‘Özel’den Niye Korkuyorsunuz?

 

            Totaliter ideolojiler ‘özel’ olandan hep korkmuşlar; daima ‘genel’i ve bunu temsil eden ‘devlet’i tercih etmişlerdir. Faşizme göre fertler, devlet tapınağında kurban edilebilirler. Sosyalizm de, her zaman toplumu, bireysel hakların önünde tutmuştur. Son safhasında devleti ortadan kaldırmayı hedef alan komünizm, buna hiçbir zaman ulaşamamış; bilakis devletin fertler üzerindeki tahakkümünün yoğunlaştığı bir rejim olmuştur.

            Geçenlerde Abdüllatif Şener, ‘Her Mülkiyeli biraz komünisttir’ derken bu devletçi anlayışı kastetmişti. Gerçekten de bizlere Mülkiye sıralarında, hiç şüphesiz Enderûn geleneğinden mülhem vatansever bir anlayışla devletin hep iyi, özel sektörün de hep kötü olduğu telkin edilmişti. Cumhuriyet aydınının kafasının bir yerinde bu peşin hüküm takılı kalmıştır. Aslında solcu ‘ulusalcı’ aydınla, sağcı ‘milliyetçi’ aydını aynı çizgiye getiren unsur da devletçi vatanseverlik anlayışıdır.

X X X

            Türk eğitiminin geri kalışının en önemli sebebi, eğitimdeki devletçi anlayıştır. ‘Millî eğitim’ sözündeki millîlik, devletçilikle aynı anlamda kullanılmış; devlet okulları yüceltilirken özel okullar hakir görülmüştür. Eğitimdeki gelişmeyi, ‘okuma-yazma’ ve ‘ilköğretim seferberliği’ zanneden zihniyetin, bu alandaki geri kalmışlığı doğru teşhis etmesi mümkün değildir. Nüfusun tamamının okuma-yazma bildiği ve ilköğretimden geçtiği bir toplum dahi eğer daha ileri seviyede eğitimi gerçekleştiremiyorsa, bu tek tip yetiştirilmiş yarı aydın ordusuyla, bırakınız bilgi toplum ile yarışmayı, modern demokratik bir topluma ulaşmak bile imkânsızdır.

            Defaatle yazıp çizdik. Günümüzün eğitiminde dört ana eğilim vardır: 1. Özelleşme. 2. Yerelleşme. 3. Demokratikleşme. 4. Modern teknolojileri kullanma. Bu eğilimlerin dışında kalan bir eğitim sisteminin gelişmesi mümkün olamaz.

X X X

            Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, jakoben zorbaların başörtüsü ve İmam-Hatip dayatmalarının baskısından sıyrılmaya çalışarak, son üç yıldan beri çağdaş eğitimdeki bu dört ana eğilime göre eğitim sistemimizi tanzime gayret ediyor.

            Son olarak gündeme gelen ‘Özel Öğretim Kurumları Kanun Tasarısı’ da, bu konuda ileri bir adımı teşkil etmektedir. Deniz Baykal, devletçi peşin hükümlerle tasarının aleyhinde verip veriştire dursun, ben bu tasarının eğitimdeki ‘özelleşme’ eğilimi konusunda önemli bir başlangıç olacağını düşünüyorum.

            Hâlen Türkiye’de özel öğretim kurumlarının genel öğretim içindeki payı yüzde 2 bile değildir. Halbuki, daha dün denecek kadar yakın bir zamanda komünizmin koyu devletçiliği içinde bulunan eski sosyalist ülkelerde ve Rusya’da bu oran bundan kat be kat yüksektir ve süratle artmaya devam etmektedir.

            Çelik diyor ki: “Biz bu oranı yüzde 20’ye çıkarabilirsek yüzde 20’lik bir kitle kendi eğitim masraflarını kendisi karşılayacak demektir. Böylece üç milyon öğrencimiz özel okullarda okuyor olacak. O zaman devletin bana verdiği bütçenin 17 katrilyon lirasını ben 15 milyona değil, 12 milyon öğrenciye harcıyor olacağım.” Bakan, her yıl 2,5 katrilyonu doğrudan gelir desteği olarak tarım kesimine, 2 katrilyonu KOBİ’lere verirken, eğitim gibi bunlardan daha önemli bir alanı teşvik etmemiz gerekmez mi diye haklı olarak tarizde bulunuyor.

X X X

            Yeni tasarıyla, özel okullarda öğrenim gören öğrencilerin yüzde 20’sine 1 milyarlık yardımla, özel okula giden öğrencilerin bu amaçla aldıkları kredi faizinin yarısını devletin ödemesi öngörülmüştür. Bu takdirde 80 trilyonluk desteğe karşılık, kamunun kârı 1 katrilyon 300 trilyon lirayı buluyor. Çünkü bu oranda öğrencinin yükü kalkmış oluyor.

            Tasarıda ayrıca, özel öğretimde mahallî idarelerin yetkilerinin arttırılması ve bürokratik işlemlerin kolaylaştırılmasını sağlayan hükümler de bulunuyor.

            Bakan Çelik’i bu önemli tasarıdan dolayı tebrik ediyor; gerici ve yobaz devletçilerin itirazlarına aldırmadan bu yolda devamını diliyorum.

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ