Türkiye, Azerbaycan ve Suriye’de Ağırlığını Koymalıdır

 

 

            AK Parti İktidarı döneminde dış politikada çok büyük bir hareketlilik yaşandığı görülüyor. Gül ve Erdoğan Hükûmetleri, işbaşına geldiklerinde yılların müzminleştirdiği dış politika sorunlarından başka; Irak Savaşı, Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB üyeliği, Brüksel Zirvesi gibi akut seyreden olayları da kucaklarında buldular.

            İlk acemililikle 1 Mart Tezkeresi, ABD ve Irak konusunda, ne yazık ki gereken basiret gösterilemedi ve her zaman yazdığımız gibi, Türkiye bu konudaki tutarsız dış politikadan çok şey kaybetti. Ancak, AK Parti İktidarı kendisini toparladı ve özellikle AB konusunda aktif ve başarılı bir dış politika sergiledi. Zaman zaman yapılan hatâlara mukabil, genel bir değerlendirme yapılırsa, AK Parti İktidarı’nda aktif, çok merkezli ve Türkiye’yi dünya gündeminde tutan bir diplomasi gerçekleştirildiği söylenebilir.

            Lâkin, son dönemde Türkiye’nin, Rusya haricindeki Avrasya’da ve Orta Doğu’da ağırlığını kaybetmeye başladığı görülmektedir.

            AZERBAYCAN

            Azerbaycan’da 2003’teki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, İlham Aliyev, muhalefetin üzerinde ittifak ettiği İsa Gamber’in kazandığı başkanlığı, zor kullanarak elinden almış ve koltuğa oturmuştu. Bütün dünyanın gözü önünde cereyan eden ve tarafsız gözlemcilerin tesbit ettiği bu zorbalık, ne yazık ki önce Türkiye tarafından meşrû kabul edildi. Muhalefetin haklı sesini barbarca baskılarla susturmaya çalışan İlham Aliyev diktatoryasını tebrik eden Türkiye Büyükelçisi, Türkiye’yi en fazla seven Azerbaycan halkı tarafından protesto edildi. Türk diplomasisinin kendisini “gerçekçi” zanneden allâmeleri, bugünün geçici diktatörlüğünü hoşnut etmek için, yakın geleceği görmemekte inat ediyorlardı.

            Türkiye, son yıllarda en yakın dostu Azerbaycan’ı ihmal etmiştir. Demokratikleşme gayretlerine karşı kulaklarını tıkayan Türkiye’nin husûle getirdiği hayal kırıklığı, Azerbaycan demokratik muhalefetini, ister istemez ABD’ye itmiştir. Lâkin, bugün hâlâ vakit geçmiş değildir. Azerbaycan’ın demokrasi taraftarı en güçlü üç siyasî partisinin meydana getirdiği “Azadlık Bloku”nun, normal şartlarda 6 Kasım’da yapılacak “Parlamento Seçimleri”ni açık farkla kazanmasına muhakkak nazarıyla bakılmaktadır. Koordinasyonunu Halk Cephesi Partisi Başkanı Ali Kerimli’nin yürüttüğü Azadlık Bloku’nun desteklenmesi, hem kardeş Azerbaycan halkının, hem Türkiye’nin, hem de uluslararası demokrasi ve insan hakları değerlerinin yararına olacaktır.

            Türkiye, tarafsız bir seçim yapılması hususunda İlham Aliyev’i ikna etmelidir. Hâlen köşeye sıkışmış durumdaki Aliyev için de bu çözüm kurtuluş yolu olacaktır.

            Kısaca Türkiye, Azerbaycan’da, Polonya’nın Ukrayna krizinde oynadığı rolü oynamalıdır.

            SURİYE

            Türkiye, Suriye konusunda da tutarlı bir politika takip edememiştir. Önce, Hâfız Esad’ın mezhepçi azınlık diktatoryasının Suriye Türkmenleri’ni ezmesine seyirci kalmış; sonra Suriye’nin PKK lideri terörist başı Apo’ya yıllarca yataklık etmesi karşısında elleri kolları bağlı pasif bir politikasızlık içinde olmuş; daha sonra da âniden zuhur eden bir Suriye aşkıyla, ABD’nin kızgın nazarları önünde kendisini Beşar Esad’ın kollarına atıvermiştir. Son dönemde de, bu yıldırım aşkı aynı şekilde birdenbire soğumuştur.

            Her neyse, Türkiye’nin, kendisine bir hayli pahalıya mal olan Suriye sevdâsını, artık Suriye halkının ve Türkiye’nin yararına kullanmanın zamanı gelmiştir. Suriye İçişleri Bakanı Gazi Kenan’ın intihar hâdisesiyle birlikte, Suriye’deki küflenmiş BAAS diktatoryasının bir iç hesaplaşma dönemine girdiği anlaşılmaktadır. Bunun sonucunda, ya Beşar Esad, tarafların üstünde kalarak eski ekiplerin tasfiye edilmesiyle demokratik bir sistemin kurulmasını başarabilecek ya da kendisi de tasfiyeye uğrayacak ve Suriye yönetimi tamamen değişecektir.

            Suriye’de BAAS diktasının değişmesi için Türkiye’nin tesirli bir rol oynaması, Orta Doğu’da barışın ve huzurun tesisine de yardımcı olacaktır. Suriye halkının tepesine çöreklenmiş dikta taraftarı bürokrasi ile ABD baskıları arasında sıkışmış Beşar Esad için de tek çıkış yolu, mevcut ekibin tasfiyesidir.

            Suriye’de demokratik rejimin kurulmasında en fazla etkili olacak güç ise Türkiye’dir. Türkiye, bu konuda üzerine düşeni yapmak mecbûriyetindedir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ