Uzay Tarikatı ve Medya

 

            “Tarîkat”, yol, usul, hâl demek. Allah’a ve Allah’ın rızasına erişmek için tutulması gereken yol; usûl ve erkân üzere kurulmuş tasavvuf yolu (Dr. Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük). İslâmî kültüre göre tarîkat denilince akla, nakşibendî, kâdirî, rüfâî, mevlevî, bektâşî gibi tasavvufî yollar gelir. İslâm, Osmanlı-Türk kültür hayatında tarîkatların çok önemli yeri vardır. “Ehl-i tarîk” kişi, nefsini terbiye etmesini öğrenmiş, mahviyetkâr (alçak gönüllü), takvâ ehli, İslâmî edepten nasipdâr, derviş meşrep bir şahsiyettir.

            Şimdi, bu İslâmî tarîkatlarla, ateist, sapık, seks manyağı, ahlâksızlığı ilke edinmiş bir takım örgütleri nasıl bir tutar da bunlara “tarîkat” dersiniz?!... ABD’de, “Yüce Kaynak Tarîkatı”, Afrika’da “Tanrının On Emri Tarîkatı”, İsviçre’de “Güneş Tapınağı Tarîkatı”, Guyana’da Jim Jones’ın müritleri... Bunlar, çok sayıda kişinin intihar ederek ölmesine sebep olmuşlardır. Sonra işi cinayete kadar vardıran Satanistler (Şeytana tapanlar) da vardır.

X X X

            Osmanlı’nın son döneminde bazı tarîkatların yozlaştığı ve tekkelerin “Miskinler Tekkesi” hâline geldiği doğrudur. Ancak, Millî Mücadele döneminde bir çok dervişin, din için vatan için silâha sarıldığı da unutulmamalıdır.

            Cumhuriyet’in ilk yıllarında çıkarılan kanunlar arasında, 30.11.1925 tarihli “Tekke ve Zâviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun” da vardır. Bu kanuna göre tekkeler kapatılmış, tarîkatlar yasaklanmış; asırlık türbelerin kapısına kilit vurulmuştur. Bu kanun “İnkılap Kanunları” arasında kabul edilmiştir ve hâlen yürürlüktedir. Ancak, DP’nin iktidara gelmesiyle, üzerinde yarım metre kuş pisliği birikmiş ecdat yâdigârı türbeler açılmış ve Konya’da “Mevlânâ İhtifali”nin başlamasıyla birlikte tekkelerin kapısı aralanmıştır. Bu kanun artık “metruk” hâle gelmiştir ve ilk fırsatta kaldırılması lâzımdır.

X X X

            Bu yazımda, özellikle çarpık tarîkat ilişkilerinin medya tarafından değerlendiriliş tarzına işaret etmek istiyorum.

            28 Şubat öncesini hatırlayınız. Hangi televizyon kanalını açsanız Aczmendî Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı ve Fadime Şahin’i görürdünüz. Özellikle bazı TV kanalları bunu bir “misyon” bilmişler ve kafalarını sallayarak zikreden kişileri yüzlerce defa göstermişlerdi. 28 Şubat Darbesi ortaya çıkınca misyonları anlaşıldı.

            Bugünlerde de, Rahşan Ecevit’in başlattığı “misyonerlik” tartışmasından sonra medyamız, “Uzay Tarîkatı” da denilen “Rael Tarîkatı”(!) mensubu “raelinler”in rezilliklerine taktılar. Efendim, bu adı her ne karın ağrısıysa örgüte mensup olanlar bir yerde toplanıp kendi aralarında tapınarak seks partisi düzenliyorlarmış. İslâmî inançlarımıza ters şeyler söylüyorlarmış.

            Peki ama arkadaşlar, bundan size ne?

            Medyanın, ilgi çekici konularda yayın yapmasına elbette karşı değiliz ama bunu “ajitasyon” hâline getirmenin anlamı var mı? Bu konuda yapılan röportajlarda bazı kişiler kışkırtıcı yayınların tesiriyle, “Hükûmet buna niye mâni olmuyor?” diye soruyor. Hükûmetin başka işi yok mu?

X X X

            Bu gibi konularda ölçü ortadadır. Eğer bu nevi çarpık ilişkiler, toplumun gözü önünde, toplumu rahatsız edecek şekilde cereyan etmiyorsa, yapacak bir şey yoktur. Hattâ satanistler konusunda da bu böyledir. Başka birine zarar vermemek şartıyla, herkes dinî inanç, inancını yaşama ve özel hayatın mahremiyeti konusunda vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olmalıdır. İsteyen satanist olur, isteyen raelin... Bu, aslâ hiç kimseyi, özellikle de devleti ilgilendirmez.

            Misyonerlik konusunu da bu şekilde değerlendirmek lâzımdır. Mütekabiliyet (karşılıklılık)  ilkesini gözetmek şartıyla, adam kilise de açar, İncil de dağıtır. Herhalde bunları toparlayıp içeriye dolduracak değiliz.

X X X

            Bütün mesele, Nasrettin Hoca’nın fıkrasında olduğu gibi “taşları bağlayıp köpekleri salıvermek”tedir. Teşbihte hatâ olmaz. Bu memlekette yıllardır Misyonerler, Yehova Şahitleri, Barış Gönüllüleri, Bahâîler ve ne idüğü belirsiz onlarca sözümona tarîkat serbestçe faaliyette bulunurken; İslâmî tarîkatlar yasaklanmış, tekkeler kapatılmış; hatt⠓irtica yuvası” olarak itham edilerek devletin resmî okullarına ve Kur’an kurslarına hayat hakkı tanınmamıştır.

            İnanç dünyası boşluk kabul etmez. Siz, İslâmı “irtica” diye tu kaka ederseniz, o inanç boşluğuna herkes gelir yerleşir.

            Çâre ise, hepsini yasaklamak değil, hepsini serbest bırakmaktır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ