‘Biz Ayrılamayız’

 

            Bu Pazar efkârlıyım dostlarım... Hafta boyunca PKK terör örgütünün DTP’yle elele düzenlediği eylemleri seyrettim. Şehit asker ve polislerimizin Türk Bayraklarına sarılı tabutları başında gözyaşı döken yakınlarıyla birlikte ağladım. Masum sivil halkı otobüsleri içinde canavarca yakmaya çalışan teröristlerin, küçük çocukları ve kadınları nasıl iğrenç emellerine âlet ettiklerini lânet ederek izledim. Yüreğim tâ derinden sızladı.

            Beni en çok da, yakın arkadaşlarımın, akrabalarımın, dostlarımın arasında olan Kürt asıllı canlarımın, dertli ve mahcup tavırları üzdü. Onları, teröristler ve uşakları ne yaparlarsa yapsınlar bizi ayıramayacaklarını, aramazdaki sevgi bağını koparamayacaklarını söyleyerek teselli etmeye çalıştım.

            ‘Aynı Bedende Can Gibiyiz’

            Radyoda Zeki Müren söylüyor.

            “Aynı bedende can gibiyiz/Cana can veren kan gibiyiz

              Yanıp da bitmez köz gibiyiz/Biz ayrılamayız

              Eller ayırsa bile/Yıllar ayırsa bile

              Yollar ayırsa bile/Biz ayrılamayız”

            Bu aşk şarkısını dinlerken gayrı ihtiyarî gözlerimden iki damla yaş süzülüyor.

            Mahmut Oğul’un bu şarkısı, tesadüf bu ya, ‘Kürdî’ makamından bestelenmiş. Kürdî makamını atalarımız Orta Asya’da çok kullanmışlar. Doğu kaynaklı bu makamda bir çok türkü var ama şarkılarda nadiren tercih edilmiş. Klasik Türk Musikisi’nde Kürdî’den ziyade ‘Kürdilihicazkâr’ makamında eserler bestelenmiş.

            Sonra, Malatya’daki çocukluk günlerinde okuduğum bir uzun hava dilime takılıyor:

            “Gelini gelini gardaş Kürdün gelini

              Saramaz oldum da gardaş ince belini”

            Akşam televizyonda Polis Haftası münasebetiyle düzenlenen eğlence gecesini seyrediyorum. Polisler üniformalarıyla hep beraber bir Diyarbakır türküsünü söyleyip keyifle halay çekiyorlar:

            “Le hanım ha hanımey/Sormirsen hiç halimey

              Göğsüme vura vura çürüttüm sol yanımey/Le le le canım”

            Bir gün önce arkadaşlarını alçakça şehit eden teröristleri değil, sadece kardeşliklerini düşünüyorlar. Türküyü Türk-Kürt diye ayırmak akıllarından bile geçmiyor.

            Tarihimiz de Müşterek

            İlim fukarası birkaç sözde tarihçi aksini iddia etse de, Kürt kardeşlerimizle tarihimiz de müşterektir. Kompleksli ve ırkçı tâifenin, Kürtlerin kökünü bir taraftan Urartular’a, diğer taraftan eski Mezapotamya medeniyetlerine dayamaya çalışmaları, çelişik ve nafile gayretlerdir. Ayrıca, Kürtlerin ille de Turanî olduklarını ve Alp  Urungu’nun soyundan geldiklerini ispatlamaya çalışmanın da âlemi yoktur.

            1071’de Malazgirt’te Alparslan’ın ordusunda Kürt kardeşlerimiz vardı; 1915’te Çanakkale’de, Millî Mücadele’de Mustafa Kemal Paşa’nın ordularında da onlarla (Onlar diye ayırmak bana zor geliyor) beraber savaştık. Bin yıllık müşterek bir tarih neyimize yetmiyor?

            Haçlı ordularına karşı en büyük mücadeleyi veren Eyyûbî Türk Devleti’nin kurucusu olan Eyyûbî Hanedanı (1175-1250), önce Kürtleşmiş, daha sonra Türkleşmiş bir güney Arap sülalesidir. Haçlılara karşı en büyük zaferleri kazanan Selahaddin Eyyûbî’nin babasının Kürt, annesinin Türk olduğu söylenir. Selahaddin’in babası Necmeddin Eyyup’un altı erkek evladından dördünün ismi Orta Asya Türkçesi’dir: Turan Şah, Tuğtekin, Şahin Şah ve Böri (Kurt). Selahaddin’in oğullarından biri İl Gazi adındaydı; yeğenleri de Atsız, Arslan Şah, Kılıçarslan adlarını taşımaktaydı. En ilgi çekici olan da, Selahaddin’in kendisine ayrıca Türkçe köklü ‘Gısyanî’ ismini almış olmasıdır.

            ‘Benim Kürtlerim’, Kuzey Irak’ta yuvalanmış teröristler ile siyasî ihtiras mevzuu hâline getirilen peşmergelerden çok farklıdır. Onlarla İdrîs-i Bitlisî’yi beraberce sever; Şerefhan’ın ‘Şerefnamesi’yle birlikte övünürüz. II. Abdülhamid Han, kendi muhafız alayına mertlik ve dürüstlüğüne güvendiği Kürtleri almış; ayrıca Doğu’da Rus ve Ermeni saldırılarına karşı kahramanca vatan müdafaasında bulunan ‘Hamidiye Süvari Alayları’nı kurmuştu.

            İman ve Kültür Beraberliği

            O Yüce Peygamber, Veda Hutbesi’nde “Arabın Arap olmayana üstünlüğü yoktur” buyururken, dünya tarihindeki bu evrensel ölçüyü ilk olarak vaz etmiştir. Irkçılık ve kavmiyetçilik hırsıyla bölücülük yapanlar, -eğer zerre kadar inançları varsa- bunu hatırlamalıdırlar.

            Üstelik, Türk ile Kürt’ün birbirinden hangi inanç ve kültür fakrı vardır, bana gösterebilir misiniz?... Milleti meydana getiren unsurlardan -kelime hazneleri birbirine çok benzeyen dilden başka- hangi farklılıklar olduğunu söyler misiniz?

            Dinimiz aynıdır; hepimiz elhamdülillah Müslümanız. Tarihimiz tamamen müşterektir. Bin senedir o kadar içiçe girmişiz ki, soy beraberliği de ortaya çıkmıştır. Kültürün bütün unsurları tümüyle ortaktır. Örf, âdet ve ananelerimiz arasında hiç bir fark yoktur. En mühimi de, ‘tasada, kaderde ve kıvançta’ bir olmamızdır.

            Nevruz’un renkleri olan kırmızı, sarı ve yeşil renkleri, bölücü-ırkçıların zorla ayrı bayrak olarak kabul ettirmeye çalıştıkları gibi bir ‘ayırıcı’ özellik değil, bilakis bir kültürel ortaklığın sembolleridir. Tâ Göktürkler’den intikal eden bu renkleri Büyük Selçuklu İmparatorluğu bayrak olarak kullanmış; Osmanlı’nın ordularında bu renkte tuğlar taşınmıştır. Lâkin, ay yıldızlı al bayrağımız, hem Türk, hem Kürt kanıyla sulanmış şehitlerimizi temsil etmiyor mu?

            Seydâ Hazretleri’nin Ülkücüleri

            PKK ilk ortaya çıktığında, Ermeni Asala Terör Örgütü’yle bağlantılı, din düşmanı, materyalist ve ateist bir terör örgütüydü. Bu yüzden önce Doğu ve Güney Doğu’daki nüfuz sahibi, sevilen şeyhleri, ulemayı ve dindar halkı hedef almıştır. Norşin’de, Tillo’da, Hizan’da, Menzil’de ve daha bir çok merkezlerde din adamlarını ve Devlete bağlı aşiret reislerini ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Daha sonra halkı karşısına aldığını görünce, bu defa ırkçı ve bölücü emelleri için dîni âlet etmek istemiştir.

            Doğudaki, büyük çoğunluğu ‘Seyyid’ olan ve Horasan Erleri’nin devamı gibi çalışan bu âlimlerin tamamını tanıma fırsatı bulmuştum. Hepsi de, vatanına, devletine bağlı, değerli gönül adamlarıydı. Bunlardan rahmetli Menzil Şeyhi Seydâ Hazretleri, çok mübarek bir zât idi. Türkçe’yi iyi bilmez, Kürtçe konuşurdu. Türkiye’nin her yerinden gelen mürîdanı arasında Ülkücü gençler önemli yer tutardı ve O’nu çok severlerdi.

            Sorarım size, iman ve gönül beraberliğinden daha önemli ne olabilir ki?... İşte bu sebepledir ki, Şeyh Selahaddin’in oğlu Kâmran İnan, bugün bu vatan ve millet için en ön saflarda tefekkür mücadelesi verebiliyor.

X X X

            Her bakımdan aynı kültürü paylaştığımız, belki de aynı kökten geldiğimiz Kürtler, milletimizin ayrılmaz bir parçasıdır. Bizi birbirimize kenetleyen bağlar, sadece aynı ülkede, Türkiye’de yaşamamızdan, yalnızca ‘Türkiyeli’ olmamızdan çok daha sıkı bağlardır. Biz sadece aynı devletin vatandaşı değil; aynı inancın, aynı kültürün, aynı tarihin, tasada ve kıvançta beraberliğin bir araya getirdiği yakın akrabalar ve tek bir milletin mensuplarıyız. Aramızdaki gönül ve sevgi bağı, etnik farklılığımızın çok üzerindedir.

            Eller ayırmak istese bile biz ayrılamayız. 

ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ