gösterecek olanlar kadar, ABD’nin Irak’taki tutumunu nefretle takip ediyor, ekranlara akseden zulmü gözyaşlarıyla seyrediyorum.

            Lâkin, bağırıp çağırıp buğuz ederek Irak’ın mazlum halkına yardım edemezsiniz. Burada önemli olan, ABD’yi bataklıktan kurtarmak değil, buradaki insanlarımıza sahip çıkabilmektir. Aksi takdirde, asırlarca birlikte yaşadığımız kardeşlerimizin kanları akmaya devam edecektir.

X X X

            Mersiye edebiyatını ve kolay politikayı bir tarafa bırakalım. Çok şey istemiyoruz. Biraz basiret, birazcık feraset, azıcık da cesaret...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ