Türban Özürlü Demokrasi

 

 

            Başbakan’ın Davos’ta verdiği iddia edilen bir beyanat, gündeme gelip oturdu ve ortalığı karıştırdı. “Lâikçi tamtamlar” çalmaya, “zinde güçler”e mesajlar gitmeye başladı. Neymiş efendim? Başbakan Erdoğan, “Kur’an’da kadınların başlarını örtmesi emrediliyor” demiş ve “Üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakmak için çalışma yaptıklarını” söylemiş...

            Bir defa Başbakan, başörtüsü konusunda çalışma yaptıklarını -gerçekten böyle bir çalışma varsa-, ne diye bunu Davos’ta bir Alman gazetecisine açıklasın? Türkiye’nin suyu mu çıktı? Başbakan, haberi yalanlayarak “Ben böyle bir beyanat vermedim” diyor. Haberin “derleme” olduğu, metnindeki Başbakan’a atfedilen “Ayrıca kızım türbanı şık buluyor; modadan kaynaklanan nedenlerle takıyor” ifadesinden de belli. Hem başörtüsünü Kur’an buyruğu diye değerlendireceksiniz; hem de kızınızın modadan kaynaklanan nedenlerle taktığını söyleyeceksiniz. Bizim bildiğimiz Erdoğan’ın, başlarını örtmeyenleri Kur’an dışı gösterecek bir imada bulunması da; dindar bir Müslüman olarak başörtüsünü “moda” ile açıklama koketliği içine düşmesi de mümkün değildir.

X X X

            Türk devlet adamlarının bir dikkatsizlikleri vardır. Yurt dışında, iki arada bir derede verdikleri demeçlere pek dikkat etmezler. Bu da, önce yabancı basın yayın organının, sonra tercümesinin yayınlandığı yerlisinin iki defa istismarına mâruz kalması demektir. Bu sebeple, önceden motive edilerek ayarlanmış özel röportajlar ve basın toplantılarında sorulan sorulara dikkatle seçilerek verilmiş cevaplar dışında basına muhatap olmamak lâzımdır.

            Bu haberle, kötü niyetli olarak AB kamuoyunda Türkiye aleyhinde “lâiklik dışı” bir görüntü verilmeye çalışılmıştır. Bir an için, Erdoğan’ın kabul etmediği beyanatı doğru kabul etsek bile; haberde Erdoğan’ın iyi niyeti ile gazetecinin istismarı apaçık görülmektedir.

            Bu arada, başta YÖK çevreleri olmak üzere “bir kısım medya”nın da, diken üstünde olayı istismara hazır şekilde bekledikleri anlaşılmaktadır.

X X X

            Türkiye’de son iki yıllık dönemde demokratikleşme yolunda çok büyük adımlar atılmış; AB’nin de tesiriyle inanılması güç reformlar gerçekleştirilmiştir. Lâkin, Türk demokrasisi henüz yerine oturtulamamıştır. Binlerce genç kızımızın, inançlarından dolayı başlarını örttükleri için en tabiî hakları olan eğitim ve öğrenim haklarından mahrum bırakılmasının, hiç bir şekilde mantıklı izahı mümkün değildir.

            Şunu, altını çizerek belirtelim ki; Türk Demokrasisi, “türban özürlü demokrasi”dir.

X X X

            “Türban yasağı”, AB ve Batı âlemi’nin demokratik hak ve hürriyetler konusunda çifte standart uyguladığını ve İslâmiyet konusundaki peşin hükümlerini adalet terazisinin içine taşıdıklarını da göstermiştir. Nitekim, AB Uyum Paketleri hazırlanırken, olmayacak saçma sapan konularda taleplerde bulunan AB komisyonu üyeleri, binlerce kişinin haklarının ihlâl edildiği “başörtüsü” konusunda sırtlarını dönmüşlerdir.

X X X

            Bana, “türban yasağı”nı makûl gösterecek tek gerekçe söyleyemezsiniz. Halka açık, adı üzerinde “üniversal” olması gereken bir kurumda, “tapınak şövalyeleri” ya da “mason locaları” gibi, gelenekten gelen kıyafet şartını dayatamazsınız.

            Kendi elceğizimle kaleme aldığım Yüksek Öğretim Kanunu’nun Ek 17. maddesiyle yüksek öğretimde kılık kıyafet serbest bırakılmıştır. Bu madde hâlen yürürlüktedir. Anayasa Mahkemesi’ndeki bir takım yorumlarla YÖK’ün kendiliğinden yasak getirmesi Anayasa’nın ihlâli anlamına gelir. Geçenlerde yayınlanan Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun gerekçeli kararında, yasa koyucunun takdiri dışında “zorlamalı yorumlara” işaret edilmiştir.

            En önemlisi de, çok çeşitli kamuoyu araştırmalarının sonuçlarına göre; Türkiye’de yaşayan halkın çok büyük çoğunluğu, yüksek öğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasını istemektedir. Mademki, demokrasiden yanayız; halkın iradesinin gerçekleşmesini istiyoruz. O takdirde, “başörtüsü yasağı” konusunda bir “referandum”a gidelim. Halk ne derse o olsun...

            Hiç böyle bir şeyi kabul ederler mi? Referandum sonucunun ne olacağını bal gibi bilirler. Lâkin, onlara göre halk “cahil”dir; “irtica”ya eğilimlidir. Bu önemli işleri ancak “kara cübbeliler” bilir!

X X X

            “Türban özürlü demokrasi”de halkın değil bürokratların iradesi hâkimdir. Halk tarafından seçilmiş iktidarlar, ancak onların izin verdiği ölçüde “egemenliği” kullanırlar. Türban ise, siyasî iktidarların egemenlik sahalarının dışında tutulmuştur.

            Türkiye’deki en büyük huzursuzluk kaynağı “başörtüsü yasağı”dır. Toplumumuz, yıllardır sabırla bu yasağın kaldırılmasını beklemektedir.

            Başbakan’ın Sonntag Gazetesi’nde söyledikleri ve Puket’teki basın toplantısı bir tarafa, artık yüksek öğretimde başörtüsü yasağını kaldırmanın zamanı gelmiş de, geçmektedir. Gerekirse Anayasa değişikliği yapılmalı; Yüksek Öğretim Kanunu değiştirilmeli; YÖK kaldırılmalı ve “demokratik üniversite”ye ulaşılmalıdır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ