Türkiye, Suriye ve ABD

  

            Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Türkiye’yi ziyareti sırasında yazdığım yazıda; daha önce Suriye ile olan münasebetlerimizin bozukluğundan bahsettikten sonra, bu ziyaretle başlayan yeni dönemde tesis edilecek müsbet ilişkileri sıralamış ve yazımı şöyle bitirmiştim: “Şurası unutulmamalıdır ki, bir yanda daha yeni yeni ısınmaya başladığımız Suriye, diğer yanda yarım asırdır dış politikamızı senkronize ettiğimiz ABD olursa, bizim tercihimiz ABD’nin yanı olacaktır. Önemli olan, bu dengeleri kurabilmek ve yerine oturtabilmektir”.

            Geçen ay da bir yazımda; “Türkiye ile ABD yetkililerinin vakit geçirmeden Orta Doğu’yu görüşmeleri ve karşılıklı duruşlarını belirlemeleri gerekmektedir(...) Bizce tek çözüm yolu, Türkiye’nin ABD ve taraf ülkelerle münasebetlerini yoğunlaştırarak krizi önlemeye çalışması; bu mümkün olmazsa olayların seyrine göre ağırlığını koyarak müdahil olmasıdır” demiştim.

            Suriye konusunda gelinen nokta, artık “devekuşu politikası” ile olaylara sırtımızı dönüp tarafsız kalarak bu bâdireyi aşmamızın mümkün olmadığıdır.

X X X

            Geçen yıl Suriye ve Lübnan’ı ziyaret etmiştim. Suriye’de, BAAS’çı idarî geleneğin hâlen devam etmesine karşılık, Beşar Esad’ın Suriyesi’nin, babası Hâfız Esad’ınkinden çok farklı olduğunu bizzat müşahade etmiştim. Suriye’deki modernleşme ve demokratikleşme talebi açıkça görülüyordu. Üstelik bu talebin Devlet Başkanı Beşar Esad’dan yönlendirilmesi çok mânidardı. Görüştüğüm tarafsız gözlemciler ve uzmanlar, bu eğilimin devamı hâlinde Suriye’de kısa sürede demokratik rejime geçilebileceği görüşündeydiler.

            Bu arada Suriye halkının, eski bir Osmanlı ahalisi olarak, Türklere ve Türkiye’ye ne kadar sempatiyle baktığını belirtmeden geçemeyeceğim.

X X X

            ABD’nin, süratle modernleşen ve lâik bir yönetim anlayışına sahip Suriye’ye karşı haşin tavrını, sadece Suriye’nin geçmişteki “terörist ülke” etiketiyle izah etmek kolay değildir. Bu tavırda, ister istemez İsrail’in etkisi ve ABD’nin yeni Orta Doğu plânları akla gelmektedir.

            Suriye ve Lübnan konusunda son altı aylık gelişmeler değerlendirildiğinde, izaha muhtaç şüpheli iki olay dikkati çekmektedir:

            1. BM Kararı’nın uygulanması: Suriye’nin Lübnan’dan birliklerini çekmesi kararı, bundan tam 16 yıl önce 1989’da Taif Anlaşması ile alınmışken; ne hikmetse, bunca yıl ses çıkarmadan bekleyen ABD ve Batı, Eylül 2004’ten sonra aslan kesilerek Birleşmiş Milletler’in 1559 sayılı Kararı’nı çıkarmıştır. Bu uzun dönem içinde ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin, kopkoyu BAAS’çı diktatör Hâfız Esad ile çeşitli temaslar kurduğu görülmüştür.

            2. Harîri Suikasti: Lübnan eski Başbakanı Harîri’nin 14 Şubat 2005’te bir suikast neticesinde öldürülmesi ve bundan sonra gelişen olaylar da şüphe uyandırmaktadır. Harîri’ye, yakın gelecekte Başbakan olmasını önlemek için Suriye tarafından suikast düzenlendiği iddiası inandırıcılıktan çok uzaktır. Tam aksine, Suriye’nin aleyhine gelişen bu olayın faillerini, Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesini isteyen ve Suriye aleyhtarı olan odaklarda aramak gerekir.

            Suikast olayından sonra, altı aydır ısrarlı olmayan ABD ve AB’nin, BM’nin kararının derhal uygulanmasını istemesi de, muhakeme kabiliyeti olanların dikkatinden kaçmayacak bir gelişmedir.

X X X

            Beşar Esad’ın, BM Kararı’na uyarak Suriye askerini Lübnan’dan çekme kararı, son derece olumlu ve takdire şâyan bir gelişmedir. Nitekim Suriye, bu kararını uygulamaya başlamıştır. Ne ilgi çekicidir ki, Esad’ın bu müsbet açıklaması, ABD’yi memnun edeceğine sanki kızdırmış gibidir. Bu da, Esad’ın çekilme kararının ABD’nin müdahale gerekçesini ortadan kaldırması ile açıklanabilir.

            Suriye’nin askerini hemen çekmesi, bir yandan fizikî imkânlar bakımından zor olduğu gibi, siyaseten de Lübnan’da asayiş boşluğu yaşanması ihtimali vardır. Nitekim, Lübnan’da, önce Hükûmet ve Suriye aleyhtarı gösteriler yapılmış; arkasından Suriye taraftarları meydanları doldurmuştur. Bu durumda, meydana gelecek boşluğun Lübnan’da tekrar iç savaşı başlatmasından ve bundan sonra başta İsrail olmak üzere başka yabancı güçlerin Lübnan’ı istilâsından söz edilmektedir.

X X X

            Daha önce de yazdığımız gibi, Türkiye, bütün bu kargaşayı pasif kalarak ve bekleyerek atlatamaz. Bize göre;

            1. Türkiye, Başbakan’ın ağzından dış kamuoyuna duyuracak şekilde, Suriye’nin BM kararına uyarak “vakit geçirmeden” Lübnan’dan çekilmesi gerektiğini vurgulamalı;

            2. ABD ile temas hâlinde, Suriye’nin askerini derhal çekmesi için Suriye nezdinde “aracılık” yapmalı;

            3. Cumhurbaşkanı Sezer’in Suriye ziyareti, krizin bitimine kadar tehir edilmeli;

            4. ABD ile en üst seviyede Orta Doğu’nun (öncelikle Irak, Suriye, Lübnan, İran, İsrail ve Filistin’in) görüşülmesi sağlanmalıdır.

X X X

            Bir kere daha hatırlatalım: Bîtaraf olan bertaraf olur.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ