Baklava, Soykırım ve Kompleksli Aydınımız

  

            Sevgili okuyucularım, bu Pazar efkârlıyım. Halbuki Pazar sohbetlerimde sizleri birazcık da olsa tebessüm ettirmeye çalışıyorum. Lâkin son zamanlarda bilakis üzüyorum galiba...

            Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi’nde yazımı hazırlarken, bizim Adnan Şenel elinde gazetelerle oflayıp puflayarak yanıma geldi. “Canına yandığımın dünyası! Baklava, lokum onlara; katliam, soykırım bize...” dedi.

            Vre! ‘Baklava’ Rumca mı?

            “Bu kadar meselemiz varken, şimdi de baklavayla mı uğraşacağız” demeyiniz. Bütün bu küçük gibi görünen olaylar birbirine eklenince büyük bir ‘kültür hırsızlığı’ meydana geliyor. Sadece yemek konusunda değil; musikîden mimarîye, halıcılıktan el sanatlarına kadar her sahada, asırların gerisinden, tâ Orta Asya’dan beri zenginleştirerek sahip olduğumuz kültür, âdeta gasp edilerek elimizden alınıyor.

            Övünmek gibi olmasın, bendeniz Gaziantep’liyim. Bu gazi şehrimizde tam bir Türk/Türkmen kültürü hâkimdir. Halep ve Gaziantep, asırlar boyunca Türklerin Anadolu’ya esas giriş kapısı olmuş; Türkmen boyları, Barak Ovası’nda kışlayarak Kahramanmaraş üzerinden bütün Anadolu’ya yayılmışlardır.

            Dünyaca ünlü yemek uzmanı Charles Perry, Los Angeles Times’ın 26 Mayıs 1999 tarihli nüshasında ve 2001 yılında yapılan Dünya Yemek Sempozyumu’nda, ‘Baklava’nın öz be öz Türk tatlısı olduğunu ve 1400’lü yıllarda Orta Asya’dan Türkiye’ye geldiğini belirtmiş ve bu tezi kabul görmüştür.

            Rumlar baklavanın tadını bilmezken, hâlen Gaziantep’te faaliyette bulunan İmam Çağdaş’ın işletmesi 1887’de, Güllüoğlu’nunki de 1888’de kurulmuştur. İstanbul’dan Nadir Güllüoğlu, ‘Onlara baklavayı biz satıyoruz’ diye tepki gösterirken, dostum Burhan Çağdaş her zamanki mütevazı hâliyle, “Orta Asya’dan gelen cevizli baklavayı biz fıstıklı yaptık” diyor ve baklavanın, bohça hamur anlamındaki ‘baklahu’dan geldiğini anlatıyor.

            Sahi, eğer Yunan tatlısıysa baklava nasıl Türkçe olabiliyor dersiniz? ‘Baklavyus’ filan olması gerekmez miydi?

            Yapma Be Palikarya!

            Anlaşılan o ki, ‘Yabancı Damat’ dizisindeki, benim de akrabam olan Ârif Güzelbeyoğlu’nun başarıyla canlandırdığı Memik Baklavacıoğlu tiplemesinden huylanan Yunanlılar, soluğu AB’de alıp baklavayı adlarına tescil ettirmişler...

            Sadece baklavayı mı? Dolmamızı, sarmamızı, lokumumuzu, helvamızı ve daha nelerimizi, üstelik adlarının Türkçe olduğuna aldırmadan aşırmaya devam ediyorlar. Geçen sene Atina’da bir lokantada yemekten sonra listedeki ‘Greek coffee’(Yunan kahvesi)den istedik. Rum garson kahveleri getirirken, “Siz listede öyle yazıldığına bakmayın bu Türk kahvesidir” demişti.

            Aslında, 500 yıl Osmanlı-Türk kültürünün hâkimiyetinde yaşayan Rumların, bu kültürden etkilenmesi normal bir hadisedir. Anormal olan, bu müşterek kültür üzerinde inhisarcılık iddialarıdır.

            Diğer taraftan, Yunanlı dostlarımızın(!) Selanik’te açtıkları Pontus Soykırım Anıtı’na ne demeli? Hele, Yunan Ordusu’nun Batı Anadolu’yu işgalleri sırasında yaptığı insanlık dışı katliamı unutarak Türkleri soykırımla itham etmelerine güler misiniz, ağlar mısınız?

            Hem başkasının vatanını işgal edip her türlü mezalimde bulunacaksınız, hem de sıkılmadan soykırımdan söz edeceksiniz. Anıt diktiğiniz Selanik’te, çok değil bir asır önce nüfusun çoğunluğunu teşkil eden Türklere ne oldu söyler misiniz? Yer yarıldı da içine mi girdiler? Asırlarca gölgesinde yaşadığımız binlerce Türk kültür eserini uzaylılar mı yıktılar?!...

            Kabahat Kompleksli Aydınımızda

            Yunanlı’ya, Fransız’a ve Frengistân’a boşuna kızıp durmayalım. Asıl kabahat bizim kompleksli aydınımızdadır. Turgut Özakman, ‘Şu Çılgın Türkler’ isimli eserinde, bu ‘kompleksli aydın’ tipini çok iyi anlatıyor ve Şair Cenap Şahabettin’in, ‘Türkler ilim ve medeniyet sahasında hiç bir şey yapmamışlar, hiç bir eser vücuda getirmemişlerdir’ dediğini naklediyor.

            Bu kompleksli aydın tâifesi, hiç bir zaman kendi milletlerine, kültürlerine ve medeniyetlerine değer vermemişler; kendi toplumlarını daima hor görmüşlerdir. Bunlara göre Anadolu bir mozaiktir. ‘Anadolu uygarlıkları’ teziyle, bu evliyâ ve şühedâ toprağını ‘elen-iyon’ diyarı olarak görmüşler; Türkiye’nin, bir avuç(!) göçebe Türk’ün vatanı olamayacağı saplantısını, enferiyorite illetiyle muzdarip zihinlerinde hep saklamışlardır.

            Aydın ihanetinin şuuraltında daima Türkleri ve Türk Kültürü’nü küçümseme yatmıştır. ‘Alaturka’ diye horladıkları Türk Musikîsi, bunların indinde Bizans’tan, Arap’tan ya da Acem’den alınmış; muhteşem Osmanlı Mîmarisi Bizans’tan kopyalanmış; câmiler Ayasofya’dan çalınmış; Türk sanatı ise gayrı müslim azınlıklar tarafından ortaya konulmuştur. Bu kompleksli aydınlar, bir antik Yunan-Roma harabesi karşısında orgazma varırken, boynu bükük bir Türk-İslâm eserini burun bükerek değerlendirip, neresinin Bizans’tan etkilendiğini bulmaya çalışmışlardır.

            Bu, Cenap Şahabettin’in, Rıza Tevfik’in, Damat Ferit’in, Ali Kemal’in, Abdullah Cevdet’in torunları varken, ne diye ‘baklava hırsızı’ Yunanlılarla uğraşalım ki?...

            ‘Zaten Herşeyi Türkler Yapmıştı Keh Keh...’

            Büyük Atatürk, yeni Türk Devleti’ni kurduktan sonra millî değerlerimize sahip çıkabilmek için Türk Tarihi ve Türk Dili konusunda tezlerin geliştirilmesine çalışmıştı. Bu konuda ölçü kaçırılsa da, Türk kültürünün derinliğine incelenmesi, ilk defa bu şekilde başlamıştır.

            Bizim ‘aydınlığı’ kendinden menkûl bazı kompleksli yazar-çizer takımının en büyük esprisi, herhangi bir kültür ve teknoloji unsurunu ele alıp ‘Zaten bunu da Türkler icad etmişti’ diyerek alay etmeleridir.

            Şovenist bir fanatizmle bütün güzelliklerin ve değerlerin Türk kültüründen geldiğini asla iddia etmedik. Esasen ‘saf kültür’ün bulunmadığını, çeşitli kültürlerin birbirlerinden etkilendiğini çok iyi biliyoruz. Türkler, kültür ve medeniyet hususunda tarihin hiç bir döneminde başka kültürlere kapalı olmamışlar; her kültür ve medeniyet ile ilgilenmişler, güzel ve değerli gördüklerini benimsemişler ve bu güzellikleri Orta Asya’dan, atayurttan taşıdıkları kültür potasında İslâmın ölçüsüyle tartarak ve eriterek, yeni, orijinal ve zengin bir medeniyet inşa etmişlerdir.

X X X

            Baklava, lokum sizin olacak, yapmadığımız soykırım bize kalacak, öyle mi?!....

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ