Bosna ve Srebrenitsa İntibaları

 

 

            Dünkü yazımda sizlere Srebrenitsa intibalarını naklederken bazı hatâlar ve noksanlıklar olmuş. Tabiatıyla, yazınızı mezar taşlarının üstünde yazar da, iyi çekmeyen cep telefonuyla gazeteye okursanız, ister istemez bunlar olabiliyor. Evvelâ, olayın geçtiği şehrin adı Srebrenica yazılıyor ama Srebrenitsa okunuyor. Sırp kasabının adı da Karadziç olacak.

            Lâkin en önemlisi, merasime iştirak eden kişi sayısını eksik yazmışım. Yazıyı gönderip Saraybosna’ya dönerken, içinde bazı milletvekillerimizin de bulunduğu kilometrelerce araba ve otobüs konvoylarının henüz yol üzerinde beklediklerini gördüm. Bu mahşerî kalabalığın 200 bin kişinin üstünde olduğunu tahmin ediyorum. Ayrıca, Türkiye’den gelenlerin sayısının da 500’den fazla olduğunu sanıyorum ama gene de bu sayısının çok daha yüksek olması gerektiğini düşünüyorum.

            Bu arada, törene 3 değil de Abdullah Gül dahil 10 milletvekilinin katıldığını öğrendim. Ancak bu miktarın da çok düşük bulduğumuzu söylememiz gerekir. Çünkü burada soykırıma uğrayanlar, bizim evlâtlarımız, bizim milletimizin bir parçası... Bu boynu bükük insanımızı bırakıp da yaz tatiline çıkmanın âlemi var mı? Gelmeyenleri özendirmesi için, merasime iştirak eden milletvekillerinin adlarını veriyorum: AK Parti’den, başta Bosna-Hersek Dostluk Grubu Başkanı Hüseyin Kansu olmak üzere Mehmet Elkatmış, Güldal Akşit, Semiha Oyuş, Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı, Saffet Benli, Seyfi Terzibaşıoğlu, Hâmit Taşçı ve CHP’den de Mesut Değer. Ayrıca, Kocaeli ve Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanları ile mütevazı ilim adamları ve gerçek aydınlar da var. Lâkin, kendilerine “aydın” ismi vererek bildiriler yayınlayan, Ermeni diyasporasının ve ayrılıkçı Kürtçülerin sözcülüğünü yapan, solcu ya da liberal geçinen sözde aydınlarımızdan bir tanesine bile rastlayamadık.

X X X

            Merasimde neden Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül’ün konuşmadığını, Saraybosna Büyükelçimiz Melek Sina Baydur’a sordum. ABD Başkanı Bush adına konuşma yapan diplomatın, savaş suçlarından sorumlu özel temsilci sıfatıyla ve İngiltere Başbakanı Jack Straw’un ise AB adına konuştuklarını; törende çok sayıda dışişleri bakanının bulunduğunu izah etti.

            Bosna’nın onarımı için kendisine çok ihtiyaç duyulan ve Bosna’yla özel olarak ilgilenen Wolfowitz’in konuşmasına başlarken “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah” demesi alkışlarla karşılanınca, bu defa İngiliz Dışişleri Bakanı Straw da sözlerine “Selâmün aleyküm” diyerek başladı ve bir hayli alkış topladı. Bunun üzerine yanımdaki Kayseri’den gelen bir Bosna dostu, “Ağzını yidiğim, şimdi bizim Cumhurbaşkanı olsaydı, lâiklik çiğneniyor diye çeker giderdi” dedi. Arkadaşı, “Bilemedin” diye cevap verdi; “Zaten bu kadar başörtülüyü bir arada görseydi, tören yerine girmezdi ki...”

X X X

            Tören alanında, sancaklara sarılı 610 yeşil tabutun arkasında Reis-ül Ulema (Diyanet İşleri Başkanı) Mustafa Çeriç ile sarık ve cübbeleriyle Bosna’lı yüzlerce din adamı sıralanmışlardı. Nur yüzlü Mustafa Hoca, selîs ve fâsih bir Arapça, çok güzel bir İngilizce ve Boşnakça ile üç dilden irticâlen konuşma yaptı. Konuşmasında, İslâmın barış ve kardeşlik dini olduğunu vurgulayarak üç semavî dînin müşterek taraflarını anlattı. Duâsında da, Hz. İsâ’yı Hz. Muhammed ile beraber zikretti. Büyük din âlimi Mustafa Çeriç, kin, nefret ve intikam duygularından tamâmen uzaktaydı.

            Lahey Mahkeme Başkanı Theodor Moren de uzun konuşmasında, Srebrenitsa olayını hukukî şekilde inceledi ve insanlık aleyhine işlenen bir soykırım suçu olduğunun, bütün şartları ve delilleriyle ispat edildiğini vurguladı.

X X X

            Srebrenitsa, 11 Temmuz 1995’ten önce, nüfusunun yüzde 85’i Boşnaklardan meydana gelen orta büyüklükte bir şehirken, şimdi küçük bir kasaba hâline gelmiş. Soykırım olayın ardından, Müslüman nüfusun kalan kısmı şehri terkederek, çok meşakkatli bir yolculuktan sonra Tuzla’ya sığınmış. Tuzla’ya gelen tecâvüze uğramış kadınlardan bazıları, mülteci kampında kendilerini asarak intihar etmişler. Savaştan sonra şehre dönen birkaç bin Boşnak ise, hâlen can güvenliği olmadan yaşamaya çalışıyor.

            90 sene önceki Ermeni iftiralarını soykırım kabul ederek hiç utanmadan Türkiye’yi yargılamaya kalkışan Avrupalı, aradan 10 yıl geçmesine rağmen Srebrenitsa’da ve Bosna’nın her yerindeki soykırım için -Miloseviç’in yargılanması dışında- henüz hiç bir hukukî işlem başlatmamış. Binlerce Müslüman Boşnağı Sırp cânilerine teslim eden Hollandalı ırz düşmanı askerler, Hollanda’da bandoyla karşılanmışlar.

X X X

            Bosna Dayanışma Grubu’yla beraber Zenitsa (Zenica)’ya giderken Ahmiç (Ahmetler) Köyü’ndeki, Hırvatlar tarafından işkenceyle öldürülen 300 kişinin hâtırasına dikilen mezar taşını ziyaret ettik. Katledilenler arasında henüz yeni doğmuş bebekler de vardı. Köyün camisinin imamını mihraba çivileyerek câmiyle birlikte diri diri yakmışlar. Şimdi, köyün bitişiğinde bunu yapan Hırvatlarla, katledilen Müslümanların akrabaları yanyana yaşıyorlar. Srebrenitsa’daki Boşnaklar da, yoldan geçen bazı Sırp polislerini göstererek “İşte bunlar da yakınlarımızı öldürenlerin içindeydiler” diyorlar. Şehitliğe giderken Sırpların nasıl düşmanca baktıklarını tarif edemem.

            Boşnaklar, tam da toparlanıp kendilerine ait olan yerleri geri alacakken, BM Barış Gücü ve NATO buna mâni olmuşlar. Böylece, Sırp ve Hırvatların “etnik temizlik” yaparak toprak kazanmalarını sağlamışlar.

            Dayton Anlaşması’nın arefesinde, YDP Genel Başkanı sıfatıyla Cumhurbaşkanı Demirel’i ziyaret etmiş; bu anlaşmanın Boşnakların aleyhine olacağını ve Batı’nın Avrupa’nın ortasında halkı Müslüman olan bir devlet kurdurmamak için bunu düzenlediğini anlatmıştım. “Önce akan kanı durduralım” deyince, bu anlaşmanın yürümeyeceğini ve 250 bin şehidin kanlarını boş yere akıtmış olacağını söyledim ama dinletemedim. Rahmetli İzetbegoviç de, kimseden destek bulamayınca Anlaşma’yı imzalamak zorunda kalmıştı.

            Şunu altını çizerek belirteyim ki, eğer bir an evvel AB’ye alınmazsa, bu yapısıyla Bosna’da yeni bir çatışma çıkması her an beklenmelidir.

X X X

            Bosnalılar, çok güzel ve mâsum insanlar. Son derece müeddep, terbiyeli, mûtedil ve vakûr bir tavır içindeler. Başında beresiyle câmiden çıkan, uzun boylu, nur yüzlü bir Bosnalı ihtiyarın maviş gözleriyle size gülümsediğini görünce içiniz sımsıcak oluyor.

            Bosnalılar, kendilerini Osmanlı’nın torunları ve Türk olarak kabul ediyorlar. Altı asır boyunca alperenlerle, Anadolu’dan giden evlâd-ı fâtihanla içiçe olmuş; kız alıp vermiş ve kaynaşmışlar. Savaş esnâsında Belgrad TV’lerinde röportaj yapılan Sırp canavarları yarışırmışçasına, Boşnakları kastederek “Ben bugün 15 Türk öldürdüm” gibisinden öğünürlermiş. Türk üst kimliğinin etnik nitelikte olduğunu zanneden bazı câhil aydınlarımız, elbette bu vâkıayı idrakten âcizler. Bosnalı, Hasan Nuhanoviç, “Sırplar, bizi taşıdığımız Türk isimlerinden dolayı öldürdüler” diyor. Bugün hâlâ Srebrenitsa’da duvarlarda soykırım esnâsında Sırplar tarafından yazılmış “Sve Turci u Turciju” (Bütün Türkler Türkiye’ye) sloganlarına rastlamak mümkün.

            Mihmandarımız Bekir Türkmenoviç (Türkmenoğlu), “Türkiye’de 75 milyon Boşnak yaşıyor; Bosna’da da 2 milyon Türk yaşıyor” derken gözleri parlıyordu.

X X X

            Bu, dünyanın en güzel insanlarının yaşadığı, dünyanın en güzel memleketinden, tatlı Boşnak şivesiyle “Allah Emânet!” deyip, Murâd-ı Hüdâvendigâr’ın, Fatih’in, Kânûnî’nin torunlarına vedâ ederek ayrılıyoruz.

            Savaş sırasındaki Bosna Millî Marşı’nın mısraları dudaklarımızdan dökülüyor:

            “Düşman, Bosna duvarlarına doğru yürürse,

              Eski mezarların rüyalarıyla karşılaşacak,

              Bu topraklar için kanını veren şehitlerle karşılaşacak.”

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ