Ramazan’da Birlik ve Huzura Dâvet

  

            Bugün Ramazan’ın birinci günü. Gönüller huzur içinde, bakışlar mahzun, dudaklar mühürlü. Halkın büyük çoğunluğu oruçlu; geri kalanı da oruç tutana saygılı. Sayın Cumhurbaşkanımız sakın duymasın ama bugün Çankaya Köşkü dışında bütün “kamusal alanlar” özelleşmiş durumda...

            Allah, “Oruç benim içindir; mükafatını ben vereceğim” buyurmuş. Bugün bütün müminler Allah rızasını kazanmak için oruç tutuyorlar. ANAR’ın geçen yıl yaptığı bir araştırmaya göre, Türkiye’de halkın yüzde 80’i oruç tutuyor. Bizim insanımız, oruç ibadetine ayrı bir önem ve değer vermiştir. Sadece namaz kılan dindar kişiler değil, toplumdaki değişik siyasî ve sosyal görüşlere sahip bireyler de oruç tutarlar. Bunda, örf, âdet ve an’aneler ile toplumdaki kınama duygusunun da tesiri olduğu düşünülebilir. Ancak, cemaatten cemiyete doğru süratle değişen sosyal yapıda, bu nevi gelenekten doğan etkilerin azalmasına karşılık, Türkiye’de dinî değerlere karşı ilgi bilâkis artmaktadır.

            Yapılması en zor ibadet olmasına rağmen, nüfusun dörtte üçünün isteyerek severek oruç tutması, ancak orucun verdiği manevî haz, lezzet ve huzurla izah edilebilir. Milletimizin varlığını ve birliğini devam ettiren sosyal adalet ve dayanışma gücünün sırrı ve anahtarı oruçtur.

            Son yıllarda Belediyelerin, bu dayanışmayı arttıran “Ramazan çadırı” uygulamasını takdirle karşılıyoruz.

X X X

            Türkiye’de, “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı” kimliği ve “Türk Kimliği” son derece önemli üst siyasî kimliklerdir. İlkini “resmî” ve mesafeli bulabilir; rahmetli Üstâd’ın dediği gibi, “Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...” mısraını tedâi (çağrışım) edebilirsiniz. İkincisini de, kasten veya cehaletle etnik kimlikle karıştırıp hoşlanmayabilirsiniz.

            Lâkin, “Müslüman Kimliği”ni, -lâikliğe aykırı bulma hamakatını göstermezseniz-  toplumun yüzde 98,8’inin birleştiği müşterek kimlik olarak alabilirsiniz. Elbette bu durum, toplumun yüzde yüzünün üzerinde birleştiği (birleşmesi gereken) “Vatandaşlık Kimliği”nin ve bu çerçevedeki “Türk Kimliği”nin önemini, değerini ve zarûretini azaltmayacaktır.

 

X X X

            Türkiye’de “Müslüman Kimliği”, bölücü ve ayrımcı değil, birleştirici olmuştur. Lâikliği yanlış yorumlayan dar kalıpçı ve dogmatik çevrelerin farklı görüşleri haricinde, bu gerçeği kabul etmeyen yoktur. Osmanlı’nın son döneminde gerçekleştirilen nüfus sayımlarında “Müslim-gayrımüslim” tasnifinin yapılmış olmasının sebebi budur. Devletimizin siyasî kuruluşunun hukukî belgesi mahiyetindeki Lozan Antlaşması’nda da, bu sebeple sadece “gayrımüslim azınlık” kabul edilmiş; İslâmın çeşitli uygulamaları, soy ve dil farklılıkları, uzun ve şiddetli tartışmalardan sonra “azınlık” sayılma sebebi olarak görülmemiştir.

X X X

            Kürtler’in tamamı da koyu dindar Müslüman’dır. İslâmî değerlere önem verirler; ibadetlerini edâ etmeye çalışırlar. Hele Ramazan orucu konusunda çok hassastırlar. Bugün eminim ki, Güneydoğu’da  ücra bir köye iftara misafir gitseniz, sizi ağırlamak için canlarını verirler. Kürtleri, Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin bir parçası yapan en önemli özellik, ortak “Müslüman Kimliği”dir.

            Alevîler ile hem dinî, hem de etnik alt kimlik bakımından müştereklik vardır. Daha doğrusu, bir “Türkmen Alevî”nin, bir “Türkmen Sünnî” ile hiçbir kimlik farkı yoktur. Alevîlerin büyük kısmı, bazılarının sandığının aksine oruçlarını tutarlar; ayrıca bir de Muharrem Ayı’nda 10 gün daha oruçludurlar. Bir kısım Alevî de sadece Muharrem’de oruç tutar. Alevîler de, ortak “Müslüman Kimliği”ne sahiptir.

X X X

            Bugün ilk gününü idrak ettiğimiz bu mübarek Ramazan Ayı’nda, geliniz bütün bu farklılıkları, tartışmaları bir kenara bırakalım. “Farklılıkları” değil, “benzerlikleri” konuşalım. Göreceğiz ki, bin yıldır beraber yaşadığımız bu insanlarla çok az farkımız, buna mukabil çok fazla benzerliğimiz var. Paylaştığımız ortak değerlerin yanında, farklı özelliklerimiz devede kulak kalır.

            Sadece Alevîleri ve Kürtleri değil; Lozan’da farklı statü içinde yer alsa da, ülkemizdeki Ermenileri, Rumları, Yahudileri de kucaklayalım. Onları da, iftar sofralarımızın bereketine ve Ramazan’ın huzuruna ortak edelim.

X X X

            Türkiye’nin dışındakiler bizim için hangi hesaplar içinde olurlarsa olsunlar, aldırmayalım. Ramazan’ın huzuru içinde birliğimizi ve dostluğumuzu güçlendirelim.

            Ramazanınız mübarek olsun, sevgili okuyucularım.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ