Polis, Robot Değil İnsandır

 

            Polisle ilgili yazdığım her yazıdan sonra, polis dostlarımdan yüzlerce e-posta, telefon ve mektup almışımdır. 1. Sınıf emniyet müdüründen polis memurlarına kadar, hatta polis okulu öğrencilerinden bile gelir bu mektuplar. Emniyet teşkilâtı mensupları, kendileri ile ilgili söylenen her söze ve yazılan her yazıya karşı çok hassas; sahipsizlik duygusu yüzünden de sitemkârdırlar.

            Polis diyor ki: “Biz ‘robokop’ değil insanız. Biz de etten, kemikteniz; bizim de sorunlarımız var. Adlî tahkikatın yanı sıra, zamanımız, görevini yapmayan, yapamayan kamu kurumlarını iteklemekle geçiyor. Hacze biz gidiyoruz; seyyar satıcılarla biz uğraşıyoruz; kamu sağlığını tehlikeye düşüren hayvanlarla biz mücadele ediyoruz; umuma açık yerlerin denetiminden biz sorumluyuz. Kısacası her yerde ve her zaman polis, polis, polis...”

            Polis diyor ki: “Emniyette beş yıl çalışan polise, ben olsam paranoyak raporu verirdim; çünkü işimiz çok zor. Hayat bilgisini biz hayatın içinden alıyoruz. Hiç bir yerde, hatta annesi babası tarafından dinlenmemiş insanları dinlemek de bize düşüyor. Bazen aramızda para toplayıp memleketlerine yolladığımız şahıslar oluyor. Bizim, alil, âciz, yardıma muhtaç olanlara el uzatmak gibi bir misyonumuz da var.”

            Bir kıdemli valinin stajyer kaymakamlara söylediği gibi: “İçinden çıkamadığınız bir evrakı veya işi, doğrudan polise yazın; onlar nasıl olsa işin içinden çıkarlar.”

X X X

            Özellikle Çevik Kuvvet polisi fevkalade güç şartlar altında görevini yapar. Yaz kış 24 saat boyunca, 20 kişilik araçların içinde bekleyen poliste moral kalır mı? Çevik Kuvvet, protestocuların gözünde, devletin aldığı ‘yanlış’ kararların bir nevi itiraz mercii durumundadır. Çevik Kuvvet polisinin protesto edilen kararda hiç rolü bulunmamasına ve kararı değiştirebilme gücüne sahip olmamasına rağmen, devlete karşı duyulan öfke, Çevik Kuvvet’e yöneltilir. Görevi esnasında çıkabilecek en küçük bir olumsuzlukta suç tamamen ona aittir. Medya, olayı, genellikle suçluyu kayırarak ve polisi itham ederek aksettirir; lâkin polis kendisini savunamaz durumdadır. Polisin, bir robot değil insan olduğu gerçeği, onu yönetenlerin de, medyanın da, protestocuların da umurlarında değildir. Polis, her dönemde siyasî iktidarların ‘günah keçisi’ olmuştur.

            Maçlar bile Çevik Kuvvet’in görev alanına girer. Avrupa’da maçlarda güvenlik tedbirleri özel güvenlik birimlerince sağlanırken, Türkiye’de bu iş de Çevik Kuvvet’in görevlerindendir. Yapılacak maçın 7 saat öncesinden statta önlem alınır; verilen bir kumanya ile açlıklar bastırılır ve insanlar eğlenirken bizim ‘robokoplar’ aç, susuz saatlerce uğraştıktan sonra gece yarıları evlerine dönerler.

X X X

            Bizim aydınımız ve medyamız polis konusunda saplantılıdır. 27 Mayıs’tan beri polisi horlamaya ve küçümsemeye çalışmıştır. Şuuraltlarında soğuk savaş dönemine ait yaşadıkları vardır.

            Polisi boğaz tokluğuna çalıştırır; mesaisinin karşılığını ödemeden sabahlara kadar koşturur; sonra da en ufak tökezlemesinde ‘tu kaka’ edersiniz... Polis, güvenliğimiz için canını verir, yaralanır, dayak yer, kafasına kaldırım taşı atılır, anasına avradına küfredilir, arabası yakılır; aldıran olmaz. Yasa dışı bir gösteride kendisini kaybederek birisini coplarsa kıyamet kopar, manşetler atılır, makaleler döşenir. Bölücü terör örgütünün gösterilerinde, terör eylemlerinde bulunanlara karşı sapan kullanan polislerle alay edenler, bu garip manzaraya kendilerinin sebep olduğunu hiç düşünmezler mi?

X X X

            Türkiye’de nüfusun yüzde 72’si polis bölgesinde şehirlerde yaşamakta; başarılı operasyona dönük istihbarî verilerini yüzde 87’si de gene emniyet teşkilâtı tarafından toplanılmaktadır. Lâkin, demokrasinin teminatı olan polise, görevi ve önemi oranında değer verildiği söylenemez.

            Dünyanın hiç bir ülkesinde, insan haklarına aykırı şekilde ‘fazla mesai’ verilmeden polis çalıştırıldığı görülmemiştir. Fazla mesai adı altında ödenen 100 YTL’lik komik rakamlar yerine, haftalık 40 saatin üstünde çalışılan her saat için hak edilen fazla mesai verilebilseydi, bugün bir polisin eline aylık 4.000 YTL civarında ücret geçerdi. Fakat, bırakınız bu miktarı, bugün canını dişine takarak gece gündüz çalışan polislerimiz ortalama 1.000 YTL civarında maaş almakta ve gecekondularda oturmaktadır.

            Ya CMK’ya ne demeli? Söylemekten dilimizde tüy bitti; kalemimizde mürekkep tükendi. Yeni CMK ile savcılar polis yapılmış; polisler de kızağa çekilmiştir. Bütün yetkileri elinden alınan polisin, ‘yakalamak’tan başka görevi kalmamıştır. Polise karşı gelmekle nüfus memuruna karşı gelmek farksız hâle getirilmiştir. Polisimizin, gelişmiş demokratik ülkelerdeki meslektaşlarına verilen yetkilerden daha fazla talebi yoktur. Ne yazık ki, bu yetkiler bizim polisimizden esirgenmiştir.

            Sözün özü, geçim sıkıntısı çeken, gayrı insanî çalışma şartlarında görev yapan, özel hayatına zaman ayıramayan, istikbalinden emin olmayan, askerlik sorunu bile yıllardır halledilmeyen, yetersiz sayıda bir polisle, emniyet ve asayişin temini aslâ mümkün değildir.  

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ