ABD, Gerçekler ve Tezatlar

 

 

Yıllardır anlatmaya çalışıyoruz: Dış politikada “millî menfaatler” daima ön plânda gelir. Hemen birileri atılıp da, “Millî menfaatler ne ki?” diye ukalâlığa kalkışmasın. Türk Milleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, milletlerarası münasebetler açısından “menfaatleri” bir muammâ değildir. Her ülke, dış politikasında siyasî ve iktisadî menfaatlerini gözetmek zorundadır. Uluslararası ortak insanî değerler, dünya barışı ve demokrasi de, elbette son derece önemli unsurlardır. Ancak, kendi millî menfaatlerini koruyamayan milletler, bazı romantik teorisyenlerin zannettiğinin aksine, dünya barışı idealine, hümanist ve demokratik hedeflere ulaşma yolunda da başarılı olamazlar.

X X X

            ABD, 1. Cihan Harbi’nden beri, yaklaşık bir asra yakın  zamandır dünyanın en büyük süper gücü, daha doğrusu “tek süper güç” durumundadır. 2. Cihan Harbi’nden sonra “iki kutuplu” olarak tanımlanan dünyanın ikinci kutbunun lideri mevkiindeki Sovyetler Birliği, hiç bir bakımdan ABD ve Batı Bloku ile boy ölçüşecek seviyede bulunmamış; ABD’nin karşısına nükleer gücüyle dikilmeye kalkmış ve her defasında mağlûp olarak geri çekilmiştir.

            Eski Üçüncü Dünya ülkelerinin tesirsiz kalıntıları ve terör eğilimli marjinal gruplar haricinde, ABD’nin tek süper güç olarak dünya politikasındaki rolünü ve etkinliğini kabul etmeyen yoktur. Yeniden küresel bir güç olarak dünya siyasetinde etkili olmaya çalışan Putin Rusyası da, son yıllarda dünya ekonomisini hallaç pamuğu gibi atan Çin Halk Cumhuriyeti de, ABD karşısında arada sırada Metro-Goldwyn-Mayer’in aslanı gibi yalancıktan kükreyen şamatacı Fransa da, BM Güvenlik Konseyi’nin diğer “kâğıttan kaplanları” da bu gerçeğin farkındadır.

X X X

            Bu sütunlarda yazdıklarımızı takip edenler, yeri gelince ABD için en ağır tenkitleri kaleme aldığımızı bilirler. Irak Savaşı sırasındaki görüşlerimizin, Amerikan taraftarlığı ile ilgisinin olmadığı, sadece Türkiye’nin menfaatlerini koruma endişesi taşıdığı ortadadır.

            ABD ile yarım asırdan fazla bir zamandır devam eden “dost ve müttefik” olma durumumuz, Kore’de silâh arkadaşlığı ve NATO ittifakı bağlarıyla, neredeyse ABD’nin İsrail, İngiltere ve Kanada ile olan “stratejik ortaklık” seviyesine yükselmiştir.

            Bu yarım asırlık dostluk ve ittifak döneminde, geçici soğukluklar yaşanmış ve Türkiye, bazen ABD’nin “asimetrik politikaları”ndan zarar görebilmiştir. Lâkin, ABD, önemli kriz dönemlerinde daima Türkiye’nin yanında olmuştur (Bunun istisnası gibi görülebilecek olan “Çekiç Güç”ün Kuzey Irak’taki faaliyetleri ise Türkiye’deki yöneticilerin gafletiyle ilgilidir). Öyle ki, ABD, Türkiye ile arasındaki dostluğu zedelememek için -daha önceki Johnson Mektubu’ndaki sert üslûba mukabil- Türkiye’nin “Kıbrıs Barış Harekâtı”na dahi müdahale etmemiştir.

            Gene ABD, Ermeni diyasporasının çığırtkanlığına kulak tıkamış, etkin Rum Lobisi’nin feryadına aldırmamış, PKK’yı terör örgütü ilân ederek Apo’yu paketleyip teslim etmiştir. AB konusunda ve ekonomide her sıkışıtığımızda başvurduğumuz gene ABD olmuştur.

X X X

            Buna karşılık biz ne yaptık? ABD yöneticilerine her seviyede açık vaadde bulunmamıza rağmen, adamları Akdeniz’in ortasında birbuçuk ay beklettikten sonra, tesadüfî bir oylamayla yarım asırlık “stratejik ittifak”a bir anda sırtımızı dönüverdik. Siz, dünyanın tek süpergücü olsanız, hangi gerekçe gösterilirse gösterilsin, böylesine bir vefasızlığı hoş görebilir misiniz?

            İşte, Başbakan Erdoğan’ın son ABD ziyareti, bu ve benzeri tezatları ortadan kaldırmak ve ABD ile ilişkilerimizi onarmak bakımından faydalı olmuştur.

            Kısaca, bu bir “onarım ziyareti”dir. Bu ziyaretten müşahhas neticelerin beklenmesi doğru değildir. ABD, Türkiye’nin çelişmelerle dolu “havet”li politikasında bir değişme olup olmadığını gördükten sonra, Başkan Bush’un deyimiyle “stratejik ilişkiler”in yeniden tesisi yolunda adım atabilecektir. Bu da, özellikle GOP (BOP) Projesi konusunda Türkiye’nin gayretine bağlı olacaktır.

X X X

            “Merkez Ülke” ve “Küresel Güç” olma yolunu, önce “Süper Güç” ile anlaşma zemininde aramak lâzımdır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ