EMPOTANS

 

            Benim gibi orta yaşın sonuna doğru yaklaşan erkeklerin korkulu rüyasıdır empotans... Lâkin eğer siyasî iktidarlar için sözkonusu ediliyorsa, şahsî empotans, millî empotans hâline gelir ki, bunu telâfi edecek “viagra” henüz icat edilebilmiş değildir. Yarım asır boyunca DP iktidarı için, “İktidar oldular ama muktedir olamadılar” teşhisini dinleyen bizim nesiller, bu vecize ile, demokratik iradenin karşısındaki bürokratik iradenin hâkimiyetini ifade etmeye çalışmışlardır. Başbakanlığının ilk döneminde R. Tayyip Erdoğan’ın, aynı kelimelerle telaffuz ettiği iktidarsızlık itirafı, aslında bir yönüyle, demokrasi dışı güçlerin müdahalesinden yakınma mahiyetindeydi.

X X X

            Gerçekten de, AK Parti, tek başına ve üçte iki çoğunlukla iktidara geldikten sonra, bir türlü kendisine oy veren halkın beklentilerine uygun şekilde icraatta bulunamadı. Çünkü gelişmiş demokrasilerdeki “halk iradesi” mekanizması, Türkiye’de uygulanamıyordu. Milletin iradesi karşısında, militarist, bürokratik, elitist iradeler ülkenin yönetiminde millî iradeden daha fazla söz sahibi oluyorlardı. Millet, AK Parti İktidarı’ndan, ekonomik krizin aşılması, refah, âdil gelir dağılımının sağlanması gibi genel icraatın dışında; sosyal huzurun sağlanması, 28 Şubat saçmalığının sona ermesi, başörtü meselesinin halli, eğitimde demokratikleşmenin temini gibi icraatlar da bekliyordu. AK Parti İktidarı’nın yapması gereken, “perde arkası”ndaki temasları ve yoklamaları bitirdikten sonra, siyasî ortamın müsait olduğuna karar verip bu nevî icraatları gerçekleştirmekti. Ancak, ne yazık ki, AK Parti İktidarı bunda başarılı olamadı. Kararını vermeden önce meseleyi dillendirdi; konu hakkında mevzuatı hazırlayıp resmî mercilerin önüne getirdi; tezinin doğruluğu konusunda lüzumsuz polemiklere girdi ve en kötüsü de, siyasî ve bürokratik muhalefetle karşılaşınca kolayca geri adımlar atmaya başladı.

X X X

            Özellikle Millî Eğitim Bakanlığı ile ilgili önemli meselelerde, Bakanın yüksek performansına mukabil, Hükûmetin empotansı bâriz şekilde hissedilmiştir. Bunun en tipik misâli “YÖK Kanun Tasarısı” münasebetiyle görülmüştür. Aylarca YÖK meselesini gündemde tutan Hükûmet, Kemal Gürüz gibi bir provokatörün karşısında mağlup olmuş ve geri adım atmıştır. Aynı durum, meslek lisesi mezunlarının -bu arada İHL mezunlarının- üniversiteye girişlerindeki adaletsizliği gidermek için hazırlanan kanun tasarısında ve başarılı fakir öğrenciler hakkındaki uygulamada da ortaya çıkmış; koskoca T.C. Hükûmeti, birkaç omuzu kalabalığın telkini ve üç-beş kara cübbelinin sokağa düşmesi ile büyük halk kitlelerinin talebine cevap verecek icraatlarından vazgeçme durumunda kalmıştır.

X X X

            O zaman adama sormazlar mı? Mâdemki bu nevî uygulamaları beceremeyeceksin, ne diye hem iktidarını yıpratıyorsun, hem de sana gönül bağlamış halk kitlelerini üzüyorsun?...

            Merhum Özal da, kurt politikacı Demirel de, bir meseleyi ortaya atıp dinlemeyi ve gündem oluşturmayı çok iyi bilirlerdi. Ancak bunu yaparken kamuoyu karşısında angaje olmazlardı. Eğer sözkonusu mesele hakkında olumlu bir kanaat ortaya çıkmamışsa, zeytinyağı gibi su yüzüne çıkabilmeyi de becerirlerdi.

            Şimdi AK Parti İktidarı’nın icraatına bakıyorsunuz. İyice incelemeden ortaya bir konu atıyorlar; tâbir câizse bir hayli dayak yedikten sonra, yaralı, bereli meydân-ı siyâseti terk ediyorlar... Acaba bu işin içinde aklımızın ermediği “ince” bir politika mı var?... Hükûmet seçmene, “Bakın, istediğinizi yapmaya çalıştık ama yaptırmadılar!...”  mesajını mı vermeye çalışıyor?... Bu defa, demokratik iradeyi iğfal edenler, “Biz size demedik mi, bunların aklı fikri irticada...” propagandası ile iktidarı yıpratıyorlar. Kısaca, bu icraatsızlık eğer kasıtlı olarak yapılıyorsa, bilinmelidir ki, “hem şiş, hem kebap yanmaktadır...”

X X X

            Son “Kur’an Kursu Yönetmeliği”ndeki değişikliklerde de aynı garabet yaşanmaya başlanmıştır. Bazı 28 Şubat artığı “lâikçilik bezirgânları” ortalığı tozu dumana katıp bir bardak suda fırtınalar koparıyorlar. Bu tâdillerle, Kur’an Kursları bütün yıla yayılıyormuş; İmam-Hatipliler de bu kurslarda ders verebilecekmiş (halbuki ticaret-turizm ve otelcilik okulu mezunları ders vermeliydi değil mi?); akşam kursları ve yatılı kurslar olabilecekmiş; bu da terörü azdırır ve de “lâiklik elden gidermiş...” Buna mukabil, Diyanet İşleri Başkanı da lâf yetiştiriyor ve büyük bir marifetmiş gibi, “Bu değişiklik, kursları tam olarak devlet denetimine almayı hedefliyor” diye beyanat veriyor. Dünyanın hangi demokratik ülkesinde, din eğitiminin devlet denetimi altında olduğu görülmüştür muhterem Hocam?...

X X X

            Şimdi, Hükûmet çevreleri kalkıp da, “Ay pardon, biz böyle yönetmelik değişikliği düşünmüyoruz” deyip geri adım atarsa hiç şaşırmayalım...

            Hükûmetteki sevgili dostlarıma, bu nâçizâne  sütunumdan “gönüller dolusu viagra” gönderiyorum ve hem iktidar, hem muktedir olacakları günü sabırsızlıkla beklediğimi iletiyorum.

            Bir de, bana kızmasınlar, “Ne olacak, gericinin teki işte...” deyiversinler, lâkin Bakara Sûre-i Celîlesi’nin son âyetlerini her Bakanlar Kurulu Toplantısı’ndan önce birer defa okusunlar...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2003 YILI YAZI LİSTESİ