Batı’da Terör Teşhisinde Hatâ

 

 

            İngiltere’deki patlamalar, bir defa daha yüreğimizi hoplattı. Gerçi, çifte standartlı Batı âlemi, son dönemde tekrar sıklaşan PKK terör eylemleri neticesinde hayatını kaybeden insanımıza karşı duyarsızlığını devam ettiriyor. Lâkin, hiç bir kabahati olmayan sâde İngilizlerin mâruz kaldığı terör saldırısına çok üzüldük.

            Terör eylemini üstlenen El-Kâide terör örgütünü nefretle kınıyor ve bu nevî cinayetlerin, barış dini olan İslâm’la irtibatlandırılmasını şiddetle reddediyoruz.

            Ancak, ister istemez şu soru zihinlerimize takılıyor: Siz, saldırıya uğrayan İngiliz, İspanyol ya da Amerikalı’lardan biri olsaydınız ve İslâm hakkında fazla bir bilginiz olmasaydı, İslâm adına “cihad”(!) ilân ederek terör eylemi yapıldığında ne düşünürdünüz?

X X X

            Sovyet Bloku yıkılıp soğuk savaş sona erdiğinde, ABD ve AB çevreleri, herhangi açık bir deklarasyonda bulunmadan, artık bundan sonra “İslâm”ın tehdit oluşturduğu görüşünde birleştiler. Bu kanaatin teşekkülünde, şuuraltlarındaki “İslâm düşmanlığı”nın ve 1993’te ilk nazariyesi yayınlanan Huntington’un görüşlerinin de tesiri bulunmaktaydı. Ayrıca, İran’daki Humeynî ihtilâli ve Orta Doğu’daki terörist eylemler, bu haksız görüşün yerleşmesinde etkili oldular.

            Batılı teorisyenler, dünya nüfusunun dörtte birini meydana getiren Müslümanları rencide etmemek için “köktendinci” (fundemantalist) deyimini icât ederek, perde arkasındaki ayırımcı düşüncelerini gizlemeye çalıştılar. Ancak, İslâmı “terörün kaynağı” olarak görmeye devam ettiler.

X X X

            Batı’nın terörü teşhiste iki büyük yanılgısı vardır.

            Birinci yanılgı, İslâmı ve İslâm ülkelerini terörün kaynağı olarak görmeye devam etmektir. Bu varsayım, birbuçuk milyarlık İslâm Dünyası’nı “potansiyel terör suçlusu” hâline getirmekte ve El-Kâide gibi terör örgütlerinin âmâline hizmet etmektedir. Batılıların, İslâm ülkeleri ve toplumları üzerindeki haksız uygulamaları, İslâmcı geçinen terör örgütlerini güçlendirmektedir.

            Halbuki yapılması gereken, bilâkis İslâm ile terörizmi, Müslüman ile teröristi ayırabilmektir. İslâmı topyekûn karşıya alan Huntingtoncu görüşlerin yerine, Türkiye’nin savunduğu tezlere önem verilmelidir.

            Ayrıca, Irak, Filistin ve Çeçenistan’da İslâm dışı dinlerin temsilcisi gibi davranan ve Müslüman halkları ezen baskılar sona erdirilmelidir. Bu sûretle, terör örgütlerinin arkasına sığındıkları gerekçeler ortadan kaldırılmış olacaktır.

X X X

            Batı’nın ikinci yanılgısı, “küresel terör/ulusal terör” ayırımı yaparak, sadece El-Kâide benzeri İslâmı istismar eden örgütlerin terörünü “küresel” kabul edip, “ulusal” diye nitelendirdikleri terörü ihmal etmektir. Bu durumda, İsrail-Filistin ekseninde meydana gelen terör olaylarıyla, PKK’nın yaptığı terör eylemleri gözardı edilmektedir.

            Oysa, bugünkü terörü küreselleştiren olayların gerisinde Filistin’deki kırk yıllık uygulamalar yer almaktadır.

            Diğer taraftan, yirmi yıldır Türkiye’de terör eyleminde bulunarak 30 bin kişinin hayatını kaybetmesine sebep olan PKK konusunda, “ulusal terör” değerlendirmesi yaparak kulaklarını tıkayan Batı’nın ve özellikle artık Irak’taki egemen güç durumuna gelmiş olan ABD’nin olumsuz tutumu, çifte standartlı bir dünyanın “küresel terör” konusundaki başarısızlığının da göstergesidir.

X X X

            Eğer Batı, kısa zamanda bu yanılgılarından kurtularak terör konusunda doğru teşhis ve tedavide bulunamazsa, 21. yüzyılın başında dünyanın huzura kavuşması mümkün değildir.

            Sadece lâfta değil, uygulamada da teröre karşı hiç ayırım yapmadan topyekûn bir mücadelenin başlatılması lâzımdır.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ