Türk Şehri Erbil

  

 

            Kerkük dâvâsına düşünce, Irak’taki diğer Türk yerleşim bölgelerini ihmal ettik. Elin peşmergesi, sanki tek mesele Kerkük imiş de, diğerleri babasının malıymış gibi hareket ediyor. İşin kötüsü, bizim Dışişleri de bu peşmerge oldu bittisi karşısında suskun ve seyirci... Halbuki, Kerkük, Musul, Telafer ne kadar Türk ise Erbil de o kadar Türk... Bu konuda hassas olan vatansever kamuoyu bile, sanki Erbil Kürtlere ait bir şehirmiş gibi O’nu unutmuş görünüyor. Halbuki, özellikle Körfez Savaşı sonrası dönemde Talabanî’nin peşmergeleri tarafından işgale uğramış olan Erbil’de, hâlen Türk kimliği hâkim ve nüfusun en az yarısı da Türkmenlerden oluşuyor.

X X X

            Değerli tarihçimiz, kadîm dostum Prof. Dr. Ali Birinci beni arayarak bu konuda ikaz etti ve “Yüzbaşı Selahattin’in Romanı”nı hatırlattı. İlhan Selçuk tarafından derlenen Yüzbaşı Selâhattin’in hâtıratını okuduysanız, onun şahsında bu büyük milletin eşsiz mâcerasını yaşamışsınızdır.

            Yüzbaşı Selahattin anlatıyor: “Erbil, pek az Kürt bulunan bir Türk şehridir ama çevresindeki Arap, Yezidî, Kürt aşiretleri mütemadiyen kasabaya ve kasabanın ova, bağ ve tarlalarına saldırır, bağları, tarlaları yağma eder ve şehri soyarlar, insanları öldürürler, zenginlere musallat olurlar. Hükûmet bunlarla başa çıkamaz. Halk gece olunca dar surların içine çekilir, kapıları kapanır, can ve mal güvenliği ancak böyle sağlanabilir”.

            Kürtçüler’in tek kaynağı olan, Şemsettin Sami’nin yüz karası, büyük kısmı Fransızca kaynaklardan tercüme edilmiş ve tamamlanmadan bırakılmış Kamûs’ul-A’lâmı’a bakayım dedim. O da ne? Üstâd Erbil maddesini unutuvermiş...

X X X

            Elimdeki arşiv malzemelerine göre Erbil, çok eski bir Türk yerleşim bölgesidir. 1168 yılında Türk hükümdarı Muzaffereddin Gök Börü’nün hâkimiyetine geçmiştir. “Erbil Atabeyliği”, bölgedeki çok ünlü bir Türk devleti olarak yıllarca yaşamıştır.

            Aramızda yaşayan, canlı bir tarih var, diyerek Erbil’in en köklü ailelerinden birine mensup olan Prof. Dr. İhsan Doğramacı ile görüştüm. Yılların yaşlandıramadığı Doğramacı Hoca, Erbil’den bahsedince gözleri dolarak, “Erbil, hâlen bir Türk şehridir. Nüfusun da en az yarısı Türk’tür” diyor.

            Günümüzün Erbil Atabey’i diyebileceğimiz Prof. Doğramacı, Erbil’den 1932 yılında 16 yaşındayken ayrılmış. Ancak, Erbil’e olan sevgisini ve ilgisini hiç kaybetmemiş. Erbil merkezinde, okul öncesinden yüksek okula kadar Türkçe eğitim veren 15 okul yaptırmış. Kifrî ve Süleymaniye’de de birer okulu var.

X X X

            Amerikalı’ya dayanıp olmaz edepsizliği yapacak; zorbalıkla bin yıllık Türk diyarlarını sahiplenmeye çalışacaksın ha!... Yağma yok!...

            Bu diyarlar, ancak kültürle, tarihle, hizmetle sahiplenilir. Kaba kuvvetle hiç bir zaman neticeye varılmaz.

            ŞARM-EL ŞEYH VE HÜZÜN

            Filistin konusunda yapılan Şarm-el Şeyh zirvesine hem memnun olduk hem de üzüldük, mahzun olduk. Memnuniyetimiz, mazlum Filistin halkına yeni bir ümit ışığının doğmasındandı. Hüznümüz ise Türkiye ile ilgiliydi. Mısır Devlet Başkanı’nın, hattâ Ürdün Kralı’nın bulunduğu masada gene biz yoktuk. Bölgenin “Merkez Ülkesi” konumundaki Türkiye’ye gene kimse aldırış etmemişti.

            Dışişleri Bakanı’nın son İsrail ve Filistin ziyaretinde görüşülen Türkiye’nin Filistin’de görevlendirilmesi teklifi, Başbakan’ın da ziyaretleriyle neticeye bağlanmış olsaydı, Türkiye bu önemli zirvede tanzim edici şekilde rol oynayabilecekti. (Bu arada, başlangıçtan beri kaçırılan fırsatları artık tekrarlamıyorum).

           

            OSMANLI’NIN TORUNLARI AÇE’DE

            Başbakan Erdoğan’ın, Tsunami dolayısıyla Endonezya, Malezya, Sri Lanka, Tayland ve Maldivler’i ziyareti fevkalâde isabetli olmuştur. Erdoğan’ın tarih şuuruna sahip bir başbakan oluşunu takdirle karşılıyoruz.

            Güney Asya’nın iki özelliği bizim için çok önemlidir: Birincisi, Osmanlı İmparatorluğu devrindeki müsbet ve yoğun münasebetlerimiz; ikincisi, Arap ülkelerinden çok farklı özelliklerde ve kesif nüfuslu İslâm ülkeleri oluşu. Özellikle Malezya, Endonezya ve Hindistan’da yarım milyar civarında Müslüman yaşamaktadır.

            Ancak, Tsunami konusunda iki ihmalkârlığımızı ve hatâmızı da kaydetmek istiyoruz: Birincisi, Başbakan’ın bu bölgeye gezisi gecikmiştir. Felâketin ertesinde orada olmalı ve sonra ikinci defa tekrar gitmeliydi. İkincisi, yardımlar sadece sivil toplum kuruluşlarına ve iş adamlarının hamiyetine bırakılmamalıydı. IMF vs. ne derse desin, Bütçe’den en az 50 milyon dolar gönderilmeliydi.

            Son olarak, Türkiye’nin, Açe’de belirli projeleri yüklenerek karşılıksız gerçekleştirmesini ve bir "Osmanlı Türk Kasabası” kurmasını teklif ediyoruz.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ