“Onu Öyle Demezler, Peynir Ekmek Yemezler”

 

 

50’li yıllarda, o cânım, yemyeşil Malatya’nın bağlarında, bahçelerinde geçen mutluluk dolu çocukluk günlerimde, Malatyalı arkadaşlarımla karşılıklı tekerlemeler söylemeye bayılırdık. Malatya’nın meşhur “çakkalları”ndan öğrendiğimiz bu tekerlemelerin bir kısmı, hayli müstehcendi. Boş arsalarda futbol oynamak üzere toplandığımızda, takım kurmak için eşleşirken; “İbeni, (...) Al eşini” diye tekerlemeler söylerdik.

Bazen de, Kerneğe çimmeye gittiğimizde ya da döğüşmeden önce, inatçı keçiler gibi kafa kafaya verir, karşılıklı tekerlemeleri sıralardık:

“O sözlerin havaya

. . . . . . . . . . tavaya”

 

“O sözlerin geldi geçti

. . . . . .  deldi geçti”

 

“O sözlerin ayum uyum

. . . . . . . . . . . . dayın”

 

“O sözlerini atlattım

. . . . . . . . . . . patlattım”

(Sakın noktalı yerleri doldurmaya kalkmayınız, çok ayıp olur).

Daha sonra, birbirimizin yakalarından tutarak son salvoları savurur;

“Veey! Veey!

Atıy mı, ötüy mü?

Vakkılıy mı, vukkılıy mı?” dedikten  sonra kavgaya başlardık...

 

X X X

            Başbakan R.Tayyip Erdoğan ile Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, artık normal siyasî polemik çerçevesini çok aşan söz düellolarını dinlerken, aklıma Malatya’daki çocukluk günlerim ve bu tekerlemeler geldi.

            Bizim “çakkallar”dan birisi, aynen Deniz Baykal’a benziyordu. Normal “atışma” tekerlemelerini tüketince Antalya (Pardon, Denizli diyecektim) horozları gibi diklenir, ağzını bozarak sövüp saymaya başlardı. Bense Kasımpaşa’da veya Antalya’nın Şarampol’unda yetişmediğim için doğru dürüst kavga etmeyi bilmez, siner kalırdım. Adı Cumali olan çakkal, bana Kürt şivesiyle “piskevit çoncigi” (bisküvi çocuğu / hanım evlâdı) derdi. Bir gün küfürlerine dayanamayıp ensesinden tuttuğum gibi altıma almıştım da, doğuştan toraman olan bendenizin altında mahsur kalmıştı. Tabiî, Başbakan Erdoğan’ın kilosu normal olduğu için böyle bir şansı yoktur.

X X X

            Politikada polemik, bir bakıma halkın ağız tadı gibi çok “hoş” fakat o nisbette de “boş” bir iştir. Söyleyecek fazla şeyi olmayanlar, polemik yaparak vaziyeti idare etmeye çalışırlar. Günümüz politikasında da, hazırcevaplığı ve engin tecrübesiyle “polemik üstâdı”, hiç şüphesiz Deniz Baykal’dır. Lâfla peynir gemisi yürütülmez ama Üstâd Baykal, CHP gemisini pekâlâ yürütebilmektedir. Baykal ile polemik yarışına giren Erdoğan, siyaset sahnesindeki gölge oyununu hareketlendirse de, bizce doğru bir iş yapmamaktadır.

            Şu son “kakafonik diyaloglar”a bir bakınız: Baykal, TCK’daki, izinsiz eğitim kursu açanlara ceza indirimi getiren maddeyi eleştirirken, iktidarı “Hizbullahçı örgütlenme” ile itham ediyor. Başbakan Erdoğan da cevabı yapıştırıyor: “Bir yandan Mescid-i Aksa’da el bağlayıp namaza duracaksın, bir yandan da Kur’an öğrenilmesine karşı çıkacaksın!...” Baykal durur mu? Anında bizim Çakkal Cumali gibi tekerlemesini söylüyor: “Daha Tayyip anasının karnına düşmemişken Türkiye Müslümandı...” Şu nezahate, şu nezakete bir bakınız... Ardından da ilâve ediyor: “Erdoğan, Taliban liderlerinin önünde diz çökmüştür Erdoğan  da, “Hafiyesi Mahmut” Ali Topuz’dan müdevver bu iftira karşısında herhalde bol bol “la havle” çekmiştir.

X X X

            Efendime söyleyeyim, derken Başbakan Erdoğan, tam da Amerika yolculuğu sırasında Baykal’ın bamteline basıyor ve onu durup dururken “Anti-Amerikancı” olmakla suçluyor. Halbuki, şu benim garip memleketimin sosyal demokratları, bir yandan karşısındakileri “Amerikancı” olarak itham ederken, perde arkasında “Amerikancı” olmaya çok önem verirler. Çünkü, birçokları gibi onlarda da, “Türkiye’de Amerika’nın onayı olmadan iktidara gelinemez” saplantısı vardır. Bu yüzden de, 1 Mart Tezkeresi’nde olmaz çığırtkanlığı yaparak karşı çıkarken, bir taraftan da el altından Amerikalılara, “Biz iktidarda olsaydık tezkereyi çıkarırdık” mesajları göndermeyi ihmal etmemişlerdir.

            Erdoğan, kendi takımının çürüklerini unutup 1 Mart Olayı’nı CHP’ye fatura etmeye çalışarak, Baykal’ı tam 12’den vurmuştur. Şimdi de Baykal’ın cevabına bir bakınız: “Sayın Başbakan (kibarım, “Sayın”ı da ihmal etmiyor), öyle anlaşılıyor ki, ‘Ben Türkiye’yi satmaya hazırım ama CHP bırakmıyor’ demek istiyor”. Yani, memleketin Başbakanı’nı “vatanı satmak”la itham ediyor...

            Sevgili okuyucularım, biz Malatya’da çakkallarla döğüşürken de, Mülkiye sıralarında sağ-sol kavgası yaparken de, birbirimize bu kadar ağır şekilde saldırmazdık. Şu Cumhuriyet tarihimize bir bakınız, muhalefet tarafından “Türkiye’yi satmak”la suçlanmış bir başbakan görebilir misiniz?...

X X X

            Başbakan Erdoğan’a da, -haklı olsa da- ABD’de CNN’nde sarfettiği sözleri yakıştıramadık. “Lâikçi yobazlar”ın başörtüsü yasağı konusundaki “vandalizmi” ve zulmü, cümlenin malûmu... Lâkin, kimi kime şikâyet ediyorsunuz Sayın Başbakan? Siz, artık masanın önünde değil arkasındasınız. Devleti idare etme makamındasınız. ABD’deki “özgürlük anlayışı”nı, her türlü engellemeye karşılık ülkenize getirecek olan da sizsiniz. Hem, bir taraftan Türkiye’nin yegâne demokratik İslâm ülkesi olduğunu savunmak, hem de özgürlüğün olmadığını söylemek tezat değil midir?

            Bu memleket bizim memleketimiz. “Ecinniler”e, “İyi saatte olsunlar”a, “Jakoben zorbalar”a ve ağzı bozuk, müfrit muhalif CHP’lilere rağmen, bu “cennet vatan”a, demokrasiyi ve hürriyetler rejimini -birlik ve bütünlüğü bozmadan- biz getireceğiz. Başbakan’ın dediği gibi, “sabırlı davranarak” ve “râbit” olarak...

X X X

            İşitiyor musunuz? Siyaset sahnesinin, Rize’liler, Siirt’liler, Antalya’lılar, Malatya’lılar, Kasımpaşa’lılar da dahil olmak üzere bütün seyircileri hep birlikte bağırıyorlar:

            “Onu öyle demezler

            Peynir ekmek yemezler...”

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ