“Derin Devlet” Deşilmeli

 

 

            7 Nisan’da yayınlanan “Derin Devlet Masalı” başlıklı yazımın, Türkiye’deki antidemokratik mekanizmalar konusunda hemfikir olduğumuzu bildiğim Prof. Dr. Mustafa Erdoğan ve Abdurrahman Dilipak gibi dostlarım tarafından -belki de tam olarak okunmadığı için-, iyi anlaşılamadığını görüyorum.

            “Derin Devlet” tâbiri, eğer meşrû hukuk nizamının ve millî iradenin dışında, siyasî karar alma mekanizmasını tanzim eden güçleri ve mihrakları ifade ediyorsa, elbette varlığından şüphe edilemez. Bu güçler, sadece darbe dönemlerindeki “cuntalar”la sınırlı değildir. Türk demokrasisinin üzerinde yıllardır “Demokles’in kılıcı” gibi sallanmaktadır.

Demirel ve Evren’in kastettiği derin devlet, 12 Eylül Darbesi’ni yapan darbeciler olduğu için, yazımda “darbe”yi ön plâna almıştım.

X X X

            “Derin Devlet” tâbirini bir “masal” olarak adlandırıp, bu tâbire karşı çıkmamızın sebebi, sözkonusu yaklaşımın demokratik sistemimize zarar vermesindendir. “Derin Devlet” tartışmasında karşı çıktığım nokta, bir terminoloji meselesi değil; “esrar” ve bilinmezlikle malûl soyut bir problemi çözebilmek için “meçhûl”ün “malûm” hâline getirilmesi gereğidir.

            28 Şubat Dönemi’nde Türkiye’nin her yerinde verdiğim demokrasi konferansları sırasında, halkın “derin devlet”i, “ecinniler”, “iyi saatte olsunlar” gibi erişilmez bir mefhum olarak algıladığını görmüştüm. Bu algılayışta, bir bedbinlik ve çözümsüzlük vardı. Halkın bu kötümserliğinin, “devletin bir bildiği vardır” ve “hikmet-i hükûmet” anlayışından daha zararlı olduğunu düşünüyorum.

            Konferanslarımda “derin devlet”ten bahseder; “Nedir derin devlet? Süleyman Bey’in şapkası mıdır? MİT midir? Anayasa Mahkemesi midir? YÖK müdür? Batı Çalışma Grubu mudur?!...” diye sorardım. Maksadım, “derin devlet”in maskesini indirmek ve onu “erişilmezlik” zırhından çıkarabilmekti.

            Bu ele alış tarzı, cerahatli bir yarayı teşrih edip deşerek temizlemek için elzemdi.

X X X

            Yazımda, “Apaçık ortada duran antidemokratik unsurları bir yana bırakıp, ne olduğu belli olmayan derin devlet masallarıyla uğraşmanın, bizi asıl teşhis ve tedaviden uzaklaştırdığı gözden kaçmaktadır” demişim. 21. asrın başlarında, AB’ye girmeye uğraştığımız ve bunun için ard arda demokratikleşme paketleri çıkardığımız bir dönemde, artık kuş diliyle konuşmaktan öteye geçmeliyiz.

            “Derin Devlet” diye adlandırılan antidemokratik mekanizmaları kısaca özetleyelim:

            1. Gayrımeşru 1982 Anayasası: Darbeciler tarafından hazırlanan ve halka dayatılan 1982 Anayasası, antidemokratik hükümler ihtiva etmektedir. En kısa zamanda yürürlükten kaldırılmalı ve yerine milletin iştirakiyle hazırlanacak “Yeni Anayasa” vaz edilmelidir.

            2. TSK’nın demokratikleştirilmesi: Son iki yılda bu konuda önemli merhaleler kat edilmiştir. Özellikle, Genelkurmay Başkanlığı’nın dogmalara karşı olan ve savunmaya öncelik veren tavrı takdire şâyandır. Ancak, meselâ YÖK konusunda hâlâ müdahaleci eğilim devam etmektedir. Bu itibarla:

                        a)Yeni Anayasa’da TSK’nın görevleri daha net şekilde belirlenmeli ve MGK anayasal bir kurum olmaktan çıkarılmalıdır.

                        b) TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi (koruma kollama görevi) kaldırılmalı veya millî savunma ile ilgili olduğu tasrih edilmelidir.

                        c) TSK’nın, askerî istihbarat dışındaki istihbarat faaliyetleri kaldırılmalıdır.

                        d) Genelkurmay’ın ve askerî görevlilerin bildiri yayınlama ve beyanat verme alışkanlıkları sona erdirilmelidir.

            3. Yargının demokratikleşmesi: Yargının “siyasallaşması”na ve ideolojik peşin hükümlerle hareket etmesine engel olunmalıdır. Yüksek yargı organları mensuplarının, kendi alanları dışında beyanat vermeleri uygulaması sona erdirilmelidir. Anayasa Mahkemesi’nin “yerindelik denetimi” yapması ve yorumlarla yetkisini aşması; Danıştay’ın kendisini yürütme organının yerine koyması önlenmelidir. Tarafsız ve bağımsız yargının gerçekleştirilebilmesi için süratle bir “yargı reformu” yapılmalıdır.

            4. Devletin istihbarat güçlerinin tanzimi: MİT ile Emniyet ve Jandarma istihbaratlarının, antidemokratik unsurlardan ve faaliyetlerden arındırılması gerekir. Bu teşkilâtlardaki bazı görevlilerin, illegal ilişkiler içinde operasyon düzenlemeleri uygulamasına son verilmelidir. Ayrıca, yabancı istihbarat örgütlerinin ve çeşitli odakların gizli faaliyetleri konusunda bilgi toplamaları ve önleyici tedbirler almaları sağlanmalıdır.

            5. Yürütme gücünün dizginlenmesi: Devletin merkez ve taşra teşkilâtının “dengesiz güç kullanımı” denetlenebilmelidir. Özellikle, valilerin, kaymakamların, polis ve jandarma teşkilâtının, halk üzerinde baskı kuran uygulamaları dizginlenmeli; bunun için de yasama ve yargı denetimi işletilmelidir.

            6. YÖK ve benzeri kuruluşların lağvedilmesi: 12 Eylül kalıntısı, antidemokratik ve dayatmacı kuruluşların kaldırılması gerekir. Öğrenim özgürlüğünün ve akademik hürriyetlerin korunabilmesi için YÖK derhal lağvedilmelidir.

            7. CHP’nin demokratikleştirilmesi: CHP, Türkiye’deki antidemokratik mekanizmaların (yani derin devletin) bânisi ve hâmisidir. Türkiye’deki bütün antidemokratik müdahalelerin temelinde daima CHP yer almıştır. CHP’nin kendisini demokratikleştirmesi, hem oy tabanını genişletecek, hem de Türkiye’deki antidemokratik mekanizmaların işletilmesine engel olacaktır.

X X X

            Bu saydıklarımızı çoğaltabiliriz. Yeter ki, “derin devlet masalı”nın esrarı içinde tıkanıp kalmayalım. Demokrasiye ve millet iradesine inanan aydınlar olarak bu antidemokratik mekanizmayı, iyice araştırıp belirleyerek ortadan kaldırmaya çalışalım.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ