Attilâlar ve “Ulusal Kültür Savaşı”

 

O’nu, bizim Yeni Türkiye Dergisi’ne Türk kültürü konusunda bir yazı yazması için aramıştım. İkna etmek maksadıyla “Ben sana mecburum” dedim. Çok hoşuna gitti. Gülerek kabul etti. Daha sonra, geniş bir kelime haznesiyle ve mânâ zenginliğiyle ufukları kucaklayan bir sohbete dalmıştık.

Attilâ İlhan’ı kaybettik. Gerçekten de O’na, şiirlerine, kültürel tahlillerine ve özellikle tefekkürüne “mecburduk”. O’nun şiirlerine bayılırdık ama 1970’lerde başlattığı “Hangi”li serisiyle ve fikrî değerlendirmeleriyle, şiirlerinin güzelliğinin fersah fersah ötesine geçmişti. “Hangi Sol”, “Hangi Batı, “Hangi Seks”, Hangi Sağ”, “Hangi Atatürk”, “Hangi Edebiyat”, “Hangi Laiklik” adlı eserleriyle, bu kavramların arkasındaki gerçekleri didik didik ediyor ve tabuları yıkıyordu.

Çok sağlam bir Atatürkçü olmasına rağmen, “Atatürk’ü hatâlarıyla da kabul edeceksin” diyebiliyordu.

Attilâ İlhan, bu topraklara ve bu toprakların  yetiştirdiği insanlara âşık, çok sağlam bir “milliyetçi”ydi. Gençliğinde hakkındaki “solculuk” ithamı yüzünden başına az şey gelmemişti. Buna mukabil O, “Hangi Sol” eserinde solcu geçinen lümpen ve snopları yerden  yere vurabilmişti. Türkçeyi, en zengin ve güzel şekilde kullanmış, dilde tasfiyeciliğe iltifat etmemişti. “Dersaadet’te Ezan Sesleri” romanıyla bir şiirindeki “Salâ veriliyor görünmez minarelerden” mısraı, O’nun bin yıllık Türk-İslâm kültür sentezinin ve “Ulusal Kültür Savaşı”nın yansımalarıdır.

Fikirleri ve diğer edebî eserleri, bugün ortada sanatçı diye gezinenlerinkinden çok daha kıymetliydi. Lâkin, hiç kimseler onu Nobel ödülüne aday göstermedi. Çünkü O, sanatkârane ve samimî şekilde işlediği hümanist şiirlerinin yanında “ulusalcı/millî” bir Türk edebiyatçısıydı.

Bugün ardından sadece Ayseller, Lemanlar, Müjgânlar değil, hepimiz yas tutuyoruz. O’nun şiirleri dillerimizden düşmeyecek; O’nun fikirleri, millî kültürümüzün bir teminâtı olarak yaşatılacak.

Attilâ İlhan’a Allah’tan rahmet diliyorum.

X X X

            Bugün sizlere bir başka Attilâ’dan, Attilâ Koç’tan da bahsetmek istiyorum. Hani, “Sakal-ı Şerîf”i havaalanına ayağına getirdi diye yerden yere vurulan Kültür ve Turizm Bakanı Attilâ Koç’tan... Attilâ Koç, Mülkiye’de benden bir sınıf geride çok sevdiğim bir arkadaşımdı. Zekâsıyla, nükteleriyle, bitmez tükenmez millî heyecanıyla  hepimizi kendisine bağlamıştı. Son derece dindar, imanlı ve mukaddesâta hürmetkâr bir arkadaşımızdı. İçimizde en çok okuyanlardandı. Fakat bizi en fazla cezbeden tarafı, fevkalâde samimî bir “gönül adamı” olmasıydı.

            Hz. Peygamber’den söz ederken gözleri yaşaran, mütevazı bir gönül adamının, O’nun “sakal-şerif”ini ayağına getirdiğini düşünmek için ya ahmak ya da kötü niyetli olmak gerekir. Kaç gündür bu hâdise hakkında yazılıp çizilenleri okuyunca, “Yahu, meğer bizim lâikçi sol kesim mukaddes emanetler üzerinde amma da hassasmış ha!” diyerek söyleniyorum. Hz. Peygamber’in sakal-ı şerîfini ziyareti alaya alanların, birdenbire “sakal-ı şerîf düşkünlüğüne” tutulmaları size de garip gelmiyor mu?

            Maksat, bakanlığa oturduğundan beri gayrı ciddî magazin muhabirlerinin taktığı Attilâ Koç’u eleştirmek ve yıpratmaktır.

            Dün Kültür ve Turizm Bakanı Attilâ Koç’u arayarak olan bitenin aslını sordum. Sakal-ı şerîflerin, manevî değerlere uygun şekilde korunmaları için gümüşten mahfazalar hazırlatmak istemiş. Bu vazifeyi verdiği İstanbul Kültür Müdürü de, örnek bir gümüş kutu hazırlatıp içine bir sakal-ı şerîf koyarak, Bakan istemediği halde tipik bir bürokratik davranışla havaalanına götürerek Attilâ Koç’a göstermeye kalkmış. Havaalanında güvenlik kontrolünden geçerken foto muhabirleri de polisin açtığı kutunun fotoğraflarını çekmişler. Koç, katî bir dille, olaydan Başbakan’ın bilgisi olmadığını ve Dubai’ye gönderme hikâyesinin tamamen uydurma olduğunu söyledi. Hem Bakanlar Kurulu Kararı olmadan kültür varlığı hiç yurtdışına çıkarılır mı dedi. Bütün bunları neden açıkça anlatmadığını sorunca da, “Beni bilmezmisin ağabey? Serde efelik var. Kendi getirdiğim değerli bir bürokratın yıpranmasını istemedim” dedi. Bunu yazdığım için de kimbilir bana ne kadar kızacaktır.

X X X

            Attilâ Koç da, Attilâ İlhan gibi bir “Ulusal Kültür Savaşçısı”dır. Kültür ve Turizm Bakanı olduğundan beri gece gündüz demeden “Millî Kültür” için çalışıyor. Birkaç ay zarfında Türkiye’de gezmediği, görmediği yer, el atmadığı kültür meselesi kalmamıştır. Bırakınız saygısızlığı, daha fazla saygı göstermek maksadıyla Türkiye’deki 1820 adet sakal-ı şerife gümüş mahfaza yaptıran bir kültür adamını dine saygısızlıkla itham etmek için ne derece ard niyetli olmak gerekir, düşünebiliyor musunuz?

 

X X X

            Fakülte sıralarında Attilâ Koç’a, mütevazı udumla çok sevdiği Nişâburek şarkıyı çalardım; o da hüzünlü sesiyle söylerdi. En çok da şarkının meyan kısmının güftesine bayılırdı:

            “Derman aradım derdime hicrânı beğendim”

            Sen  hiç dert etme kardeşim. Millî kültür hizmet yolunda Allah yardımcın olsun.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ