KIBRIS SEÇİMLERİ

 

            Geçenlerde Silifke’ye gitmiştim. Silifke’nin girişinde, Gülnar yol kavşağında “Kıbrıs Şehitliği” levhası dikkatimi çekti. Ziyaret ettim ve çok tesirinde kaldım. Güzel bir ormanın içinde, mütevazı bir müzenin yanında, her ağacın altında bir şehit Mehmetçik yatıyor. Ağaçlar, altında yatan Mehmetçiğin ağacı olmuş... Subay, astsubay ve erlerden meydana gelen 456 şehidimiz, yattıkları yerden Kıbrıs’ı seyrediyorlar. 1974 “Barış Harekâtı” esnâsında 510 Mehmetçik şehit edilmiş ve 1956 yılından itibaren 1669 Kıbrıs Türkü, vatanı uğrunda şehit olmuş... 1974’e kadar Kıbrıs Türkü’nün başına gelmeyen kalmamış. Sonradan ortaya çıkarılan toplu mezarlar, Rumların yaptıkları katliâmı açıkça gösteriyor...

X X X

            Niyetimiz hamâsî nutuk atmak ve “duygu sömürüsü” yapmak değil... Lâkin, Kıbrıs’ta pazar günü yapılacak seçimler ile ilgili olarak öylesine bir vâveylâ koparılıyor ki, Kıbrıs meselesini bilmeyen genç nesillerin tesir altında kalmaması imkânsız görünüyor. Sanki 27 yıl önce Türk ordusu durup dururken Kıbrıs’a saldırmış; Ada’nın kuzeyini işgal etmiş Rauf Denktaş’ı da Cumhurbaşkanlığına oturtmuş gibi... Sanki, daha önce her yer “güllük gülistanlık” imiş; Rumlar, Türklerin haklarına saygı gösteriyor ve refah içinde yaşamaları için uğraşıyorlarmış da, biz gidip bu “huzur ve barış ülkesini” işgal etmişiz... Bir takım “yüzsüzler” utanmasalar, açıkça bunları söyleyecekler ve tarihî hakikatleri, Rum hempaları gibi inkâr edecekler...

            Dün Kıbrıs asıllı iş adamı dostum anlatıyordu: Barış Harekâtı’ndan önce Rumlar, Türklerin bütün ekonomik damarlarını koparmışlardı. Osmanlı’nın üç asırlık “altın dönemi”nden sonra gelen İngiliz hâkimiyeti sırasında, İngilizler, dinî dayanışma içerisinde Rumları hep kolladılar ve Türkleri sermaye, ticaret ve sanayi dışına ittiler. Türkler, sanki ekonomik bakımdan iyiydiler de, KKTC kurulduktan sonra mı fakirleştiler?... Bugün Kıbrıs Türkü, her alanda neye sahip olmuşsa, bu Anavatan Türkiye’nin ve Barış Harekâtı’nın sâyesinde olmuştur...

X X X

            Her şeyden önce bilinmesi gereken bir gerçek vardır: Kıbrıs, bizim millî dâvâmızdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiyesinden sonra Osmanlı Coğrafyası’nda, tarihten ve Türklerin mevcûdiyetinden gelen haklarımızı kullandığımız; bir çok müşkilâta rağmen başarılı olduğumuz tek yer Kıbrıs olmuştur. Kıbrıs’ı ve Denktaş’ı AB yolunda “ayakbağı” olarak görenlerin tarih şuuru, bu değerlendirmeyi yapmaya kâfi değildir. Kıbrıs, Türkiye’nin millî menfaatlerinin geniş bir perspektiften değerlendirilmesi hâlinde, çok önemli bir “düğüm noktası” olarak ortaya çıkmaktadır.

            Yüzyılların sorununu, hele kırk yıllık kangrenleşmiş hâliyle AK Parti İktidarı’nın boynuna dolamak, büyük bir haksızlık olur. AK Parti, iktidara yeni geldiğinde, özellikle R. Tayyip Erdoğan’ın eline Büyük İskender’in kılıcını vererek bu “kördüğüm”ü çözdürmeye çalışanlar, AB’ye bir an evvel kapağı atmak için “sihirli formüller” geliştirenler; Erdoğan, Başbakanlık koltuğuna oturarak meseleleri daha yakından teşhis edince, bu defa onu dolduruşa getirmeye çalışarak “Sen de mi statükocu oldun, görüş değiştirdin” âvâzesiyle tesir altına almaya çalışıyor. Rahmetli Özal gibi, cesur ve yenilikçi bir devlet adamı Kıbrıs’ta çözüme neden gidememiştir? Çünkü, bugün Denktaş’a atfedilen “statükoyu devam ettirme” ithamı, aslında Rumların, Yunanistan’ın ve Batı’nın yıllardır uyguladığı bir strateji olmuştur.

X X X

            1986’da, beraberce gittiğimiz KKTC’yi resmî ziyareti sırasında merhum Özal, Kıbrıs’ta bir “serbest bölge” kurulmasını istediğinde, Denktaş ve UBP bunu hararetle desteklerken bu teklife karşı çıkarak aleyhte propaganda faaliyetleri başlatıp Kıbrıs ekonomisini ayağa kaldıracak bu projemizi engelleyen kimdi, biliyor musunuz? CTP ve şürekâsı... Yani, şimdi Rumlarla elele AB’cilik ile iştigal eden Kıbrıs muhalefetinin gülleri... CTP’nin çizgisine baktığınızda şaşırıp kalırsınız. Bir zamanlar, Rum AKEL Komünist Partisi’nin dümen suyundan ayrılmayan, açıkça veya sinsice Türkiye ve Türk ordusu aleyhinde propaganda yapan, “Kıbrıslı-Türkiyeli” ayırımını körükleyen, Kıbrıs ekonomisinin gelişmesine karşı ideolojik engellemelerde bulunan, bir taraftan da körü körüne Batı hayranlığından kendini kurtaramayan hep bu çirkin CTP olmuştur. Kısaca, CTP’yi isim benzerliğinin bulunduğu CHP’nin “gayrı millî”si diye tarif edebiliriz.

X X X

            Şimdi bu CTP mi Kıbrıs sorununu çözümleyecektir?!... Denktaş’ı ve iktidar yöneticilerini kendi menfaatlerini, mülklerini korumak için mevcut durumu devam ettirmek istemekle itham eden bu muhalefet, Kıbrıs’ta dağıtıldığı ileri sürülen paralar karşısında ne cevap verecektir? Bir de, Gürcistan’daki “kadife devrim”de olduğu gibi, Başbakanlığa, Cumhurbaşkanlığına yürüyüp iktidara el koyma tehditlerine ne demeli?!... Asıl garip olan, bütün dünyanın gözünün önünde yapılacak bir seçimden sonra, antidemokratik bir darbe tehdidinin, bizim demokratlığına toz kondurmayan bazı “ver kurtulcu” kalem erbabı tarafından da “Gürcistan”a benzetilerek peşinen alkışlanmasıdır. Haydi bakalım, sıkıysa yapsınlar da görelim!...

X X X

            Başlangıçtan beri tekrarlıyoruz. Kıbrıs’ta elbette biz de çözümden yanayız. Bu, Annan Plânı’nın değiştirilmesi veya yeni bir plân üzerinde anlaşarak mümkün olabilir. Ancak, Denktaş’ın dediği gibi, Kıbrıs Türklerinin azınlık olması ve Türkiye’nin garantörlüğünün ortadan kalkması kabul edilemez. Bu şekilde bir çözümü ise, sloganlardan öteye bir hâl yolu getiremeyen CTP gibi muhalefet partileri sağlayamaz; ancak, meseleyi avucunun içi gibi bilen Denktaş ve yıllardır KKTC’yi yöneten UBP gibi iktidar partileri gerçekleştirebilir. Kısaca, eğer Annan Plânı da tâdil edilerek uygulanabilecekse, bunu yapabilecek olan sorumsuz muhalefet partileri olmayacaktır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2003 YILI YAZI LİSTESİ