YÖK’ün Rektörü

  

 

            Olayı biliyorsunuz: Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde yapılacak fakülte binalarının temel atma törenine katılmak üzere Başbakan Erdoğan Bolu’ya gidiyor. Ancak, Üniversite Rektörü, bir bildiri yayınlayarak törene katılmıyor ve diğer üniversite yöneticilerinin de törene iştirakini engelliyor. Rektör törene katılmayışını, sadece İzzet Baysal Vakfı tarafından yapılan dâvetin “üniversitenin bilgisi dışında” oluşuyla açıklasa, gene de hoş olmamakla beraber, bir dereceye kadar makûl karşılayabilirsiniz (Asıl sebebin de bu olduğu anlaşılıyor). Lâkin, Rektör’ün bildirisindeki şu ifadelere bakınız: “Üniversiteler Atatürkçü düşünceyi özümsemiş lâik cumhuriyet ilkelerinin yer bulduğu kurumlardır(...) Bu düşünceler ışığında üniversitelerimizin siyasallaştırılma çabaları veya üniversitelere siyasetin etkilerinin yansımaları kabul edilemez”.

            Hani bir lâf vardır ya: “Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı” derler. Fakülte binasının temelini atmakla “Atatürkçü düşünce” ve “lâik cumhuriyet ilkeleri”nin münasebetini bana birileri açıklayabilir mi?... 12 Eylül Dönemi’nin herşeyi bilen “bilge” Devlet Başkanı Evren Paşa da, o engin Türkçe bilgisiyle bir gün “Hangi taşı kaldırsak altından Atatürk çıkıyor” demişti ya; bu lâf da aynen ona benziyor. Millî Eğitim Bakanı’nın dediği gibi, “Türkiye’de Atatürkçüler var; Atatürkçü geçinenler var; bir de bu bildirideki gibi Atatürk’ten geçinenler var. En iğrenç tarafı da budur”.

X X X

            Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın bir üniversiteye gidip üniversitede yapılan bir yatırımın temelini atması, bu üniversite için bir şereftir. O Başbakan’ın ismi, mensup olduğu parti ve siyasî görüşleri hiç mi hiç önemli değildir. Çünkü o, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk Milleti’nin Başbakanı’dır. Törende, “AK Parti Genel Başkanı” sıfatıyla değil “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı” sıfatıyla bulunmaktadır. O’na yapılan saygısızlık ve terbiyesizlik, Türk Milleti’ne ve Türk Devleti’ne yapılmış demektir.

            Rektör ve üniversitenin diğer yöneticileri, bu davranışlarıyla, iddialarının tam aksine, asıl kendileri “üniversiteleri siyasallaştırma çabaları” içine girmişler ve devlet âdâbından yoksun partizan siyasetçiler gibi davranmışlardır.

            Rahmetli İzzet Baysal’ın “fikirleri ve ilkeleri”nin iddia ettikleri gibi bu nâdanlıkla hiç bir ilgisi yoktur. İzzet Baysal’ın sağlığında Millî Eğitim Bakanı olarak Bolu’daki yatırımlarına ve üniversite tesislerinin törenlerine iştirak etmiştim. Merhum Özal da, Başbakan olarak bu törenlere katılmıştı. Rahmetli Baysal’ın, en ufak bir saygısızlıkta bulunduğu görülmemişti. Bilâkis hem Baysal, hem de o zamanki üniversite yöneticileri, Özal’a, bana ve törene katılan diğer devlet erkânına  şükranlarını sunmuşlardı.

            Sorarım size, Başbakan Erdoğan ve Millî Eğitim Bakanı Çelik’in diğerlerinden ne farkı vardır?

X X X

            Üniversite yöneticilerinin de elbette siyasî görüşleri olacaktır. Bir rektör, mevcut iktidarın siyasetini tasvip etmeyebilir. Fakat, herkes asgarî bir nezaket ve görgü kaidesine uymak mecbûriyetindedir. Geçmişte bakan olarak katıldığım temel atma ve açılış törenlerine, mahallin muhalefet partileri yöneticileri de katılmışlar ve kendi bölgelerine yapılan hizmetleri takdir etmişlerdir.

            Adamın rektör olduğu üniversiteye fakülte temeli atılıyor. Yatırımı, üniversitenin bânisi İzzet Baysal’ın ailesi ve vakfı ile devlet yaptırıyor. Adam da hem törene gitmiyor, hem de bu hizmeti getirenleri karalamaya çalışıyor...

            İşte YÖK’ün rektörü!... 12 Eylül kalıntısı bir darbe kuruluşunun ürünü ancak böyle olur.

            Kimbilir, belki de bu tutumuyla millî iradenin “ağzının payını verdiği”(!) için birileri bu Rektörü tebrik ediyorlardır. ADD ve ÇYDD tarafından “yılın rektörü” seçilecektir. “Zinde güçler”, “Aferin Rektör, arkandayız” diyorlardır. Bir bakarsınız, YÖK üyeliğine aday gösterilir ya da Anayasa Mahkemesi’ne seçiliverir. Belki CHP de ilk seçimde, İstanbul’dan aday yapar (Tabiî Bolu’dan değil).

X X X

            27 Mayıs sonrası dönemde Mülkiye’de öğrenciyken, Hür Düşünce Kulübü olarak fakülteye Başbakan Demirel’i dâvet etmiştik. O yıllarda Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde solun hâkimiyeti vardı. Fakülte Dekanımız rahmetli Prof. Dr. Aziz Köklü de Demirel’den pek hazzetmezdi. Buna rağmen Başbakanı kapıda karşılamış; her zamanki nezaketi ile onu ağırlamıştı. Demirel’in konuşması sırasında solcular aleyhte tezahürat yapınca ne kadar üzüldüğünü ve Demirel ayrıldıktan sonra boynuma sarılıp ağlayarak “Bize yakışmadı Hasan, misafirimize ayıp oldu” diyerek nasıl ağladığını hatırlıyorum. Prof. Köklü, herkesten daha fazla Atatürkçü idi.

            Nûr içinde yat Aziz Hoca... Ülkenin Başbakanı’na yapılan bu saygısızlık herhalde ruhunu muazzep etmiştir.

            AİBÜ Rektörü, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı iken, bir 10 Kasım töreninde, hem de bir tarihçi olarak “Hain Osmanlı Padişahları” demişti. Kendi tarihine saygısı olmayan birisinin ülkenin Başbakanı’na saygısı olur mu?!...

X X X

            Aslında saygı duyulmayan milletin iradesidir. Bir takım militer güçler, yüksek yargı mensupları, bazı üniversite yöneticileri, kendisini milletin, halkın üzerinde görmekte; “Atatürk” ve “Lâik Cumhuriyet ilkeleri”ni istismar ederek oligarşik hâkimiyetlerini devam ettirmek istemektedirler.

            Lâkin yağma yok! Artık millet uyanmıştır ve kendi iradesine mutlaka sahip çıkacaktır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ