Özal’ı Çok Özledim

 

            Sevgili okuyucularım, yarın rahmetli Özal’ın ölüm yıldönümü. Bu Pazar sizlerle, halkımızın sevgiyle hatırladığı Turgut Özal hakkında sohbet edeceğim.

            Merhum Özal ile baba oğul gibiydik. Birbirimizi çok sever ve sayardık. Beğendiğimiz ve beğenmediğimiz taraflarımız vardı. Ona duyduğum bağlılık ve sadakat sebebiyle, nezdinde yıprandığımı bile bile, yanlış gördüğüm hâllerini tenkit ederdim. O da beni fazla sert ve katı bulurdu. Bana itimat ederdi; ben de gece gündüz çalışarak itimadına layık olmaya çalışırdım. Son döneminde, etrafının tesiriyle bana haksızlıklarda bulunmuştu. Lâkin O’na hakkımı helâl ediyor ve O’nun bu aziz millete yaptığı hayırlı hizmetleri şükranla yâd ediyorum.

            Özal’ı Özlemek...

            ‘Özal’ı özlemek’ deyimini, mevcut siyasî iktidarı dolaylı şekilde eleştirmek için kullanmıyorum. Bilakis Erdoğan ve arkadaşlarının Özal’ı ve Özal Dönemi’ni çağrıştıran bazı yenilikçi icraatını takdirle karşılıyorum. Lâkin, o dönem bambaşka bir ‘Altın Dönem’di. Halkımız bugün o günleri özlemle yâd ediyor.

            Özal, beraberce hazırladığımız ‘24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Programı’ndan itibaren, birinci derecede müessir olduğu 10 yıllık dönemde, Türkiye’nin çehresini değiştirdi; ekonomik ve sosyal yapısını temelinden etkiledi. Kendi zamanında gerçekleştirdiği reformlar neticesinde bir ‘transformasyon’un meydana geldiğini; Türkiye’nin ‘çağ atladığını’ söyler ve bundan çok hoşlanırdı.

            Özal, ‘küreselleşme’yi ve ‘bilgi toplumu’nu önceden görebilen ve en iyi şekilde idrak edebilen tek devlet adamımız olmuştur. Türkiye, bugünkü ‘bilgi teknolojisi altyapısı’na, Özal’ın ileri görüşlülüğü sayesinde sahip olmuştur (Ne yazık ki, Özal kendisinden sonraki ANAP yönetiminin seçiminde aynı uzak görüşlülüğü gösterememiştir).

            Özal’ın gerçekleştirdiği hamleleri saymakla bitiremeyiz. Meselâ; fert başına GSMH’yi 1500 dolardan 3000 dolara çıkararak ikiye katlamış; ithal ikâmesi modelini terk edip Türkiye’yi dışarıya açmış; dış ticaret hacmini üç misli arttırmış; altyapı, haberleşme ve ulaştırmada âdeta bir devrim gerçekleştirmiş; demokratikleşmeyi hızlandırmış ve sivil toplumu inşa edebilmek için büyük bir gayret sarfetmiştir.

            Bazı geceler rüyalarıma giriyor. Eski DPT ve Başbakanlık binasında, ceketlerimizi çıkarmış, kravatlarımızı gevşetmiş, dosyalar arasında çalışıyoruz. Bana hep “Çok çalışmalıyız Hasan; daha ‘İkinci Değişim Programı’nı uygulayamadık” diyor. Özlem ve hasretle uyanıyorum.

            Halk Çocuğu Özal

            Özal, kelimenin tam manasıyla bir ‘halk çocuğu’ydu. Halkın nabzını çok iyi tutar; halkın değerlerine inanır ve saygı gösterirdi. ANAP ve Hükûmet Programı’nın yazıldığı sırada, bizden olumsuz ifadeler kullanmamamızı istemişti. Bu metinlerde ‘şuna buna karşıyız’ şeklinde tek bir ibare bulamazsınız. Bize, “Neye karşı olduğunuzu değil, ne yapacağınızı söyleyin” derdi.

            O’nu, bulanık suda balık avlayıp 80’inden sonra tekrar Cumhurbaşkanı olmaya çalışan ilkesiz Demirel ve ikide bir irticaya karşı savaş çağrısı yapan halktan kopuk Sezer ile mukayese edebilir misiniz?!...

            Milletini, halkını ve insanını çok severdi. Onları ne oy makinesi olarak düşünür, ne de her an gericilerin istismarına kapılacak cahil kitleler olarak kabul ederdi. Onlar gibi inanır, onlar gibi ibadet eder, onlar gibi türkü söylerdi.

            Semra Hanım’a görünmeden buzdolabını karıştırıp bulduklarını keyifle atıştırırken, “Köprüden geçti gelin/Saç bağın düştü gelin” diyerek türkü söylemesini; çok sevdiği ‘Yunus gibi’ şarkısını dâvudî sesiyle udum eşliğinde geçmesini hiç unutmuyorum.

            O’na şarkısıyla seslenmek istiyorum:

            “Sana öyle hasretim ki, bir çabam yok varam diye”

            Velhâsıl Özal, birileri gibi halkı ikbali için kullanan bir taş kalpli politikacı ve halka tepeden bakan zorba bir jakoben değil, bir ‘gönül adamı’ idi.

            ‘Lafın Tamamı Aptala Söylenir’

            Merhum Özal çok zekiydi. Leb demeden leblebiyi anlardı. Bütün zeki insanlar gibi, uzun uzadıya yapılan açıklamalardan nefret ederdi. Sık sık “Lafın tamamı aptala söylenir” derdi. Aramızda kısa kelimelerle konuşurduk. Herkes şifreli konuştuğumuzu zannederdi.

            Demirel de çok zeki ve pragmatik bir politikacıydı ama ben Özal kadar hızlı düşünen ve çabuk karar veren pratik bir devlet adamı görmedim.

            Özal’ın başbakanlığının ilk dönemi çok zor geçmişti. Bir taraftan, 12 Eylül’den demokrasiye geçişin sancıları ve Evren Paşa’nın kaprisleri; diğer taraftan âcilen gerçekleştirilmesi gereken reformlar ve ANAP Grubu’nun bitmek tükenmek bilmeyen talepleri, Özal’ı bunaltmıştı. Tabiî bu arada klâsik CHP çizgisindeki muhalefetle jakoben çevrelerin  her zamanki ‘irtica yaygaraları’nı da unutmamak gerekir.

            Buna mukabil Özal, yılmadan ve kızmadan en pratik şekilde reformlarına devam etti. Yürürlüğe koyduğumuz reform programlarını bazen bakanlar dahi takip edemezler; bana, özellikle Devlet Bakanı ve Hükûmet Sözcüsü Mesut Yılmaz’a yaptıklarımızı anlatmamı söylerdi. Ne yazık ki Yılmaz, hiç bir zaman bunları anlayamadı.

            İmzalı Boş Kağıtlar

            Özal da, Erdoğan gibi sık sık dış gezilere çıkardı. İşlerin aksamaması için, Bakanlara önceden üzeri boş Bakanlar Kurulu Kararnameleri imzalatır; daha sonra bana talimat vererek üzerini doldurtup Cumhurbaşkanlığı’na ve TBMM’ye göndermemi isterdi. Aslında bu, Demirel döneminde de başvurulan bir uygulamaydı. 12 Eylül’de, Demirel evine döndükten sonra, sakladığım üstü boş bırakılmış imzalı kararnameleri Demirel’e teslim etmiştim.

            Bende, Özal’ın imzaladığı üstü boş Başbakanlık antetli kâğıtlardan bir tomar bulunur, kendisinin bilgisi dahilinde bunları kullanırdım.

            Her Cuma günü sabah 10.00’da Cumhurbaşkanı Evren’le mutat görüşmesine giderken, küçük bir kartona, Köşk’le aradaki sorunları ve arz edilecek konuları not eder, kendisine verirdim. Bu notlarda, meselâ bekleyen bir atama kararnamesi veya önemli bir göreve tayin edilecek kişi için önceden mutabakatın sağlanması; bir güvenlik meselesi veyahut da tasarlanan bir reform uygulaması olurdu.

            Özal, asker, yüksek yargı, üniversite ve basınla ilişkilere özel bir önem verirdi. Kritik hukukî konularda, daha önce Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın görüşlerine müracaat eder; bu kurumlarla münasebeti hoş tutmaya çalışırdık. Bu münasebetlerde benim aktif rol oynamamı isterdi.

            Özal, Türkiye’deki güç dengelerini çok iyi değerlendirir ve özde taviz vermeden bunu gözeterek hareket ederdi.

X X X

            O’nunla sabahlara kadar çalıştığım günleri hasretle anıyorum ve O’nu çok özlüyorum.

            Allah rahmet eylesin. Ruhu şâd olsun  

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ