Polisi Yıpratmak

 

 

            Geçtiğimiz Aralık ayında “Polis Akademisi”nin son sınıf öğrencilerine “AB, İnsan Hakları ve Polis” konusunda bir konferans vermiştim. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bugüne kadar verdiğim sayısı bini geçen konferanslarımın hiç birisinde bu kadar akıllı ve bilgili bir dinleyiciye hitap etmemiştim. Muhataplarım, demokrasi ve insan hakları felsefesine tam mânâsıyla vâkıf bulunuyorlardı. Türkiye’deki ve AB ülkelerindeki mevzuat hakkında bilgi sahibiydiler. En önemlisi de, demokratik rejim ve insan hakları ile kamu düzeni ve asayişin temini arasındaki dengenin farkındaydılar. Bir an kendimi, mezun olduğum Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde lisans üstü bir seminerin tartışmasında zannettim.

X X X

            Sadece Polis Akademisi’ndeki her biri bir pırlanta olan, iyi yetişmiş, bilgili, kabiliyetli ve vatansever öğrenciler değil, diğer Polis Meslek Yüksek Okulları’nın  öğrencileri de en iyi şekilde yetiştirilmektedir. Polis Akademisi bünyesindeki uluslararası “Polis Güvenlik Bilimleri Fakültesi”nde 16 ülkeden gelen öğrenciler eğitim görmektedir. Türk Polisi, artık yarım asır önceki, ilkokul mezunu, sosyal ve kültürel imkânları az olan, çakar almaz Kırıkkale yapımı tabancasından başka silâhı bulunmayan kişi değildir.

            Bugün, polisimizin tamamına yakın kısmı yüksek öğrenim görmüştür. Akademisyenler dışında en fazla hukuk doktoru polis câmiasında bulunuyor. Günümüz polisi, ceza ve usul hukukunu ezbere bildiği gibi insan haklarını okullarda ders olarak öğreniyor. Türk polisi, dünyanın gelişmiş ülkelerinde polisin sahip olduğu her türlü teknik imkâna sahiptir.

            Demokrasiyi savunanlar şu gerçeği bilmelidir ki, Türkiye’deki asayişin, huzurun ve en önemlisi de demokrasinin başta gelen teminatı, göz bebeğimiz gibi korumamız gereken polisimizdir.

X X X

            Kimse AB’yi bahane ederek polisin üzerine çullanmaya kalkmasın. Türkiye’yi, artık 27 Mayıs’ın hor görülen, ezilen polis imajına ve 70’li yılların terör ve anarşi dönemine döndürmek mümkün değildir. Her önüne gelenin birkaç yüz kişi toplayarak büyük şehirlerin kalabalık meydanlarında, caddelerinde istediği gibi gösteri yapmasına, trafiği tıkamasına ve vatandaşı rahatsız etmesine elbette izin verilemez. Bana, böylesine keyfî bir uygulamaya müsaade eden tek bir demokratik ülke gösteremezsiniz. Hangi AB üyesi ülkede “Dünya Kadınlar Günü” münasebetiyle şehirlerin göbeğinde gösteri yürüyüşü yapılmış, polislere küfredilip saldırılmış, kaldırım taşları fırlatılmış ve polis arabaları tahrip edilmiştir?!... Böyle bir gösteri yapıldığında, bir AB ülkesinde polis, önce göstericileri ikaz eder; sonra yollarına barikat kurarak dağıtmaya çalışır; bunun için tazyikli su püskürtür, gaz kullanır; buna rağmen saldırıya uğrarsa cop kullanır ve saldırgan göstericileri gözaltına alarak yargıya gönderir. ABD’de, zaten bu metodlar kullanılmadan göstericiler en sert muâmeleye mâruz kalırlar.

            Bu arada, polisin göstericilere karşı olağan dışı sertlikle davrandığı da görülmüştür. Son bir yıldaki gazete kolleksiyonlarını karıştıranlar, çeşitli ülkelerde polisin, meselâ küreselleşme aleyhindeki göstericilere karşı nasıl hunharca davrandığının görüntülerine rastlayacaklardır.

X X X

            Dün de yazdığım gibi, polisimizin göstericilere karşı lüzumsuz şekilde sert davranmaması ve bunu istismar edenlere imkân vermemesi gerekir. Aksi takdirde, bir tek polisin göstericiyi tekmelemesi Türkiye’ye problem çıkarabilmektedir. Göstericinin haksızlığı, hukuksuzluğu, polisin gençliği, tahammülsüzlüğü ve her türlü hakarete ve saldırıya mâruz kalarak tahrik edilmesi, olayın AB Troykası toplantısında Türkiye aleyhinde kullanılmasına engel olamamıştır.

            Aslında, Kadınlar Günü’nü fırsat bilerek yapılan gösteriyi provoke eden odakların da niyeti, bu esnâda Türkiye’de yapılan AB Troykası toplantısını baltalamaktır. Ne yazık ki, kendisine hâkim olamayan bir polisin davranışı, peşin hükümlü AB temsilcilerinin tepkisine sebep olarak bu odakların kurgusunu gerçekleştirmiştir.

            Bu olaylar sonucunda, Başbakan, Dışişleri Bakanı ve Hükûmet Sözcüsü’nün, AB Troykası’na karşı tâvizkar bir tavır almamasını da, devlet adamlarına yakışır bir tutum olarak değerlendirip alkışlıyoruz.

X X X

            AK Parti Hükûmeti, asayiş ve huzurun temini konusunda başarılı olmuştur. Bütün dünyada terör olaylarının en fazla arttığı bir dönemde, üstelik yanıbaşımızda korkunç bir savaş cereyan ederken, Türkiye’de huzurlu bir devre yaşanmıştır. 2003 Kasımı’nda İstanbul’da meydana gelen terör olaylarının failleri kısa zamanda yakalanmış; birbiri ardından gerçekleştirilen önemli uluslararası toplantılarda güvenlik başarıyla sağlanmıştır.

            Bize göre, AK Parti Hükûmeti’nin en başarılı bakanı, polis ve jandarmayla bütünleşen, mülkî idareye ve vazifesine tam mânâsıyla hâkim olan İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’dur.

X X X

            Türkiye’yi zora sokmak isteyenlerin, önce savunma ve asayiş hizmetlerini aksatmaya çalışmaları normal karşılanmalıdır. Soğuk Savaş döneminden beri aynı filmi seyrediyoruz.

            Ne asayiş ve huzurdan tâviz verebiliriz; ne de demokrasi ve insan haklarından...

            Vatandaşımızın kılına zarar gelmesini istemeyiz ama polisimizin yıpratılmasına da izin vermeyiz. Esasen, bunlar birbiriyle çelişen değil, birbirini destekleyen ilkelerdir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ