TSK ve Yolsuzluk

 

 

            Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı bir Emekli Amiral’in yolsuzluk yaptığı iddiaları, bir anda Türkiye’nin gündemine oturuverdi. E. Amiral İlhami Erdil’in rüşvet ve yolsuzluk suçu işleyip işlemediğini bilmiyoruz. Esasen, yargıya intikal eden bir konuda, özellikle ceza dâvâlarında kalem oynatmanın, vicdanî bakımdan rahatsız edici olduğu ve kanuna aykırı bulunduğu bilinen bir gerçektir. Lâkin, muhabirlerin haber konusundaki hırsı ve Basın Kanunu’nun fiilen uygulanamayışı, ne yazık ki bazen medyanın yargısız infazlarına sebep olmaktadır.    

            NTV’de kendisiyle yapılan programda, İlhami Erdil Paşa’nın ağlayarak aleyhindeki yolsuzluk iddialarını reddetmesi, beni de çok duygulandırdı ve üzdü. En kısa zamanda aklanarak toplum içindeki eski itibarına kavuşmasını diliyorum.

X X X

            Bu vesileyle TSK ve yolsuzluklar meselesini ele almak istiyorum.

            28 Şubat Dönemi’nden itibaren TSK’nın siyasete müdahalesi konusundaki net ve kesin tavrımın, bazı dayatmacı mahfiller nezdinde “asker aleyhtarlığı”, hatt⠓ordu düşmanlığı” şeklinde yorumlandığını biliyorum. Askerî kesimin yönetimde hâkimiyeti  şeklinde dayatılan antidemokratik bir “militarizm” anlayışının, hür düşünceli aydınlar tarafından kabulü mümkün değildir. Ancak, hümanist bir noktadan hareket etse de, enternasyonal bir anarşizm felsefesinin devleti reddeden “antimilitarizm”i de gerçekçi olamaz.

            Günümüzün realiteleri, demokratik bir devlet yapılanması içerisinde silâhlı kuvvetlerin varlığını ve gücünü gerekli kılmaktadır.

X X X

            Lâkin, bugüne kadar TSK’nın, gücünden doğan fiilî bir dokunulmazlığa sahip olduğunu görüyoruz. Özellikle askerî darbe/ara rejim dönemlerinde, “gizlilik” ve “denetimsizlik” yüzünden TSK hakkında yoğun yolsuzluk söylentileri çıkarılmıştır. 27 Mayıs sonrasında, halktan toplanan alyansların hesabı verilemediği için, yapılan askerî lojmanlar halk arasında “alyans apartmanları” adıyla anılmıştır. Bu gibi ara dönemlerde, darbeciler tarafından atanan yöneticilerin yaptıkları yolsuzluklar da maalesef askere fatura edilmiştir.

            TSK’daki levazım ve satınalma birimlerinin bazen yolsuzluklara karıştığı şeklinde yaygın bir kanaat -belki de ihaleleri alamayanların karalamasıyla-  toplumun değer hükümlerini olumsuz şekilde etkileyebilmiştir.

X X X

            Bütün bu olumsuzluklarda, politikacıların ve sivil  bürokratların, “Ordu’ya selâm, göreve devam” zihniyetlerinin önemli rolü vardır. Açıkça ifade etmek gerekirse, TSK’ya ait malî denetimin bugüne kadar sıkı bir şekilde yapıldığını söylemek mümkün değildir Bu malî denetimin yıllardır üstünkörü yapıldığı ve genellikle millî savunma evrakının bulunduğu çuvallar açılmadan üzerine “okey” işareti çekildiği bilinmektedir.

            Diğer bir deyişle, siyasî sistem ve sivil bürokrasi özellikle 1960 sonrasında, TSK’yı denetlemeye cesaret edememiş; bu denetim ancak TSK’nın kendi içerisinde mümkün olabilmiştir.

X X X

            İşte, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök Paşa’nın, eski bir kuvvet komutanı orgeneral hakkında soruşturma ve dâvâ açılması için verdiği karar, bu sebeple bir dönüm noktası teşkil eden çok önemli ve tarihî bir karardır. Özkök Paşa, “ocakçı” tarafgirâne bir zihniyetin tesirinde kalmayarak hakikatin günyüzüne çıkabilmesi için, “TSK’nın yıpranması” itirazlarından sıyrılıp, açıklık ve demokratiklik gerektiren bu kararı vermiştir.

            12 Eylül Dönemi’nde, kendisinin ne kadar dürüst olduğunu yakînen bildiğimiz Evren Paşa, eski Hava Kuvvetleri Komutanı hakkında soruşturma açtırabilseydi, bu denetim sürecini daha önce başlatmış olurdu.

X X X

            Her müessesede birkaç “çürük elma” bulunabilir. Bu durum, o müessesenin çürüklüğünü göstermez. Bütün bu olaylara rağmen, hâlen TSK, Türk toplumu içerisinde en dürüst bilinen ve güvenilen kurumların başında gelmektedir. Türk bürokrasisi içinde en az yıpranmış ve yolsuzluğun en düşük oranda bulunduğu kurum TSK’dır.

            Türkiye’nin içinde bulunduğu kritik dönemde, güçlü, yüksek moralli, yıpranmamış bir silâhlı kuvvetlere ihtiyacı vardır. Bu itibarla, münferit olayları bahane ederek TSK’yı yıpratmaya çalışmak, en az gizliliği çâre zannedenlerin hatâları kadar zararlı olacaktır.

            Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin gözbebeği bildiği ordusuna sahip çıkması, millî varlığımızın devamı bakımından zorunludur.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ