Ezana İlişmeyelim

  

 

            Son günlerde işittiğim bir fıkra çok hoşuma gitti. Sizinle paylaşmak istiyorum. Köye yakışıklı bir imam atanmış. İmam, çok geçmeden köyün en güzel kızına âşık olmuş. Köyün ileri gelenleri kızı istemeye gitmişler. Fakat kızın babası CHP’li imiş (Burası benim ilâvem). “Ben kızımı imama vermem” diyerek gelenleri geri çevirmiş. Bizim imam çok üzülmüş; sabaha kadar ağlamış. Ertesi gün sabah ezanını okumadan önce, hüzünlü bir sesle mikrofona, “Bugünkü sabah ezanımı, sevip de kavuşamayanlar için okuyorum” demiş.

            Sevgili ve çilekeş imamlar, müezzinler bana sakın kızmasınlar. Bilsinler ki ben, her zaman onların yanlarında oldum. Lâkin, politikada da, eğitimde de, câmide de bu böyledir: Elinize bir mikrofon geçirdiniz mi, kolayca bırakmak istemezsiniz. Çocukluğumda Gaziantep’te Ömeriye Camii’nin güzel sesli bir müezzini vardı. Sabah ezânından önce kasideler, nâtlar okur, ortalığı çınlatırdı. Bir gün müezzin efendi hızını alamayıp, önce sabah ezanı makamı olan Sabâ’dan “Bir dalda iki kiraz”, daha sonra da geçiş taksimi yaparak Hicaz makamında “Suda balık yan gider” türkülerini okumuştu. Biz de huşû içinde dinlemiştik...

X X X

            Bizde “dinde reformcular”, önce kafayı ezâna takarlar. Bir zamanlar tek parti diktatoryası devrinde “Türkçe ezan” diye tutturup milletin gönlünü kırmışlardı. Faturasını da 1946 ve 1950 seçimlerinde çok ağır şekilde ödediler. CHP’nin hezimetinde ve DP’nin zaferinde “Türkçe ezan rezaleti”nin büyük ölçüde tesiri vardır.

            Türk milleti, “ezan” ve “bayrak” konusunda çok hassastır. Ezanı, sadece imanının değil, millî mevcûdiyetinin de bir sembolü olarak kabul eder. Merhum Mehmet Akif’in İstiklâl Marşımız’daki;

            “Bu ezanlar ki şahâdetleri dinin temeli

              Ebedî yurdumun üstünde benim, inlemeli”

mısralarını kendisine şiar edinmiştir. Bunun için ezâna herhangi bir şekilde müdahaleyi hoş görmez.

X X X

            Zaman zaman “Türkçe ezan” dertleri depreşenler, son dönemde bir de ezan okunan hoparlörlere taktılar. Hele sabahlara kadar bar, meyhane dolaşan “vampirân takımı” sabah ezanından hiç mi hiç hoşlanmaz. Türkiye’de, bir avuç sosyetik azınlığın keyfi için o güzelim sabah ezanlarının sesi hep kısılmak istenmiştir. “Yurdumun üstünde ebediyyen inleyecek” olan ezan seslerinin kısılması için, olmadık atraksiyonlar yapılmış; Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinde baskı kurulmaya çalışılmıştır.

            Halbuki, artık dahil olacağımız anlaşılan AB câmiasında çanlar, sabahın erken saatlerinde çalmaya başlar ve gece geç saatlere kadar devam eder. Sabah âyini, öğle âyini, akşam âyini, her saat başı derken, bu madenî sesi, en yüksek tonda durmadan dinlersiniz. Ben, bugüne kadar Avrupa’da, Amerika’da ve dünyanın diğer Hristiyan diyarlarında, çan sesinden şikâyet eden bir tek kişiye rastlamadım.

            Bizde öyle mi ya! Önüne gelen sözde aydın, o her vakti ayrı makamdan okunan ilahî ezan sesinden uluorta şikâyet eder. Her Luther bozuntusu, elini evvelâ ezanların hoparlörüne uzatır...

X X X

            Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun, merhum Akif’in yıllar önce “Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâmı” dediği gibi, İslâmiyetin modern gelişmelere göre yeniden yorumlanması konusundaki mesajlarını hüsnüniyetle ve heyecanla karşılıyoruz. Lâkin, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 28.09.2004 tarihli genelgesinden hoşlanmadık. Bu gayretkeşlikte, gene ezan aleyhtarlarının parmağı vardır, diye düşündük.

            Genelge’ye göre; daha çok köy camilerinin minarelerinden yapılan dinî programlar yasaklanıyor; çocuk ve hastaların rahatsız olacakları bahane edilerek salâların erken saatte verilmemesi isteniyor ve asıl önemlisi de, “Hoparlörlerin ses düzeninin, ezanın çevrede duyulmasını sağlayacak fakat yakın komşuları da rahatsız etmeyecek şekilde ayarlanması” isteniyor.

            Adamlar, Türkiye’ye AB şartı koşan Verheugen’den daha kesinler...

            Bütün mesele, hep o “yakın komşular”ın memnûniyetsizliğinde. Bir avuç bizden çook uzaktaki “yakın komşu” rahatsız olacak diye, gerçek huzuru ezan sesinde bulan milyonların rencide edilmesi doğru mudur?

            Bakınız hoca efendiler, buna bal gibi “ezan sesini kesme, en azından kısma” denir.

            Müslüman mahallesinde salyangoz satanlara hoş görünmek için, ara rejim dönemlerindeki sıkıyönetim komutanları gibi yasakçı genelgeler yayınlamayı bırakınız da, halkın sesine kulak veriniz...

X X X

            Bırakınız da, gönül adamları minarelerde ezan da okusunlar, mevlid de, kaside de... Hattâ aşka gelip sevgilerini de terennüm etsinler.

            Bırakınız bu yasakçı, genelgeci zihniyeti...

            Hem, ezanla uğraşmak tekin değildir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2004 YILI YAZI LİSTESİ