Türkiye, Rusya ve Çeçen Meselesi

 

            Putin’in Ankara’yı ziyaretinde, iki ülke arasındaki ekonomik münasebetlerin ön plâna çıkmış olması, ziyaretin pürüzsüz şekilde sonuçlanmasında tesirli olmuştur. Türkiye ile Rusya Federasyonu’nun münasebetlerinin çok yönlü olarak geliştirilmesi, her iki ülke bakımından da sayısız faydalar sağlayacaktır. Türkiye’nin bu münasebetleri geliştirmeye ve aradaki sorunları çözümlemeye gayret etmesi zorunludur.

            Lâkin, 1991 yılı sonunda Rusya Federasyonu’nun kurulmasından bu yana, Rus tarafının Türklere karşı mesafeli olduğu ve milletlerarası plâtformlarda genellikle aleyhte bir tutum içerisinde bulunduğu dikkatten kaçmamaktadır. Rusya, PKK terör örgütünü desteklemiş ve bu örgütün bazı toplantılarını Moskova’da yapmasına izin vermiştir. Diğer taraftan, son olarak Kıbrıs konusunda Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi’ndeki Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni destekleyici davranışı hatırlanacaktır.

            Halbuki, Rusya Federasyonu’nun kuruluşundan itibaren Türkiye, Rus ekonomisine önemli katkılarda bulunmuş ve yatırımlar yapmıştır. Ayrıca, özellikle turizm yoluyla Türk ve Rus halkları arasında çok sıcak bir münasebet gelişmiştir.

X X X

            Rusya Federasyonu’nun, Putin’in ziyaretine kadar devam eden menfî tavrını, Türkiye’nin Çeçen meselesindeki tutumuyla izah etmek; hele Çeçenler ile PKK terör örgütünü mukayese ederek bundan bir takım neticeler çıkarmak mümkün değildir.

            Çeçen meselesinin siyasî gelişmesi şöylece özetlenebilir:

            1. Ruslar, 1850’li yıllarda Çeçenistan’ı işgal etmişler; Şeyh Şâmil ve arkadaşlarının direnişiyle karşılaşmışlardır. Yani Çeçenistan’da ancak 150 yıllık çok esnek bir Rus hâkimiyeti vardır. Daha önce uzun asırlar boyunca Kafkaslar ve Çeçenistan bölgesi, Türk ve Osmanlı himayesinde bağımsız şekilde varlığını sürdürmüştür.

            2. Çeçenler, Kırım Tatarları/Türkleri ile birlikte 1943 yılında sürgüne gönderilmişler; 1958’de Kruşçev’in bunlara haksızlık yapıldığını itiraf etmesiyle ülkelerine geri dönebilmişlerdir. Çeçenya (Çeçenistan) Özerk Cumhuriyeti, SSCB’deki diğer özerk cumhuriyetlerden biri olmuştur. Yani, Çeçenistan, Rusya’daki “muhtar(özerk) etnik” bir cumhuriyet olarak federatif bir yapı içinde bulunmuştur.

            3. Rusya Federasyonu’nun kurulduğu Aralık 1991’de, Çeçenistan lideri merhum Cevher (Cehar) Dudayev, “Federal Anlaşma”yı imzalamamış; Azerbaycan, Gürcistan ve benzeri ülkeler gibi “bağımsız devlet” statüsü talep ederek Çeçenistan’ın bağımsızlığını ilân etmiştir. Altını çizerek belirtelim ki, Çeçenistan, şartları itibariyle bağımsızlığına kavuşan diğer eski Sovyet cumhuriyetleri kadar bağımsız devlet olmayı hak etmiştir. Ancak, Rusya Federasyonu’nun Kafkaslar’daki menfaatleri ve stratejik hesapları yüzünden, Çeçenistan’ın bağımsızlığına izin verilmemiş ve Rusya’nın Aralık 1994’te Çeçenistan’ı işgaliyle “Birinci Rus-Çeçen Savaşı” başlamıştır. Ağustos 1997’de imzalanan Hasavyurt mütarekesi ile savaş 2000 yılına kadar dondurulmuş; daha sonra Şamil Basayev ile birlikte, hâlen devam eden “İkinci Rus-Çeçen Savaşı” başlamıştır.

X X X

            Çeçen mücadelesi ile PKK terörünün hiç bir benzer yönü yoktur. Bu iki hareket arasında çok büyük farklar vardır:

            1) Ruslar, Çeçenistan’ı kısa sayılabilecek bir zaman önce işgal etmişlerdir ve bu bölge ile hiç bir tarihî bağları yoktur. Halbuki Türkler, Doğu ve Güneydoğu’da bin yıldır devletler kurmuşlar; kültür ve medeniyetleriyle bu bölgeye hâkim olmuşlardır.

            2) Çeçenistan, işgalinden sonra da, muhtar (özerk) cumhuriyet statüsünde bulunmuştur. Çeçenistan daima siyasî bir varlığa, entiteye sahip olmuştur. Halbuki, Türkiye Cumhuriyeti üniter bir devlettir ve hiç bir bölgesinde başka bir siyasî entite var olmamıştır.                  

            3) Türkler ile Kürtler arasında dil haricinde hiç bir fark yoktur. Bu iki unsur kültürel bakımdan kaynaşmış ve etnik kimlikler içiçe girmiştir. Bu kaynaşmada, aynı dinden, Müslüman olmanın da büyük etkisi olmuştur. Türkler ve Kürtler arasında evlilikler çok fazladır. Buna mukabil, Ruslar ile Çeçenler arasında evlilikler yok denecek kadar azdır. Başta din unsuru olmak üzere, bu iki etnik kültür birbirinden tamamen farklıdır.

            4) Çeçen hareketi, bağımsız bir devlet olmanın eşiğinden dönmüş bir “bağımsızlık mücadelesi”dir. PKK faaliyetleri ise, bir “terör örgütünün eylemleri”nden ibarettir.

X X X

            Türkiye, Birinci Çeçen harekâtında, Çeçenistan’ı desteklemiş; ancak İkinci Çeçen harekâtında Çeçenlere yardım etmemiştir. Özellikle, son Beslan olayından sonra, sivil halka dönük her türlü terör eyleminin karşısında olduğunu açıkça ilân etmiştir.

            Türkiye’nin, tarihî ve kültürel bağlarla bağlı olduğu Çeçen halkına insanî yardımı kadar tabiî bir şey yoktur. Bunu, “terör desteği” olarak kabul etmek doğru değildir. Özellikle, tarihte olduğu gibi bugün de, savaştan kaçan kadın, çocuk, yaşlı Çeçen halkının Türkiye’de barındırılması lâzımdır.

            Ancak, El Kaide benzeri terör örgütleri vasıtasıyla Çeçenistan’daki savaşa karışan bazı T.C. vatandaşları, Türkiye’nin bu insanî yardımını zorlaştırmaktadır.

X X X

            Ölçü ortadadır. Her ne sebeple olursa olsun, sivil halka yöneltilen “terör eylemleri”ne karşı çıkmak mecbûriyetindeyiz.

            Lâkin, Çeçenistan’daki kardeşlerimizin mazlûmiyeti karşısında sessiz kalamayız. Onlara, hiç değilse, ihtiyaç duydukları insanî desteği vermeliyiz.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ