Bir demokrasi âbidesi: Mustafa Başoğlu

 

 

            Sevgili okuyucularım, bu Pazar sizlere bir demokrasi, ahlâk, fazilet ve dürüstlük âbidesinden; Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu’ndan bahsedeceğim.

            Mustafa Başoğlu, gerçek bir halk çocuğudur. Sağlık işçisi olarak geçirdiği gençlik yıllarından sonra, Türk-İş’e bağlı Sağlık-İş Sendikası’nı kurmuş ve Genel Başkanlığına seçilmiş olup, uzun yıllardan beri bu görevi bîhakkın ifa etmektedir. Ancak O, diğer bir çok sendikacıdan farklıdır. Sendikanın fonlarını, helâli haramı gözeterek, israftan kaçınarak dikkatle kullanmış ve hiç bir zaman o bildiğimiz sendika ağalarından olmamıştır.

            AP milletvekili olarak Meclis’te bulunduğu yıllarda, bütün dürüstlüğü, cesareti ve azmiyle, millet iradesini, demokrasiyi ve işçi haklarını savunmuştur.

X X X

            Mustafa Başoğlu, o bildiğiniz “aydınlar”dan da değildir. Hani, bol bol demokrasi ve insan hakları nutukları atan ama höt deyince kaçacak yer arayan; kendi milletinin, devletinin, tarihinin aleyhinde bulunmayı marifet sayan; milletini, halkını, insanını küçümseyen; yabancı ağızların hoparlörlüğünü yapan sözde aydınlardan olmaya tenezzül etmemiştir. Tabiî böyle olunca da, başbakanlar Güney Doğu konusunu O’na danışmamış; Boğaziçi Üniversitesi’ndeki Bilderberg ve Soros desteğinde düzenlenen ihanet toplantılarına çağrılmamış; verdiği yarım asırlık demokrasi ve fazilet mücadelesi, televizyonlarda ve gazetelerde çok az mâkes bulabilmiştir. Hattâ, benim gibi, demokrasi mücadelesini yakînen takip eden dostları bile zaman zaman O’nu ihmal edebilmişlerdir.

            Lâkin, Mustafa Başoğlu, kendisinin dahi farketmediği kadar sade vatandaşın hislerine tercüman olmuş  ve halkın sevgilisi hâline gelmiştir.

X X X

            Mustafa Başoğlu’nun bütün hayatı, inandığı doğruların mücadelesiyle geçti. 1999 Şubatı’nda, hakkımdaki mahkûmiyet kararı üzerine bana gönderdiği destek mektubunda, “Bir çok haksızlık, ancak mücadele ile yenilmiş, bir çok hak yine ancak mücadele ile alınmış, korunmuş  ve geliştirilmiştir. Eğer mücadele edilemeseydi, insanoğlunun bir çok bakımdan gelişerek bugünkü seviyeye ulaşması gerçekleşemezdi” diyordu.

            O, bu sözlerine uygun bir hayat yaşadı. Çok sevdiği ve değer verdiği ordunun siyasete müdahalesine daima karşı çıktı. 12 Eylül Dönemi’nde sendika başkanı olarak görüştüğü Cumhurbaşkanı Evren’e, sadece “Paşam” şeklinde hitap ettiğinde, sebebini soranlara, “Çünkü onun hak ettiği yalnız bu sıfattır” diye cevap vermişti. Gene aynı dönemde, Türk-İş’in “Anayasa referandumu”na destek bildirisine karşı çıktı.

            28 Şubat Dönemi’nde, Türk-İş, DİSK, TOBB ve İşveren Konfederasyonları’nın, hiç sıkılmadan darbe şakşakçılığı yaptığı sırada, Başoğlu, tek başına, sendikasının başında, hiç korkmadan aslanlar gibi demokrasi mücadelesi veriyordu. Bu esnâda, sendika genel başkanlığı yanında, Cumhurbaşkanı Demirel’in başdanışmanlığı görevinde de bulunuyordu. 28 Şubat zulmünün dayatmalarına ve başörtüsü yasağına karşı çıktığı için, zamanın Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Necdet Seçkinöz tarafından Çankaya’ya çağrılarak, “Cumhurbaşkanlığının politikası bu değil” şeklinde ikaz edilince başdanışmanlık görevinden istifa edip demokrasi ve insan hakları mücadelesine devam etmeyi tercih etti.

X X X

            Mustafa Başoğlu’nun demokrasi ve insan hakları mücadelesinde, herkese örnek olmasını dilediğim çok önemli bir farklılık ve üstünlük var. Ne yazık ki, Türkiye’de demokrat geçinen ve insan haklarından yana oldukları söyleyenlerin büyük çoğunluğu, millî ve manevî değerler konusunda duyarsızdır. “İnsan hakları” denilince, dış kaynaklı bir çok sözde aydının aklına “etnik ve dinî bölücülük” gelir. İşte, Mustafa Başoğlu, kendi ifadesiyle, “yasaksız demokrasi” ve insan hakları ile “ülkenin bütünlüğünün korunması”nı, “millî ve manevî değerler”i çok güzel meczetmiş, vatansever imanlı gerçek bir kanaat önderidir.

            O, insan haklarını ve demokrasiyi savunurken, inançlı bir Müslüman ve milletiyle iftihar eden bir Türk olduğunu aslâ unutmamıştır. Başta Kıbrıs meselesi olmak üzere bir çok millî dâvâda daima ön saflarda mücadele vermiş; sendika başkanı olarak millî konularda sesimizi milletlerarası plâtformlarda duyurmuş ve uluslararası PSI toplantılarında Türkiye lehine kararlar aldırmıştır.

            Nerede bir mazlûm, bir mağdur varsa, yanında mutlaka Başoğlu’nu görürsünüz. Nerede bir ezan okunuyorsa, bayrak dalgalanıyorsa, altında Başoğlu bekliyordur.

X X X

            Bir ay kadar önce bana gönderdiği mektubunda, şunları söylüyor: “Türkiye, bir meseleyi artık açıktan tartışmak zorundadır. O da; Cumhuriyet ve demokrasi, milletin sahiplendiği ve korumaya kararlı olduğu ilkeler midir? Yoksa, milletin karşı olduğu, azınlık bir çevrenin, millete rağmen bu ülkeyi koruma ve kollama görevini yerine getirdiği bir ortam mıdır? Bunun açıklığa kavuşturulması gerekir”. Mektubun sonunda da, Başbakan, bakanlar ve milletvekillerinin sorunları çözmede rotayı değiştirmeden kararlılık içinde bu rotada yürümeleri gerektiğini ifade ediyor.

X X X

            O değişik bir demokrat... O’nun, parası, pulu, gazetelerde, televizyonlarda köşesi, yabancı destekçileri yok. O, abdestli, namazlı bir demokrat, bir gönül adamı. Lâkin, bu millet, aydın geçinen zırtapozların tamamını O’nun bir tüyüne değişmez.

            Mustafa Ağabey’e, Yüce Allah’tan daha nice yıllar, demokrasi, insan hakları ve inandığı mukaddesler uğruna mücadele vermesini diliyorum.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ