Baykal’ın ‘Son Kalesi’ Düşerken

 

            CHP Lideri Baykal, Cumhurbaşkanlığını ‘son kale’ olarak nitelendiriyor. Kendisine sorsanız, ‘cumhuriyetçi güçler’in son kalesi olduğunu söyleyecektir. Halbuki, ‘CHP’nin son kalesi’ demek istiyor. Elhak, Cumhurbaşkanı Sezer’in son üç yıllık icraatıyla, Cumhurbaşkanlığı CHP’nin kalesi hâline gelmiştir. Yoksa, merhum Özal döneminde, hatta 28 Şubatçı Demirel döneminde, Cumhurbaşkanlığının CHP’nin ya da CHP laikçiliğinin ve jakoben cumhuriyetçiliğinin kalesi olduğu söylenebilir mi?

            Gerçekten de Sezer, Anayasa’nın Cumhurbaşkanı’nın nitelikleri ve tarafsızlığını düzenleyen 101. maddesinin ruhuna aykırı davranmış; tarafsız bir cumhurbaşkanı olamamış ve CHP muhalefetiyle birlikte hareket etmiştir. Anayasa Mahkemesi üyeliğine dahi bir CHP üyesini atamış; ancak dürüst bir CHP’li olan Özdemir Özok istifa etmiştir. Bu örnekleri her konuda göstermek mümkündür.

X X X

            Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça, Türkiye’de entrika kazanları da kaynatılmaya başlandı. Sezer’in Harp Akademileri’nde yaptığı kışkırtıcı konuşmanın ardından medyada yakından âşina olduğumuz irtica yaygaraları koparılmaya başlandı. Meclis Başkanı’nın 23 Nisan’da millî egemenlik konusundaki konuşması da, egemenliği gasp etmeye alışık olan oligarşik bürokrasinin işine gelmedi. ‘Laiklik elden gidiyor’ âvâzeleri ayyuka çıkmaya başladı.

            Bir taraftan, ‘istatistikî madrabazlıklar’la, Özal’ın ve Demirel’in cumhurbaşkanı seçimleri sırasındaki oy oranlarını unutup AK Parti çoğunluğunun millet iradesini yansıtmadığını savunan ‘neo-makyavelistler’; diğer taraftan, her zaman olduğu gibi kulislerde ‘Asker bunların cumhurbaşkanı seçmesine izin vermez’ diye fitnekârlık yapan ‘oportünistler’ ve nihayet Cumhurbaşkanı Sezer’e hulûs çakarak onu müdahaleye teşvik eden ‘jurnalistler...’

X X X

            Çankaya’nın gayrı resmî sözcülüğünü yapan ve Cumhuriyet’i tekelinde tuttuğunu zanneden bir yayın organı, 2007’ye doğru Cumhuriyet’in gerilimden geçeceğini ve Cumhurbaşkanı’nın ‘anayasal görevinin gereği’ni yerine getirmek zorunda kalacağını iddia ediyor. Başbakan ve Meclis Başkanı’nın ‘bu yolda yürürlerse’, yani Cumhuriyet’e ve laikliğe karşı olmaya devam ederlerse gerilim olacağı tehdidinde bulunuyor.

            Bu iddialara yakından bakarsak şu gerçekleri görürüz:

            1. İrtica iddialarıyla Başbakan ve Meclis Başkanı’nın hiç bir alakası yoktur. Her ikisi de, Anayasa’da ve 2. maddenin gerekçesinde tarif edilen laiklik anlayışının dışına çıkmamışlardır.

            2. Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkilerini düzenleyen Anayasa’nın 104. maddesindeki ana görevi, ‘Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek’tir. 104. maddenin (a) fıkrasının son bendindeki ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermek’, onun görevi değil yetkisidir. Ancak, Cumhurbaşkanı bu yetkiyi kullanırken ana görevini unutmamak zorundadır.

            3. Cumhurbaşkanı, seçimlerin yenilenmesine karar verme yetkisini kullanırken haklı bir gerekçe göstermek mecburiyetindedir. Aksi takdirde, gene CHP muhalefetinin isteğine göre davranmış ve tarafsızlığını açıkça ihlal etmiş olur.

            4. Cumhurbaşkanı’nın seçimleri yenilemesine gerekçe teşkil etmek üzere, CHP Grubu’nun istifa ederek ‘sine-i millet’e dönmesi söylentileri, ‘rejim krizi’ne çanak tutan ve darbecilere davetiye çıkaran, klasik CHP entrikalarını akla getirmektedir (Bu arada, Anayasa’nın 78. maddesindeki, ‘Genel seçimlere bir yıl kala, ara seçimi yapılamaz’ hükmünü hatırlatmakta fayda vardır).

            5. Son olarak, eğer bin türlü entrikayla erken seçim yaptırıp Cumhurbaşkanı’nın yeni meclisle seçileceğini hesap edenler varsa, şunu altını çizerek söyleyelim ki, artık Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı makamına, CHP taraftarı, cumhurdan kopuk bir cumhurbaşkanının seçilme ihtimali yoktur.

            Tabiî, borazan öttürerek zorla yapılmaya kalkılmazsa...

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ