Irak’ta Gerçekleri Görmek

  

 

            Siyasî olayları değerlendirirken, devlet adamlarının tarih bilgisi ve geleceğe ait tahmin kabiliyeti çok önemlidir. Özellikle uluslararası ilişkilerde isabetli karar verebilmenin yolu budur. Bir de, zamanı gelince gecikmeden verilen kararları uygulamak lâzımdır. Aksi takdirde fırsatlar kaçırılmış olur ve bir daha aynı fırsatları yakalamak mümkün olamaz.

            Türkiye’nin son iki yıllık ABD-Irak politikası incelendiğinde, bu teşhis ve tesbitlerimizin ne kadar isabetli olduğu görülecektir. Bu dönemde, Irak çerçevesinde Türk dış politikası iflâs etmiş; bu konuda Hükûmet ve Dışişleri çevrelerinin söyledikleri boşa gitmiş ve bütün olaylar Türkiye’nin millî menfaatlerinin aleyhinde tecellî etmiştir.

X X X

            Diplomatların lâfı dolaştırmasını bir dereceye kadar hoş görebilirsiniz. Fakat köşe yazarlarının, diplomasi yorumcularının ve uzmanların, bir dış politika konusunu içinden çıkılmaz şekilde kördüğüm hâline getirmesini nasıl izah edebilirsiniz? Aslında halkın saf mantığı, bizim allâmelerin çarşafa dolaştırdığı meseleleri kolayca izah edebilmektedir.

            Şu Irak meselesi de, bizce her yönüyle gün gibi açıktır. Olayları basite indirgeyerek kısaca sıralayalım:

            ·          11 Eylül Terör Olayı’nı bahane eden ABD, Türkiye’nin de yardımıyla Irak’a saldırarak Saddam yönetimini devirmek istemiştir. Kafasının gerisinde Irak petrolleri, İsrail’in güvenliği ve Bağımsız bir Kürt Devleti vardır. Bunun için hem Türkiye’den yararlanmak, hem de Türkiye’nin fazla müdahalesine engel olmak istemektedir.

            ·          Türkiye, önce bu konuda olumlu davranır ve vaadlerde bulunur. Daha sonra ABD ile arasında geçen çetin müzakerelerden sonra anlaşmaya varılır. Esasen Türkiye’nin, yanıbaşında cereyan edecek savaşa seyirci kalmaması, tarihî haklarını, soydaşlarını, millî çıkarlarını koruyabilmesi ve Orta Doğu’da tanzim edici rol sahibi olabilmesi için ABD ile Irak’a girmekten başka çâresi yoktur.

            ·          Ancak, bilindiği gibi 1 Mart 2003 Tezkeresi reddedilir ve ABD, Doğu Akdeniz’in ortasında kalakalır. Türkiye’ye karşı hasmâne tavırlar içine girer ve (B) Plânı’nı uygulayarak Irak’ı işgal eder. Artık ABD’nin Irak’taki asıl müttefiki KYB ve KDP’nin peşmergeleridir.

            ·          Türkiye’nin, olayın başlangıcından itibaren savaş sebebi (casus belli) saydığı ve “kırmızı çizgi” ilân ettiği konular vardır. ABD, bunların hiç birine aldırmaz; 10 Nisan 2003’te peşmergelerin Kerkük ve Musul’u işgalini gerçekleştirirler.

            ·          Peşmergeler, Kuzey Irak’ta önce etnik bir federasyon, daha sonra da bağımsız bir devlet kurmak istemektedirler. Her iki durum da, Türkiye’nin, peşmergeler haricindeki Irak halkının ve bölge ülkelerinin menfaatleri aleyhindedir. Ancak Amerikalılar, sadık müttefikleri kabul ettikleri peşmergeleri kollamak, petrol kuyularına ve İsrail’e yeni bir jandarma dikmek için bu taleplere yatkın bulunmaktadır.

            ·          Kuzey Irak’taki petrol bölgesinde peşmergelerin en büyük rakibi Türkmenler’dir. Türkmenler, bu bölgede tarihî kimlik ve nüfus olarak hâkimdirler. Hakkıyla yapılacak bir sayım ve seçimde, Kerkük ve Musul’da Türkmenler çoğunluğu ele geçirebilecek; siyasî ve ekonomik haklar iddia edebileceklerdir. ABD’ye karşı direnişin ana unsuru olan Sünnî Araplar, zaten ezilmiş vaziyettedirler. Bu durumda yok sayılması gerekli olanlar Türkmenler’dir. Bunun için Amerikan askerlerinin himayesindeki peşmergeler, Türkmen şehirlerinde nüfus ve tapu kayıtlarını imha etmişlerdir.

            ·          Türkiye, bütün bu olaylar karşısında seyirci kalmış; gecikmeli olarak verilen “sert” beyanatlar, hiç bir müeyyide (yaptırım) ihtiva etmediği için iç kamuoyuna dönük politik mesajlar olmaktan ileriye geçememiştir. Türkiye, bu olaylarda hep tükürdüğünü yalamış ve geriye çekilmiştir.

            ·          Irak seçimlerinin nasıl olacağı, hiç kimse için sürpriz değildi. Nitekim, Türk ve Dünya basınında, yapılan seçim hileleri, peşmergelerin taşıma seçmenleri, Kerkük’e yerleştirilen yüzbinler çarşaf çarşaf yer almıştır. Bu seçimleri normal kabul ederek, “Demekki Türkmen sayısı bu kadarmış” diyenlerin ya aklı yoktur ya da insafı... Bu arada yılların ezikliği içindeki Türkmenler’in haklarını korumada başarılı olamadıklarını ve oylarını böldüklerini de kaydetmeden geçemeyeceğiz.

            ·          Şimdi, bizim kırmızı çizgisi bol ama “çizme özürlü” diplomasimiz, bu seçimleri tanımadığını söylemeye bile cesaret edememiş; artık Kerkük’ün bütün Irak’a ait olduğunu ve sünnî Araplarla Türkmenler’in Anayasa’da daha fazla söz sahibi olması peşine düşmüştür. Hani derler ya, dostlar alışverişte görsünler.

X X X

            Irak’taki bütün bu olan biteni, bin türlü lâf cambazlığıyla saklayabilmek için, ya peşmergelerin ya da Amerikalıların menfaatlerini Türkiye’nin menfaatlerinin üzerinde tutmak gerekir.

____________________________________

NOT: Cengiz Çandar 04.02.2005 tarihli yazısında aynen şöyle diyordu: “Bugünlerde köşelerinden ‘Kürt düşmanlığı’ pompalayarak sözde ‘Türkmenseverlik’ yapanları kaale almam. Mesela, bizim Hasan Celâl Güzel...” Daha sonra cümlesine benim daha önce bu konuda beyanımı hatırlamadığımı söyleyerek devam ediyordu. Diğer taraftan Çandar’ın her fırsatta peşmerge taraftarı bir politika içinde olduğu bilinen bir gerçektir.

            Ben Cengiz Çandar’ın “Kürt düşmanlığı” ve “Türkmenseverlik” iddialarına karşı 09.02.2005 tarihli yazımda şu cevabı vermiştim. Herhangi bir ilâveye lüzum görmeden aynen yayınlıyorum: “Her zaman yazdım: Ben Türk-Kürt ayrımı yapmam. Irkçılığa her zaman karşı oldum. İnanan bir insan ‘ırkçı’ olamaz. Milletimin değerli bir parçası olan Kürtlerin her zaman yanında oldum(...) Irak’ta meydana gelen olaylarda Amerikalılar ile Talabanî ve Barzanî’nin peşmergeleri Türkmenler’in haklarına tecavüz etmişlerdir. Bırakınız ‘Türk’ olmayı, biraz hakşinas olan herkesin ‘Türkmensenver’ olması gerekir, Talabanîsever değil...”

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ