Arafat ve Filistin

 

          

            Yaser Arafat, Özal’ın Başbakanlık döneminde Türkiye’yi ziyaret ettiğinde, Başbakanlık Konutu’nda şerefine verilen yemeğe, her zamanki gibi başında kefiyesi, sırtında üniformasıyla gelmişti. Güleryüzlü, esprili, zeki, alçak gönüllü ve karizmatik bir siyaset adamıydı. Kendisi de mütevazı bir kişiliğe sahip olan merhum Özal, Arafat’ı çok sevmiş ve benimsemişti.

            Arafat, renkli şahsiyetinin gerisinde bilgeliğin gizlendiği derviş gönüllü şarklı feylesoflar gibiydi. Dikkatli bakınca, daima gülen gözlerinin arkasındaki hüznü ve vakur duruşunun bastıramadığı ezikliği farkediyordunuz.

            Yemekten sonra kahveler içilirken ettiğimiz sohbet sırasında, O’nun bir Osmanlı hayranı ve Türk dostu olduğunu gördüm. II. Abdülhamid’i rahmet ve minnetle anıyor; Atatürk’ten ve Millî Mücadele’den gıptayla söz ediyordu.

            Sohbetimizden iki noktayı çok iyi hatırlıyorum:

            Birincisi, bir “vatan”a sahip olduğumuz için ne kadar şanslı olduğumuzu söyleyerek, işgal altındaki ülkesinin şartlarını anlatması... O yersiz, yurtsuz çadırlarda yaşayan Filistinli çocukların dramını anlatırken hepimizin gözleri yaşarmıştı.

            İkincisi, Osmanlı Devleti’nin yıkılışından sonra sahipsiz kaldıklarını söyleyişi... Bu sözlerinin ardında, sanki gizli bir sitem ve şikâyet vardı. Fakat bu arada Türkiye’ye ve Özal’a şükranını ifade etmekten de geri durmamıştı. Ben, “Ne yapabilirdik? Ancak kendi devletimizi kurabildik” diye cevap verdim. Lâkin, ikimiz de Orta Doğu’ya ve İslâm Dünyası’na bigâne geçen uzun yıllarımızı biliyorduk.

X X X

            Sevgili okuyucular, bu bayram gününün sabahında huzurunuza mutluluğunuzu arttıran bir yazıyla çıkmak isterdim. Ancak, büyük bir liderin ardından yazacaklarımı daha fazla geciktirmek istemedim. Hem de, Felluce’de çocuk, kadın, ihtiyar demeden katledilen; Filistin’de üzerlerine bombalar yağdırılan “bizim” masum, mazlum ve mağdur insanlarımızın acısını sizinle paylaşmak istedim.

X X X

            İkibin yıl önce İsrailoğullarını Filistin’den sürenler, şimdiki çadırlarda, derme çatma kulübelerde barınmaya çalışan insanların ataları değildi. Tam aksine Yahudiler, tarih boyunca Müslümanlar tarafından hüsnükabul gördüler. Selçuklular ve Osmanlılar Yahudileri daima himaye ettiler; Hristiyan Batı âlemi, onlara karşı ırk ve din ayrımcılığı yaparken Mûsevîlere sahip çıktılar.

            Bugünkü Arap-İsrail çatışmasının tarihî gelişmesini bilmeyenler, sanki İsrail’in etrafının düşman Arap ülkeleri tarafından kuşatıldığını; Filistinli terör örgütlerinin İsrail’e durup dururken saldırdıklarını; İsrail’in kendisini korumak ve terörle mücadele etmek için karşılık verdiğini düşünebilirler.

            Ancak, tarihî gerçekler bu sathî değerlendirmeyle bağdaşmamaktadır. Bazı fanatik Yahudi yöneticiler, ırk-din olma özelliğini öne çıkararak “arz-ı mev’ûd” (vaad edilen topraklar)’a sahip olabilmek için saldırgan ve yayılmacı “siyonizm” ideolojisi çerçevesinde Orta Doğu’da huzuru bozmakta, âdeta bir “devlet terörü” uygulamaktadır. Ne yazık ki, koskoca ABD, siyonizmin hâmisi sıfatıyla bu politikayı her zaman desteklemiştir.

            Uzağa gitmeye lüzum yok; asırlardır kucak açtığımız ve dost bildiğimiz Yahudilerin, Kuzey Irak’ta peşmergelerle beraber kuyumuzu kazmaya çalışmasına ne demeli?”...

X X X

            İkibin yıldır Filistin halkına ait olan topraklara, 1880’li yıllardan itibaren, siyonizmin kurucusu Theodor Herzl’in liderliğinde, Yahudi kolonizasyonu hareketi başlatıldı. Hedef, önce bir Yahudi Devleti kurulması, sonra da “arz-ı mev’ûd”a ulaşılmasıydı. Bu konuda en büyük engel II. Abdülhamid idi. Sultan Abdülhamid, Herzl’in toprak konusunda bol paralı tekliflerini her seferinde reddetmiş ve “Ben bir karış dahi olsa toprak satmam; zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim bu imparatorluğu kanlarını dökerek kazanmışlar. Bırakalım Yahudiler milyarlarını saklasınlar. Benim imparatorluğum parçalandığı zaman Filistin’i karşılıksız ele geçirebilirler” demişti.

            Osmanlı Devleti’nin, Filistin’e Yahudi yerleşimini engelleme konusunda aldığı tedbirlere rağmen, illegal yöntemler kullanılarak 1878’den itibaren Filistin’de Yahudi yerleşim merkezleri kuruldu. Meşhur Yahudi zengini Rothschild, Baron Hirseh’in kurduğu “Yahudi Kolonizasyon Birliği” ve “Siyon Aşıkları” gibi kişi ve kuruluşların destekleriyle gerçekleştirilen Yahudi göçleri sonucunda, Filistin’de çok sayıda yahudi yerleşim merkezleri kuruldu. (Prof. Dr. Tufan Buzpınar)

X X X

            Dağdan gelip de bağdakini kovmak, herhalde böyle bir şey olsa gerektir.

            Bugün, biz elbette İsrail’in toprak bütünlüğüne ve Yahudilerin mevcudiyetine itiraz etmiyoruz. Lâkin, Yahudilerden de, Filistin halkının kendi devletini kurmasına saygı göstermelerini istemek en tabiî hakkımızdır. Ancak, Arafat’ın ölümüne sevindiğini söyleyecek kadar fanatik İsrail Adalet Bakanı’nın zihniyetini  görünce ümitlerimiz kırılıyor.

X X X

            Yaser Arafat, Filistinlilerin haklı dâvâsının lideri ve ülkesinin “millî kahramanı”ydı. Bütün ömrünü vatanı uğrunda mücadele ederek geçirdi. Rûhu şâd olsun.

            Sırası gelmişken, bağımsız bir devlete ve hür bir vatana sahip olmanın ne kadar önemli olduğunu hatırlatmak istiyorum.

            Allah, kimseyi vatansız ve bayraksız bırakmasın.

            Ramazan Bayramınız mübarek olsun.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ