TÜRKİYE VE TELAFAR FACİASI

  

            Gördünüz mü, bilmiyorum, Telafar, katıksız bir Türkmen şehridir. Musul’un batısında Suriye’ye yakın bir konumda bulunan Telafar ve çevresinde 500 bin civarında Türkmen yaşar. Bu şehirde, asırlardır Türkler dışında başka bir etnik grup olmamıştır. Kerkük de, su katılmamış bir Türkmen şehridir ve yaşadığı bütün mezalime rağmen, şehir nüfusunun yarısından çoğu hâlen Türk’tür. Lâkin Telafar’da, tarih boyunca Türk’ten başka bir unsur tutunamamıştır.

            İşte, bu ezelî Türkmen diyarı, Amerikalılar ve desteğindeki Kürt peşmergeler tarafından geçen hafta sonunda alçakça saldırıya uğradı. Çocuk, kadın, yaşlı 100’den fazla Türkmen/Türk hayatını kaybetti ve yüzlercesi de yaralandı. Türkiye, Dışişleri vasıtasıyla ABD’yi ikaz etti. Dışişleri Bakanı Gül, iki defa ABD Dışişleri Bakanı Powell’i aradı. Ancak düne kadar saldırılar durmamıştı. Powell’in, Felluce’den sızan “teröristleri” gerekçe göstermesi inandırıcı olmadı. Bakan Gül, kuzeydeki teröristlere -söz verdiği halde- aldırmayan ABD’nin, sivil halkın içindeki teröristleri ve direnişçileri hedef almasındaki tezadı dile getirdi.

X X X

            Telafar’da, Kerkük’te, Musul’da ve Türkmenlerin yaşadığı diğer yerlerde, bütün dünyanın ve Türkiye’nin gözü önünde facia yaşanıyor. Irak’taki Türk unsuruna karşı “etnik temizlik” ve “jenosid” suçu işleniyor. Ne yazık ki, bütün dünya ve Türkiye, bu fâciaya seyirci kalıyor.

X X X

            Türkiye’nin, Osmanlı Coğrafyası’nda yaşayan eski tebaası ve soydaşı Türklere karşı tutumu hep yanlış olmuştur. Atatürk, vefatından önce Hatay’ın ve eski Musul Eyâleti’nin durumuyla yakından ilgilenmiş ve Hatay’ın Anavatan’a ilhakını sağlamıştır. Atatürk’ten sonraki İnönü döneminde, 2. Dünya Savaşı’nın da verdiği gerginlikte Türkiye, dış dünyaya kapılarını kapamış ve “Mîsâk-ı Millî”yi yanlış yorumlayarak dış politikada “pasif” bir döneme girmiştir. Tesirleri hâlâ devam eden ve Türkiye sınırları dışındaki “Türk varlığı”nı kabul etmeyen bu politikaya göre, Türkiye dışındaki Türk varlığı, dış politikamız için bir “yük”tür.

            Bu gayrı millî gerekçe yüzünden, bazı istisnalarla (Menderes ve Özal), Türkiye sınırları dışında kalan eski Türk uyruklu soydaşlarımıza ve 15 yıl öncesine kadar esaret altında bulunan Türk Dünyası’na gereken önem verilmemiştir.

            Böyle olunca da, Türkiye, -bırakınız destek olmayı- Irak’taki Türkmenlerin sayısını bile takip etmemiştir.

X X X

            Bizim iki kimliğimiz vardır: Birincisi “evrensel İslâm kimliği”, ikincisi “millî Türk kimliği”dir. Her durumda siyasî şekilde kullanılması mümkün olmayan, hattâ mahzurlu olan İslâm kimliğine mukabil, dünyada siyasî şekilde temsil edildiğimiz “Türk kimliği” ön plânda bulunmaktadır. Ayrıca, Irak Türkmenleri, bizim için Orta Asya Türkleri’ne göre daha fazla önemlidir. Çünkü bu insanlar, Türkiye’de devamı olduğumuz Osmanlı Devleti’nin vatandaşlarıdır ve tarihî olaylar neticesinde tesadüfen sınırlarımız dışında kalmışlardır.

            Bu durumda, Irak’taki Türklerin, Türkiye’deki Türklerden hiç bir farkı yoktur. Telafar’da, Kerkük’te, Musul’da saldırıya uğrayan, hayatlarını kaybeden, toprakları gasbedilen Türmenlerle, Anadolu’nun herhangi bir yerinde saldırıya mâruz kalan Türklerin hemen hiç farkı yoktur. Buradaki “hemen” sözcüğü, sadece “TC vatandaşlığı” farkını işaret eder.

            Kısaca, Türkiye’nin ve Türk dış politikasının sorumluluğu, Irak Türkleri’ni de kapsamaktadır.

X X X

            Lâkin, geliniz görünüz ki, Türkiye’yi idare edenler, maalesef hiç bir devirde bu sorumluluğun ve vebalin tam olarak farkında olmamışlardır.

            Irak Krizi’nin başlangıcından itibaren, Türkiye’nin savaşa aktif müdahalesinden yana olduk. Gerekçelerimiz arasında “Türkmen varlığının korunması”, daima en başta zikredilmiştir. Telafar’da ve diğer Türkmen bölgelerinde bugün yaşananları tâ o zamandan itibaren dile getirdik. O sıralarda yazıp çizdiklerimiz, ne yazık ki aynen vâki oldu. Eğer, bugün Irak’ta askerimizi bulundurabilseydik, bütün risklerine ve maliyetine rağmen bu müessif olaylar yaşanmayacaktı. Bu durum, hem Türkmenler, hem diğer unsurlar, hem de ABD bakımından çıkış yolu olacaktı.

X X X

            Telafar fâciası ardındaki gerçekler açıkça ortadadır:

            1. ABD’nin “terörist takibi” gerekçesi gülünçtür. ABD ve arakasındaki İsrail’in niyeti, Türkmen bölgelerini, Kürt peşmergelerin hâkimiyeti altına sokmak ve Türkmenleri köylere sürerek bu bölgelerde Kürt iskânını sağlamaktır.

            2. Bunun için ABD, peşmergeleri silâhlandırarak ateş destekleri altında, katliâm yapmalarını teşvik etmektedir.

            3. Plân şudur: Telafar’ı, Suriye’den gelecek Kürt iskânına terketmek; Kerkük merkezli bir “Kürt Federe Devleti”ni, daha sonra da “Bağımsız Kürdistan”ı kurmak.

            4. Kerkük’e yerleştirilen 2.500 civarındaki PKK militanından ABD’nin haberdar bulunmadığını kabul etmek mümkün olmadığına göre, ABD’nin Kandil Dağı’nda terörist avına çıkacağını düşünmek de safdillik olur.

            5. ABD, ikili oynamakta, güya “dost ve müttefiki” olan Türkiye’yi aldatarak, peşmergeleri petrol kuyularına ve İsrail’e jandarma koyup çekilme hesapları yapmaktadır.

X X X

            “Peki, o halde ne yapalım; Amerika’yla savaşalım mı?” diye soranlara, cevabımız “Gerekirse evet!...” olacaktır. ABD, Türkiye’nin, daha önce olduğu gibi “kırmızı çizgileri”nin çiğnenmesine razı olacağını ve her zaman “boyun eğeceğini” hesap etmektedir.

            ABD ile ilişkilerimizin bozulmasını ve karşı karşıya gelmeyi elbette düşünmüyoruz. Zâten, ABD’nin Türkiye’yi tamamen kaybetmeyi ve askerî bakımdan karşı karşıya gelmeyi göze alacağını da sanmıyoruz.

            Ancak, Atatürk’ün Millî Mücadele’de İngilizlerle savaşmadan Mehmetçiği karşıya geçirmesinde olduğu gibi, biz de en kısa zamanda TSK’yı Irak’a sokmalı; Kandil Dağı’nı teröristlerden temizlemeli ve Irak Türkmenleri’ni koruyacak askerî tedbirleri vakit kaybetmeden almalıyız. Genelkurmay Başkanı’nın beyanatı da, bize TSK’nın buna hazır olduğunu göstermektedir. Ne yazık ki bütün bu katliâm ve rezalet karşısında, Dışişleri Bakanlığı devrede değil. ABD’ye hâlâ bir “nota” vermeye bile cesaret edebilmiş değildir.

X X X

            “Ya ABD ile aramızda sıcak çatışma çıkarsa?” diyecek olursanız; “Çıkarsa çıksın!...” diye cevap veririz. ABD de, karşısında Saddam’ın çapulcularının olmadığını görür...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ