Erdoğan, Medya ve TÜSİAD

 

            Olayı sathî şekilde değerlendirdiğimizde ortaya şu manzara çıkıyor:

            “Kadınlar Günü” dolayısıyla gösteri yapan kadınlara polis dayak atıyor. Medya bunu abartarak yansıtıyor. Tesadüfe bakınız ki, AB Troykası da ertesi gün Ankara’da toplanıyormuş. AB temsilcileri şiddetle tepki gösteriyorlar. Arkasından Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu, Türk polisini kınayan bir metni kabul ediyor. Bu arada, TÜSİAD da Hükûmet aleyhine beyanat veriyor. Başbakan da kızıp medyayı muhbirlikle suçluyor ve TÜSİAD’ı da fırçalıyor. Basına daha önce de sert çıkışlar yapan Erdoğan’a karşı medya da savaş açıyor.

X X X

            Önce Başbakan Erdoğan’ın davranışını değerlendirelim. Hemen söyleyelim ki, bir Başbakan’ın medya ile karşılıklı tartışmaya girmesini, hem kendi siyasî icraatı hem de ülke huzuru bakımından doğru bulmuyoruz. Erdoğan’ın, özellikle kendisine yöneltilen sorular ve eleştiriler üzerine sert tepkiler göstermesi tenkide açık bir durumdur. Ancak, tarafsız yorumcular, bu tepkilerin medya üzerinde baskı yapmaktan çok, Erdoğan’ın her zamanki samimî feverânı olduğunu kabul edeceklerdir. Geçmiş iktidarlar dönemindeki benzeri tartışmalar sonucunda perde arkasından medyaya yapılan baskıların, AK Parti iktidarı döneminde yapıldığı söylenemez.

            Kaldı ki, son olayda Başbakan, bu defa şahsına yöneltilen bir eleştiri yüzünden tepki göstermiş değildir. Bazı kaypak politikacılar gibi, suçu polisin üzerine yıkıp zeytinyağı gibi su yüzüne çıkabilir ve kraldan çok kralcı olabilirdi. Hattâ, medyanın ve dış çevrelerin övgüsünü kazanmak için yöneticilere işten el çektirip polis üzerinde terör de estirebilirdi. Başbakan, bunu yapmamış, sorumlu bir “devlet adamı” gibi davranmış; ayrıca olaya sebep olanlar hakkında soruşturma açtırmaktan da geri durmamıştır.

            Erdoğan’ı üzen, bu olay yüzünden Türkiye’nin zarar görmesi, AB câmiasında haksız yere kınanmasıdır. Bu sebeple, provokasyona âlet olan medyayı, sert bir üslûp kullanarak da olsa, “muhbir” ifadesiyle suçlamıştır.

X X X

            Gelelim basın ve yayın organlarımızın tutumuna... Medyanın, haber değeri taşıyan 16 Mart’taki olayları yansıtması hakkıdır ve görevi icabıdır. Nitekim medya bu görevini yapmıştır. Ancak, AB Troykası’nın haksız tepkisi üzerine; medya, bu olaydaki yanlışlığın münferit bir davranış olduğunu, olaydaki provokasyon unsurlarının etkisini, en önemlisi de olayın kadınlara dönük bir şiddet gösterisi olmadığını bile bile, olayın üzerine gitmiştir. Halbuki, AB ülkelerinde son olarak küreselleşme aleyhindeki gösterilerde polisin bundan çok daha şiddetli tepki gösterdiği pekâlâ biliniyordu. Basın arşivlerinde yapılacak kısa bir gezinti, bu olayların yüzlercesini tesbit eden fotoğrafları ortaya çıkarabilirdi.

            Türkiye’nin menfaatlerini gözeten ve ülkemizin haksızlığa uğramasını istemeyen sorumlu medya anlayışı, önce meydana gelen olayı yansıtır ve yanlışlığı ortaya koyar; ancak sonra olayın gerçek mahiyetini göstermeye çalışırdı. Yoksa bu olayda yapıldığı gibi, dış basının kuyruğuna takılarak kendi ülkesine zarar vereceğini düşünmeden sorumsuzca davranmazdı. Şimdi, medyamızın yöneticileri, ellerini vicdanlarına koyarak düşünsünler; Avrupa Parlamentosu’nun kınama kararında onların payı yok mudur?

X X X

            TÜSİAD’a gelince, artık bu defa iyice saçmalamışlar ve işi Türkiye’yi şikâyete kadar vardırmışlardır. Şu ithama bakınız: “Yaşananların münferit bir olay değil, bir hükûmet tavrı olduğu izlenimi uyandırmaktadır.” Yani, TÜSİAD şunu mu demeye getiriyor: “Polisin şiddet kullanmasını siz emrettiniz. Beyazıt meydanında kadınlara siz dayak attırdınız. Bu, sadece son olayla ilgili değil, siz bunu hep yaparsınız...” Bu “münferit” kelimesiyle yıllarca uğraşarak Türkiye’yi savunanlar, bu “tuzu kuru cici beyler” kasalarını doldurmaya çalışırken; Türkiye’deki “işkence ve kötü muâmele”nin bir devlet politikası (hükûmet tavrı) olmadığını ter dökerek anlatıp durdular. Türkiye’nin Başbakanı, “işkenceye sıfır tolerans” ilkesini her fırsatta bas bas bağırarak ilân ederken, siz kalkıp bir polisin hatâsını, “Bu münferit olay değil hükûmet tavrı” diyerek hiç sıkılmadan bütün dünyaya fitneleyeceksiniz, öyle mi?

            Belki bu talihsiz bildiriyi kaleme alan kişi, maksadını aşan beyanlarda bulunmuş olabilir. Lâkin, maksat ne olursa olsun, bu ifadelerin Türkiye’nin aleyhine nasıl kullanılabileceğini lûtfen düşünüp vicdan muhasebesi yapınız.

            Bir de, Allah korusun ama gün olur da muhtaç olursanız, müracaat ettiğinizde bu kadar acımasızca toptan itham ettiğiniz (münferit değil) polisin yüzüne bakacak yüzünüz olsun...

X X X

            Milletimiz bu olayları ibretle seyrediyor ve emin olunuz ki, çok iyi değerlendiriyor. Lûtfen samimî ve dürüst olalım. Dış çevrelerin takdirine ve tahrikine aldanıp kendimize ihanet etmeyelim. Siyasetçiye karşı kızgınlığa kapılarak ülkemize zarar vermeyelim.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ