Rusya İlişkilerinde Dengeler

 

            Eskiden bir tekerleme söylerdik: “Rus geldi aşka/Rus’un aşkı başka” diye... Sonra da Rus’un “başka aşkı” konusunda, çoğunluğu haklı endişelerimizi sıralardık. 2. Dünya Savaşı sonunda Stalin dönemi Sovyetler Birliği’nin emperyalist tutumu ve Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı istemesi, bizi Batı İttifakı’na ve NATO üyeliğine götürdü. İyiki böyle olmuş... Yoksa, ya SSCB’nin geri bir sempatizanı ya da az gelişmiş bir “Üçüncü Dünya Ülkesi” olarak kalırdık. Bu açıdan bakılınca, aslında Stalin’in 1945’deki taleplerinin Türkiye’nin hayrına olduğu söylenebilir.

            Ancak, 1991’de bloklaşmanın yıkılmasıyla, ortaya bambaşka bir Rusya çıktı. Ekonomik bakımdan önce büyük bir bocalama yaşayan Rusya Federasyonu, özellikle Putin’in başa geçmesiyle liderini buldu ve kendisini toparladı. Bugünkü Rusya, yeniden emperyal bir devlet, bir süper güç olmanın mücadelesini veriyor. Bu konuda kısa zamanda önemli bir mesafe kat ettiği görülmektedir.

X X X

            Türkiye-Rusya ilişkileri uzun bir tarihî geçmişe sahiptir. Ancak, Millî Mücadele devresindeki bazı sempatik münasebetler hariç tutulursa, AK Parti İktidarı’nın iki yıllık dönemi, bu ilişkilerin en sıcak şekilde yürütüldüğü dönem olmuştur. Bunda, hiç şüphesiz Başbakan Erdoğan’ın daha başbakan olmadan Rusya’yı ziyaretinin ve bu ülkeye gösterdiği yakın ilginin rolü vardır. Fakat asıl sebebin, Türkiye’nin bir merkez ülke konumuna gelerek öneminin artması olduğunu kabul etmek gerekir. Türkiye, Erdoğan-Gül ikilisinin uygulamaya başladığı “çok boyutlu dış politika” sâyesinde, dünyanın hemen her yerinde sesini daha fazla duyurmaya başlamıştır.

            Diğer taraftan, iki ülke arasındaki 11 milyar dolara bâliğ olan dış ticaret hacmi, turizmin getirdiği yakınlaşma ile enerji, ulaşım ve inşaat projeleri, bu gelişmenin ana dinamiği durumundadır. Bu dış ticaret hacminin 2007 yılında 25 milyar dolar olarak hedeflenmesi, gelişmelerin hızlanarak devam edeceğinin göstergesidir. Ayrıca, Rusya’nın Türkiye’ye, başta millî savunma olmak üzere bir çok sektörlerde iştahla baktığı anlaşılmaktadır.

X X X

            Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesini ve gecikerek de olsa Avrasya’ya girilmesini çok müsbet karşılıyor; Başbakan Erdoğan’ın, Putin’e BM Genel Sekreterine telefon açtırtacak kadar tesirli olan Rusya ziyaretini başarılı buluyoruz.

            Ancak, bu münasebetle bazı dengelere dikkat edilmesi konusunda işaret etmek istediğimiz noktalar var:

            1. Bir defa, Rusya’nın bizden en fazla işkillendiği görülen Çeçen Bağımsızlık Hareketi’nde dikkatli olmalıyız. Çeçenler’in son okul olayında yaptıkları -ki bu olay henüz esrarını muhafaza etmektedir- sivil halka dönük terör olaylarını tasvip etmek elbette mümkün değildir. Zaten Türkiye bu olayı kınamıştır. Lâkin eski Osmanlı nüfûzundaki Müslüman Çeçen Halkı’na insanî yardım yapılması en tabiî hakkımızdır. Türkiye, bu konuda ezilip büzülmeyi bırakarak açıkça tavrını ortaya koyabilmelidir. Çeçenistan’da barışın sağlanması için Türkiye’nin aracılık teklifinde bulunması, kanaatimizce isabetli olacaktır.

            2. Putin pek hoşlanmasa da Rusya Federasyonu’ndaki federal yapı içerisinde, halkının önemli kısmı Türk olan özerk cumhuriyetler vardır. Putin’den sonra bunların yetkileri daraltılmıştır. Türkiye, Türk Dünyası’nın kültürel bütünlüğü ve münasebetleri çerçevesinde bu özerk cumhuriyetlerle ilişkileri arttırmak durumundadır. Tataristan, Başkurdistan, Çuvaşistan, Sibirya’daki cumhuriyetler, Rusya’nın toprak bütünlüğünü zedelememek şartıyla, Türkiye’nin kültürel ilgi alanı içinde olmalıdır. Halbuki, son beş yıllık dönemde bu ilginin azaldığını; meselâ Kazan’daki başkonsolosluğumuzun kapatıldığını görüyoruz. Bu tabiî ilişkiler, iki ülke arasında tesis edilen sıcak dostluğa gölge düşürmemelidir. En önemlisi de, Türkiye bunu açıkça ifade etmeli ve “Rusya Yılı” uğruna bu kardeşlerimize sırtımız dönülmemelidir.

            3. Türkiye, Avrasya siyasetine Rusya Federasyonu ile başlamıştır. Lâkin bu yeterli değildir. Hemen arkasından Türk Dünyası ve Avrasya’daki diğer ülkelerle siyasî, ekonomik ve kültürel bağlar geliştirilmelidir. Burada dikkat edilecek nokta, Irak Savaşı öncesinde olduğu gibi, Türkiye’nin, ABD’nin Avrasya politikasının yeniden “ilk unsuru” hâline gelmesine çalışmaktır.

            4. Dikkat edilmesi gereken en önemli denge ise, ABD ve Rusya Federasyonu ile olan ilişkiler arasında kurulacak dengedir. Aşka gelip Rusya ile olan ilişkiler abartılırsa, bu durum ABD’yi rahatsız edecektir. Irak Savaşı’ndan sonra geçen yaklaşık iki yıllık dönemde ABD ile aramızdaki münasebetler artık eskisi gibi değildir. Lâkin unutmayalım ki, herşeye rağmen ABD bizim yarım asırlık “stratejik müttefikimiz”dir. Rusya ile aramızda geliştirilen sıkı ilişkiler, ABD ile olan ilişkilerimizin üstünde değerlendirilmemelidir.

X X X

            Başbakan Erdoğan ile İsrail ve Filistin’e başarılı ziyaretler gerçekleştiren Dışişleri Bakanı Gül’ü tebrik ediyoruz.

Türkiye’nin diplomatik başarılarının gittikçe artacağına inanıyoruz

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ