Şimdi Ayıklayın Pirincin Taşını

 

 

            Epeyce tartışıldıktan sonra yürürlüğe giren yeni TCK hakkında neredeyse bir kitap dolduracak kadar yazı yazmışım. Bu temel kanundaki düşünce hürriyetini sınırlayan hükümlerin değiştirilmesi için âdeta çırpındım durdum. “Anlamayana davul zurna az” misâli, kimsecikler aldırış etmedi. Hattâ bu yüzden kırk yıllık dostum Adalet Bakanı’nı bile küstürmeyi göze aldım; lâkin ne politikacısına, ne bilim adamına, ne de bürokratına dinletebildim. Arkadaşlar sanki yangından mal kaçırıyorlardı.

Eski TCK’daki düşünce ve düşünceyi ifade hürriyetini ortadan kaldıran meşhur 159. ve 312. maddelere göre hakkımda yüzden fazla dâvâ açıldı. Nihayet, bir insan hakları mitinginde, başörtülü kız öğrencilerin haklarını savunduğum ve YÖK’ü tenkid ettiğim için hapishaneyi boyladım. Bu, “TCK Âcil Kodifikasyon Ekibi”ne dahil bulunan ve çoğu yakın dostum olan “ricâl-i adalet”, sağ olsunlar defaatle hapishaneye beni ziyarete gelerek çektiğim sıkıntıyı bizzat müşahade ettiler.

Uzağa gitmeye ne hâcet, bizzat kendi liderlerinin “şiir okudu diye” bu maddelere göre hapse atıldığını, üstelik bizim “derin yargı”nın bu nevî lastikli kanun maddelerini “vatan uğruna”(!) nasıl sündüreceğini de bal gibi biliyorlardı.

Lâkin, masanın beri tarafına geçip adaletin simsiyah cübbelerini sırtlarına geçirince, her biri birer “Molla Kasım” kesilip fukara Yunus’ların hal ü etvârına aldırmaz oldular.

X X X

            Bendeniz Ankara’nın burnunun dibinde Ayaş Cezaevi’nde yatarken dönüp de bakmayan Batılı insan hakları kuruluşları, Güneydoğu’yu karış karış dolaşıp Leylâ Zana ve diğer PKK yandaşlarını ziyaret etmeyi marifet sayıyorlardı. Çünkü ben, inançlarım, milletim, vatanım ve demokratik haklar için mücadele veriyordum. Berikiler ise bu mübarek vatanı bölmek için teröristlere uşaklık ediyorlardı.

            Son günlerde Orhan Pamuk ve Hırant Dink hakkında yeni TCK’nın 301. maddesine (eski 159. madde) açılan dâvâlar da, Hükûmeti ve bir zamanlar bizim uğradığımız haksızlıklara bigâne kalan çevreleri harekete geçirdi. 301. maddedeki “aşağılama” ibâresinin belirsizliği tartışılmaya açıldı. Bizim sütunlar dolusu yazılarımıza aldırmayan devletlûlar, şimdi artık “değiştirilebilir” demeye başladılar.

            2.7.2004 tarihli yazımda, “Eski ‘tahkir ve tezyif’ ifadesinin yerini, bu defa Türkçemizde daha esnek ve yoruma açık ‘aşağılama’ kelimesi almıştır”; 9.9.2004 tarihli yazımda,  “Bu eleştiri devlet kurumlarını aşağılama demektir iddiasıyla düşünce özgürlüğü kolaylıkla ortadan kaldırılabilecektir.”; 17.3.2005 tarihli yazımda, “Madde gerekçesindeki açıklamalar, madde metnindeki esnekliği telâfi etmeye yetmeyecektir” demiştim.

            Ya, 24.5.2005 tarihli ve “TCK’da Sona Doğru: Tavsiyeler” başlıklı yazımdaki şu ifadeler eğer değerlendirilmiş olsaydı, Pamuk ve Dink olaylarında sıkıntıya düşülür müydü? “301. maddede,(...) eski 159. maddedeki ‘tahkir ve tezyif’ ifadesini ağırlaştırarak ‘aşağılama’ kelimesini getiren kanun koyucu, İtalyan Ceza Kanunu’nu tercüme ederken Türkçe hatâsı yapmış; tahkir ve tezyif ifadesini bilâkis hafifleterek düşünceyi ifade alanını darlaştırmıştır. Yani, daha önce uygulayıcılar tarafından ‘hakaret’ kabul edilemeyecek ifadeler ‘aşağılama’ sayılabilecektir. Bu durumda, ya eskisi gibi ‘tahkir ve tezyif’ ifadesi muhafaza edilmeli ya da daha doğrusu bu ifade ‘alenen sövme’ olarak değiştirilmelidir.”

            Lâkin, “varâk-ı mihr-ü vefâyı” kim okur kim dinler ki?!...

X X X

            Açık söyleyeyim: Ben, Nobel ödülü almak için ve Türk düşmanı “Batılı Efendiler” tarafından okşanmak için kendi milletine iftira eden romancı Orhan Pamuk’tan da; sunucuların hamakâtinden faydalanarak ikide bir televizyon ekranlarına yapışan, suret-i haktan görünerek her fırsatta Ermeni diyasporasına selâm çakan Hırant Dink’ten de hoşlanmıyorum. Bu ikilinin Türkiye ve Türkler aleyhindeki iftiralarını tiksintiyle karşılıyorum.

            Ancak, yeni TCK’nın “muammâ maddesi” olan 301’e göre haklarında dâvâ açılmasını da tasvip etmiyorum. Bu gibi kişilerin iddialarına karşı cevap verebilirsiniz, iftiralarını protesto edebilirsiniz ama onları düşüncelerini ifade ettikleri için cezaevine gönderemezsiniz. Artık bu demokratik sisteme alışmak zorundayız. Bunun için de, TCK’daki düşünce hürriyetini tehdit eden 301. ve 216. maddelerin kaldırılması lâzımdır.

X X X

            Beni asıl üzen ve rencide eden; Hükûmetiyle, Meclisiyle, Yargısıyla devleti meydana getiren erklerin, ancak AB başta olmak üzere dış baskılarla, yabancı müdahalelerle bu düzenlemeleri yapmak mecbûriyetinde kalışlarıdır. Hem de kimler için biliyor musunuz? Zanalar, Pamuklar, Dinkler için...

            Vatanın öz evlâtları, Türkiye’nin bütünlüğü için canını fedâya hazır olanlar, sahipsiz ve boynu bükük çile doldururlarken; Zanalar, Hırantlar ve sütü bozuk konferansçı tâifesi üzerinde yargı hiç bir zaman  tesirli olamamıştır.

            Bir de şunu anlamıyorum: Daha birkaç ay evvel âlâ-yu vâlâ ile kanun yapanların zoru görünce hemen “Değiştiririz canım” demelerini...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ