Srebrenica’da Hüzün

  

            2. Dünya Savaşı’ndan sonra, son 60 yıllık dönemin en büyük “soykırımı” (jenosid)’nın yaşandığı Srebrenica (Srebrenicsa)’dayız. Srebrenica Belediyesi tarafından düzenlenen “Srebrenica Soykırımı 10. Yıl Anma Etkinlikleri”ne katılmak üzere, Pazartesi sabahı saat 05.00’te Saraybosna’dan yola çıktık. Hava kapalı ve yağmurlu. Sanki gökler de 10 yıl önce 11 Temmuz 1995’te Sırp yamyamları tarafından vahşîce katledilen 12 bin Müslüman Boşnağın matemini tutuyor.

            Saraybosna-Srebrenica arası 130 km.den biraz fazla. Aslında normal şartlarda arabayla 1,5 saatte gidebilirsiniz. Fakat bu mesafeyi, ancak 6 saatte kat edebiliyoruz. Çünkü, yol binlerce araba ve otobüs tarafından doldurulmuş durumda. Müslüman Bosna’dan ve dünyanın her yerinden gelen 150 bin civarında olduğunu tahmin ettiğimiz topluluk defin merasiminin yapılacağı şehitliğin içinde toplanmış. Dünyanın çeşitli devletlerinin cumhurbaşkanları, başbakanları, dışişleri bakanları protokolde yerlerini aldılar. Balkanlar’dan ve Avrupa ülkelerinden bir çok tanıdık simayı görebiliyorsunuz.

            Türkiye’den Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül merasime iştirak ediyor. Ayrıca 3 milletvekilimiz de gelmişler. Bunun haricinde Türkiye’den, çoğunluğunu Bosna Dayanışma Grubu’nun organize ettiği 300 kadar Bosna dostu ulaşmış bulunuyor.

X X X

            Şehitlik, tam bir mahşer günü görüntüsü içerisinde. Soykırım neticesinde işkenceyle öldürülmüş 610 şehidin tabutları Kelime-i Tevhîd bayraklarına sarılmış vaziyette sıralanmış. Diğer tarafta da, mezarlar açılmış ve defni bekliyorlar. Gürül gürül okunan Yâsîn-i Şerîf ve Tebâreke, insanın tüylerini diken diken ediyor. Değerli dostum Nadir Lâtif İslâm, “Burası Arafat’a ne kadar benziyor değil mi?” dedi. BBP Genel Başkanı sevgili Muhsin Yazıcıoğlu ile gözgöze geldik: Gözlerinden yaşlar akıyordu. Nihat Genç de aynı durumdaydı.

            Türk heyeti olarak şehitliğe, Bosna ve Türk Bayraklarıyla tekbir getirerek girdik. Herkes alkışlıyordu. Kulağıma “Osmanlı”, “Türk” lafları çalındı. Bizim arkamızdan, şehitliğe Bosnalı yetimler girdiler.

            Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Süleyman Tehiç’in açış konuşmasından sonra ABD Başkanı Bush’un temsilcisi Dünya Bankası Başkanı Wolfowitz, İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw, Lahey İnsanlık Aleyhine İşlenen Suçlar Mahkemesi Başkanı Thedor Meron ve Srebrenica Belediye Başkanı Malkiç konuştular. Lahey Mahkeme Başkanı’nın, bunun katliâm değil soykırım olduğunu vurgulaması ilgi çekiciydi.

X X X

            Savaştan sonra, Sırp ve Hırvat soykırımlarını araştırmak ve şehitleri bulmak için “Toplu Mezarları ve Kayıpları Araştırma Komisyonu” kurulmuş ve İzetbegoviç’in SDA Partisi’nden Sarayova Milletvekili Amor Maşoviç (Türkmenoviç), Komisyon’un başkanlığına getirilmiş. Maşoviç’in gayretiyle Srebrenica’da toplu mezarlar bulunmaya başlanmış. Bugüne kadar 6.187 şehidin gömüldüğü toplu mezarlar ortaya çıkarılmış. Bugün yeni bulunan 610 şehidin defin merasimi yapılıyor. Komisyon, her şehidin tek tek DNA testlerini yaptırarak hüviyet tespitini sağlamış. Ancak, bunun dışında henüz kimliği tespit edilememiş binlerce şehit bulunuyor.

            Srebrenica halkı, özellikle kadınlar, mezarların üstündeki isimleri okuyarak yakınlarını bulmaya çalışıyorlar.

X X X

            1991’le 1995 yılları arasında yaklaşık 5 sene devam eden Sırp ve Hırvat saldırıları sonucunda 250 bin Müslüman Boşnak şehit olmuş. 85 bin Müslüman Boşnak kadını, onlarca kişini tecâvüzüne mâruz kalmış. 500 bin Boşnak, Bosna’dan göç etmek zorunda bırakılmış.

            Sırplar ve Hırvatlar, Bosna’da gerçek anlamda bir “soykırım” (jenosid) uygulamasında bulunmuşlar. “Etnik temizlik” kavramı, Sırp cellatların Müslüman Boşnaklar üzerindeki politikalarıyla ortaya çıkmış. Ancak bu, bir “etnik temizlik” ile birlikte aynı zamanda “soykırım” suçunun da bütün şartlarını taşıyor.

            Sırpların Bosna’da yaptıkları, Nazilerin Yahudiler üzerindeki soykırımından daha sadistçe uygulamalar; çünkü, Sırpların “Türk” diye isimlendirdikleri Müslüman Boşnaklar üzerindeki işkenceleri müthiş bir kin ve nefreti aksettiriyor.

            Srebrenica’da 11 ve 12 Temmuz 1995 günleri 12 bin kişi, akla gelmedik işkencelerle şehit edilmiştir. Depolara, ambarlara toplanan binlerce kişi, organları kesilerek, derileri yüzülerek, yakılarak ve diri diri toprağa gömülerek öldürülüyor. Erkeklerin gözleri önünde bütün kadınların ırzına geçiliyor. Hâmile kadınların karınlarını deşerek cenînlerini kesmek de, bu Sırp alçaklarının çok hoşlandıkları işkencelerden... Kaçmayı başaranları köpeklere parçalatıyorlar. Sorarım size annesinin önünde 1,5 yaşındaki bebeği parçalayıp derisini yüzerek etini kızartıp annesine zorla yedirmek için ne türlü bir canavar olmak gerekir?...

            Srebrenica soykırımında ve Bosna’da uygulanan bütün vahşet, hâlen yargılanan eski Sırbistan Cumhurbaşkanı Miloseviç ile şimdi kaçak(!) olarak serbestçe dolaşan Bosna Sırplarının lideri Karaziç ve Sırp ordusunun başındaki  General Mladiç adlı kâtillerin emriyle gerçekleştirilmiştir.

            Ancak, bütün bu alçak kâtiller sadece tetikçilerden ibarettir. Ne yazık ki, bu soykırımın gerçek fâilleri, herbiri bir “tek dişi kalmış canavar” olan Hristiyan Batı dünyasıdır. BM Barış Gücü (aslında Sırp ve Hırvat gücü), NATO ve başta Hollanda olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinin askerleri bu vahşete seyirci kalmış; hattâ bir çok olayda Sırplarla birlikte soykırıma iştirak etmişlerdir. Srebrenica’da, sokaktaki adama sorarsanız; size Hollandalı askerlerin Boşnak kadınlarına nasıl tecâvüz ettiklerini anlatacaktır.

            Bu soykırımda asıl sorgulanması ve yargılanması gerekenler Sırp cânilerinden çok; Srebrenica’yı “Güvenli Bölge” ilân ederek Boşnakların silâhlarını toplayıp onları Sırp kâtillere teslim eden; hava harekâtını kasıtlı olarak engelleyen BM Genel Sekreteri Butrosgali, Barış Gücü Komutanı Fransız Generali Janvier ve BM Bosna temsilcisi Japon Akashi gibi kişilerdir.

X X X

            Srebrenica’da ve Bosna’nın heryerinde bu soykırımları yapanların, kurbanları olan Müslüman Boşnaklara hep aynı lâfı söyledikleri naklediliyor: “Siz Türkleri artık burada görmek istemiyoruz”. Sırplar, açıkça Osmanlı’dan intikam aldıklarını söylüyorlarmış. Yani, sizin anlayacağınız sevgili okuyucular, Bosna’da işkenceyle öldürülenler bizim insanımız, ırzına geçilenler de bizim kadınlarımızdır. Lâkin, bu şuur ancak milletimizde var. O sırada devleti idare edenlerimizde ise aslâ olmadı.

            Son olarak, “Boğaziçi allâmeleri”ni, Ermeni iftiralarını bırakıp gerçek “Soykırım” görmek için Bosna’ya çağırıyorum. Bunu söylediğimde, Türk heyetindeki bir dostum, “Bunu yapmazlar. Çünkü, fukara Boşnakların, onları satın almak için Ermeni diyasporası gibi parası yoktur ki!” dedi.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ