VERHEUGEN İLE AB VALSİ

  

            Verheugen, beşuş çehresiyle Ankara’da arz-ı endâm eyleyince, başta hükûmet yetkilileri olmak üzere hepimizin ağzı kulaklarına vardı. Öyle ya, her zaman asık suratlı ve bir hayli patavatsız olduğunu bildiğimiz “sınav jürisi başkanımız” Verheugen, bu defa yüzünde gülücüklerle ağzından bal damlayarak karşımızdaydı. Artık Türkiye’ye yeni şartlar koşulmayacağını söylüyor ve AK Parti İktidarı dönemindeki demokratikleşmeyi övüp göklere çıkarıyordu. Diğer taraftan bağımsız “Akil Adamlar Komisyonu”, yayınladığı raporunda AB’ye “Türkiye fırsatını kaçırmayın” mesajını veriyor ve Komisyon Başkanı, Türkiye’nin “sessiz devrim” yaptığını söylüyordu.

            Verheugen’in, o derece tonton bir hâli vardı ki... “Olumlu sürprizler”den bahsediyor ve açıkça “Müzakereler başlamalı” diyordu. Kendisine sorulan sorulara verdiği cevaplarda; Türkiye’de, sistemli bir işkence olmadığını anlatıyor ve TCK tasarısında zinanın suç sayılması hakkında ise, tasarı Meclis’in gündeminde olduğu için görüş belirtmeyeceğini söyleme nezaketini gösteriyordu.

            Bazı gazeteci dostlar, onun bu hâlini görünce, “Acaba Verheugen’in başına taş mı düştü?” diye yazdılar.

X X X

            Derken Verheugen, Diyarbakır ve Lice’ye gitti. Bölge halkı, ona sımsıcak bir karşılamada bulundu. Bu arada, Diyarbakır’da iki güvenlik görevlisi saldırıya uğrayarak şehit edildiler. Ancak bu olay, Verheugen’in pek de ilgisini çekmedi ve neşesini kaçırmaya yetmedi. Orada, Leylâ Zana ve diğer Kürtçü siyasîlerle samimî görüşmeler yaptı ve Ankara’ya döndü.

            Verheugen Diyarbakır’da iken, Başbakan Erdoğan AK Parti MKYK toplantısını yaptı ve TCK tasarısında zinanın suç sayılması kararını aldı. (Aslında bu nevi görüşmeler, parti yönetiminde değil grup yönetiminde yapılır). AK Parti Yönetimi rahattı. Nasıl olsa Verheugen “zina işi”ne karışmamış, tarafsız kalmıştı. Muhafazakâr bir parti olarak zinanın suç sayılmasıyla rahatlıkla puanlar toplanacaktı. Zaten TCK’nın bu maddesinin fiiliyatta pek bir uygulaması olmayacaktı.

X X X

            Lâkin, Başbakan ve AK Parti kurmayları, Gunter Verheugen’in ne derece iyi bir “valsçi” olduğunu bilmiyorlardı. Verheugen, Viyana usûlü vals kültürüne Diyarbakır usulü “lorke”yi ilâve ederek iki gün önce söylediklerini inkâr edercesine kıvrak bir dansçı edâsıyla verip veriştiriyordu: “Zinayı suç saymak çağdışıdır. Zinanın suç sayılmasını kabul edemeyiz. Hükûmet AB’ye girmek istiyorsa, AB’nin değerlerini benimsemelidir.”

            Verheugen, bununla da yetinmiyor; Mehmet Ali Birand’ın röportajında, artık tekrar normal hâline gelen asık suratıyla, işkenceden, Kürt sorunundan ve bölgenin geri kalmışlığından söz ediyordu.

            Anlaşılan o ki, Diyarbakır’daki “Kadın Merkezi” üyeleri ile Leylâ Zana ve şürekâsı Verheugen’in beynini bir güzel yıkamışlardı.

X X X

            Dilimizde, “denizleri geçip de derede boğulmak” diye güzel bir söz vardır. Sen gel, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri görülmemiş reformları yap; TSK’nın dahi razı olduğu düzenlemeleri gerçekleştir; birbiri arkasından demokratikleşme ve uyum paketleri çıkar; sonra da gidip saçma sapan bir “zina maddesi” yüzünden mesele çıkmasına sebep ol...

            Zinanın suç sayılması sorununu tekrar tartışacak değiliz. Lâkin, yıllar önce Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği bir hükmü yeniden gündeme getirip AB müzakerelerinin başlaması arefesinde açmaza düşmenin âlemi var mı?... Nasreddin Hoca’nın dediği gibi, şimdi buyurun cenaze namazına!... Ya, iki gün önce aldığınız kararın üstüne bir bardak soğuk su içeceksiniz; ya da “namus uğruna”(!) “aile kurumu”nu kurtarıp AB’ye girmekten vazgeçeceksiniz...

X X X

            Siyasî olaylara uyarladığım hoş bir fıkra var: Yeni mezun olmuş bir kadın doğum mütehassısını doğuma çağırmışlar. Gece yarısı üzgün bir suratla eve dönmüş. Karısı ne olduğunu sorunca anlatmış. Çocuk doğmayınca hızla çektim; kafasını kopardım; hem anne, hem çocuk, hem de baba öldüler, demiş. Karısı şaşkın, babaya ne oldu diye sorunca, ona da çarptım, düştü, kafası kırıldı, öldü, demiş. Bir hafta sonra doktoru tekrar doğuma çağırmışlar. Bu defa eve döndüğünde sevinçle “Babayı kurtardık” demiş.

            Haksızlık etmeyelim. Bu fıkra, aslında Putin ve zorbalarının Beslan’daki rehine kurtarma operasyonu için daha uygun. Lâkin, 12’ye 5 kala bizimkilerin TCK’ya “zina suçu” koydurmaya çalışmasına da uyarlanabilir.

X X X

            Geliniz inatlaşmaktan vazgeçelim. TCK tasarısı eskisi gibi kalsın. Özel dedektif bürolarını geliştirip “zampara kocalar”ın peşine salarak da aile kurumunu koruyabilirsiniz.

            Kırk yıllık AB mâcerasında, millî menfaatlerimizden bile az tâviz vermedik. Bir milletin istikbalini zânîlerin yatak odalarına gömmeyelim...

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ