AB ve Kırmızı Çizgiler 

 

            Irak’ta çizdiğimiz kırmızı çizgilerin çiğnenip morarmasından sonra artık “kırmızı çizgi” lâfından hoşlanmıyorum. Üstelik, Hükûmet ve Dışişleri bu âcizlik karşısında mahcup, sükût ederken; bizim “gayrı millî aydınlarımız”ın, büyük bir pişkinlik ve teslimiyetçilik içerisinde, “Canım, zâten biz bunları kırmızı çizgi ilân ederken yanlış yapmıştık” şeklindeki yorumlarına ne demeli?

            “Kırmızı çizgi”, çiğnendiği takdirde savaş dahil her türlü tepkinin gösterileceği millî meseleler için kullanılır. Bir bakıma “casus belli” (savaş sebebi) gibidir. Bu itibarla uluorta kullanılmaması; kullanıldığı zaman da icap edenin yapılması gerekir. Aksi takdirde, “yalancı çoban”ın durumuna düşer ve ciddîye alınmazsınız.

X X X

            Irak ve Kıbrıs sorunları, Türkiye’nin millî alâkaları arasında yer alan önemli konuların başında gelir. Bunun gibi, eski Osmanlı coğrafyasında, Türk ve İslâm dünyasında, Türk dış politikasının ağırlığı bulunmalıdır.

            Lâkin, anavatanımız Türkiye’nin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü”, her şeyden önce gelir. Bu bütünlüğü tehlikeye sokacak en ufak bir tâvizin dahi verilmesi mümkün değildir. “Bağımsız”, “egemen”, “üniter” devlet statüsünden; vatanımızın “toprak bütünlüğü”nden, “sınırları”ndan; “bayrağımızdan”, “İstiklâl Marşımız”dan ve “dilimiz”den aslâ tâviz veremeyiz. “Millî ve manevî değerleri”, “demokratik rejimi” ve “însan hakları”nı da bunlar kadar önemli addederiz.

            Bu değerler, Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti için bir varlık sebebidir. Değil, AB’ye girmek ve ABD ile tekrar canciğer kuzu sarması olmak; dünyanın tamamını bağışlasalar, bu değerlerin hiç birisinden vazgeçemeyiz ve bu konuda tâviz veremeyiz. Türkiye için bunlar, “kırmızı çizgi” ya da “casus belli” gibi kavramlarla açıklanamaz. Bu millet, vatanı ve bayrağı için gözünü kırpmadan şehitlik şerbetini içmeye hazırdır.

X X X

            Yazımı okuyacak olan “bir kısım aydın”ın, yazdıklarımdan hiç de hoşnut kalmayacaklarını; beni “hamâset”, hatt⠓şovenizm” ile suçlayacaklarını biliyorum. Umurumda bile değil... Batı hayranı aydınların 19. asırdan beri yazıp çizdiklerine o kadar alıştık ki... Bizi asıl ilgilendiren, Anadolu’nun ârif ve basiretli halkının görüşleridir. Onların tamamına yakın kısmının benim gibi düşündüğüne eminim.

            Demokrasi ve insan hakları konusunda, “tatlısu frenkleri”nin cesaret edemediği mücadeleyi vererek bu uğurda hapis bile yattım. Türkiye’nin, müttefiki olan süpergüç ABD ile iyi geçinmesinden ve AB’ye girmesinden yanayım. Bu konuda, varlık sebebimiz olan ilkeler haricinde her türlü adımın atılmasını, hattâ yeri geldiğinde tâviz verilmesini dahi destekledim.

            Amma ve lâkin, Türkiye’nin hiç bir şekilde tâviz vermeyeceği konuların da, ABD ve AB tarafından bilinmesi ve buna göre davranılması gerekir. Meselâ;

            ·          Türkiye, PKK terörü ve ayrılıkçı Kürtçü siyaset konusunda tâviz veremez. Sonunda vatanın ve milletin bölünmesine yol açacak müdahalelere göz yumamaz.

            ·          Türkiye, Ermeni soykırımı iftirasını aslâ kabullenemez. Ermenilere hiç bir tâvizin verilmesi mümkün değildir.

X X X

            Cumhurbaşkanı’nın, geçen hafta Harp Akademileri Konferansı’nda söyledikleri, dikkatle değerlendirilmesi gereken, fevkalâde önemli ve isabetli görüşleri aksettirmektedir. Cumhurbaşkanı, AB ile bütünleşmeye verdiği önemden bahsettikten sonra, şu haklı uyarıda bulunmuştur:  “Bu arada, ölçütlerle ve üyelik sürecimizle ilgisi olmayan pek çok sorunun üstü kapalı koşullar olarak önümüze getirilmek istendiğini görüyoruz. Avrupalı dostlarımızın, Türkiye’yi bu konuda zorlamaları yanlış ve haksızdır(...) Bize dayatılmaya çalışılacak, ancak haklı dayanaklardan yoksun isteklerin kabul görmesinin olanaklı olmadığı, Avrupalı dostlarımızca şimdiden bilinmelidir”.

            Başbakan’ın Norveç ziyaretinde, PKK yandaşlarına verdiği cevaplar da -bazı kompleksli politikacıların yurt dışındaki beyanlarından çok farklı olarak-, son derece net ve açıktır. “Şu anda teröre en çok kurban veren bir ülkenin Başbakanı olarak konuşuyorum” diyen Erdoğan, “PKK, aslâ Kürt vatandaşlarımızın temsilcisi olamaz(...) Bizim için Kürt sorunu yoktur. Türkiye’de ne kadar etnik unsur varsa aynı mesafedeyiz. Bunlar arasında en ufak bir ayırıma giremeyiz(...) Türkiye’de, bu terör gruplarıyla mücadeleden aslâ cayamayız. Bunun üzerine gitmekte kararlıyız. Bu, Türkiye’nin bütünlüğü için gereklidir”.

            Başbakan’ın bu konudaki kararlılığı takdire şâyandır. Erdoğan’ın bu tutumu milletimizin içini rahatlatmıştır. O’na atılan çürük yumurtalar, Türk Başbakanı’nın itibarını zedelemez; milleti için uğradığı bu saldırı, aksine O’nun onurunu yüceltir. Ancak bu çürük yumurtalar, Türkiye’yi bölmek isteyen şerefsizlerin ve Norveç Devleti’nin gevşek güvenliğinin yüzkarası olarak anılacaktır.

X X X

            Dışarıdaki peşin hükümlü mihraklar ve içimizdeki ciğersiz uzantıları bilsinler ki, Türkiye, ne türlü bir baskıya mâruz kalırsa kalsın millî birlik ve bütünlüğünden tâviz vermeyecektir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ