TCK TASARISI VE DÜŞÜNCE HÜRRİYETİ

  

            Yeni yasama yılı TCK Tasarısı ile başlayacak. TCK’daki çok önemli tâdil hükümlerini bir yana bırakarak, tatil dönemini saçma sapan “zina tartışmaları” ile hebâ ettik. Halbuki bu dönemde, TCK’da tâdili öngörülen kritik maddelerin üzerinde durulması mümkündü.

            TCK tasarısında 218. ve 302. maddeler olarak düzenlenen eski meşhur 312. ve 159. maddeler, “düşünce” ve “düşünceyi ifade” hürriyetlerini sınırlayan, hattâ ortadan kaldıran, son derece kötü düzenlenmiş maddelerdir. Bu maddeler, TCK’da bu şekliyle değiştirilmeden muhafaza edilirse, Türkiye’de “düşünce özgürlüğü”nden söz edilemez.

X X X

            Daha önce de defalarca yazdım. Özellikle 28 Şubat Dönemi’nde, TCK’nın 312. ve 159. maddeleri, siyasallaştırılmış hukukun infaz âleti olarak kullanılmıştır. 312. maddedeki “Sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” ibaresinin yorumlanmasıyla DGM’ler dolup taşmış; sadece düşüncelerini ifade eden siyaset ve fikir adamları cezaevlerine gönderilmiştir. Uzağa gitmeye lüzum yok: Başbakan Erdoğan, Ziya Gökalp’in şiirini okudu diye, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan alınıp hapishaneye konulmuştur. İnsan Hakları Mitingi’nde konuştuğum için, ben de YDP Genel Başkanı olarak hapishaneye gönderilmiştim. Sorarım size, Erdoğan’ın ve benim böyle bir suç işleyebileceğimiz düşünülebilir mi?

            Bundan sonra, zamanın Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, 28 Şubatçılar’ın izin verdiği kadarıyla 312. maddeyi değiştirerek “Kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde” ibaresini ilâve ettirdi. Lâkin bu değişiklik de yeterli olmadı. Takdir makamındaki hâkimler, “tehlikeli olabilir” kanaatine vardıkları zaman hapishaneyi boyluyordunuz.

X X X

            Hele 159. maddedeki “hükûmetin, askerî muhafaza kuvvetlerinin ve adliyenin manevî şahsiyetini tahkir ve tezyif” suçu, hiç bir kritere bağlı olmayan ve sözkonusu kurumlar hakkındaki düşünceyi ifade özgürlüğünü tamamen ortadan kaldıran bir hukuk ucûbesi idi. 28 Şubat Dönemi’nde, bir siyasî partinin Genel Başkanı sıfatıyla, siyasî beyanlarımdan dolayı 159. maddeye göre hakkımda 100’den fazla dâvâ açılmıştı. Gerçi, hiç birisi mahkûmiyetle sonuçlanmadı ama bendeniz yıllarca Türkiye’nin dört bir yanında mahkeme mahkeme gezinip durdum. Sonunda, 159. madde de Adalet Bakanı Hikmet Sami Bey’in gayretleriyle, “eleştirmek amacı ile yapmak” ibaresi eklenerek tâdil edildi ama neticede değişen bir şey olmadı.

X X X

            Bir çok bakımdan değerli hükümler ihtiva eden yeni TCK tasarısında da, ne yazık ki aynı hatâların devam ettiği görülmektedir. Şöyle ki;

            Eski 312. maddeye tekabül eden 216. maddede, gene “kamunun güvenliği için tehlikeli tarzda” ibaresi muhafaza edildiği gibi, bir de buna 3. fıkrada “kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde” ifadesi ilâve edilmiştir. Bu, “tehlikeli tarzda” ve “elverişli olma” hususunda hâkim nasıl ve neye dayanarak takdirde bulunacaktır? Maddenin gerekçesine baktığımızda, teferrüatlı ve doyurucu açıklamalarda bulunulduğu görülmektedir. Gerekçede “tahrik”, “kin”, “düşmanlık”, “açık ve mevcut tehlike” kavramlarına açıklık getirilmiştir. Ancak, maddenin bu şekliyle muhafazası hâlinde, gerekçe hâkimi bağlamayacak ve hâkim takdir yetkisini sanık hakkında kullanabilecektir.

            Eski 159. maddeye tekabül eden 302. maddede ise, önceki “tahkir ve tezyif” yerine, bu defa daha esnek ve yoruma açık olan “aşağılama” kelimesi kullanılmıştır. Bu hâliyle 302. madde, düşünce özgürlüğü bakımından eski 159. maddeden daha geri bir durumdadır. Üstelik, 302. maddenin gerekçesinde, 216. maddede olduğu gibi açıklayıcı unsurlar da bulunmamaktadır.

X X X

            216. ve 302. maddeler, “amaç ve saik”in cezalandırıldığı “düşünce ve düşünceyi ifade” suçlarını oluşturmaktadır. Halbuki, “amaç ve saik” dünyanın hiç bir gelişmiş demokratik hukuk sisteminde suç sayılıp cezalandırılamaz. Kamu düzeni ihlâl edilmedikçe, “tehlikeye düşürme”, “elverişli olma” gibi takdiri tartışmalı bir iddiayla suç tertip ederseniz; buna açıkça “düşünce suçu” denilir.

X X X

            “Düşünce ve düşünceyi ifade”yi suç olmaktan çıkarabilmek için bu maddelerin tamamen kaldırılması elzemdir. Yahut da en azından, 216. maddeyi, gerekçedeki ifadelerle takviye etmek ve 302. maddeyi somut hâle getirerek suç alanını daraltmak gerekir. Aksi takdirde, sözkonusu maddelerin bu hâliyle kanunlaşması durumunda; “Bu söz kamu güvenliği için tehlikelidir; kamu barışını bozmaya elverişlidir” diyerek veya “Bu eleştiri devlet kurumlarını aşağılama demektir” iddiasıyla düşünce özgürlüğü kolayca ortadan kaldırılabilecektir.

X X X

            Şunu anlamakta güçlük çekiyorum: Çok sevdiğim eski bir dostum olan Adalet Bakanı’nı yakınen tanıyorum; demokrat ve hür düşüncelidir. Başbakan, TCK’daki bu hükümlerin mağduru olmuş; zulme uğramış ve aylarca haksız yere cezaevinde yatmıştır. AK Partili bakan ve milletvekilleri, düşünce hürriyetini samimiyetle savunan kişilerdir. Bu konuda, “iyi saatte olsunlar”ın da bir müdahalesi olmadığını biliyorum.

            Öyleyse, bu “devletçi” gayret niye?... Dostların, hukuk bürokrasisinin istismarına mâruz kaldığını düşünmekten başka izah tarzı bulamıyorum.

            Arkadaşlar unutmayınız ki, bindiğiniz dalı kesiyorsunuz. Bakarsınız, bir “Molla Kasım” çıkar da “Yunus” gibi dertlenirsiniz... .

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ