Bu Ne Biçim Kadınlar Günü?

  

 

            Dün, İstanbul’un çeşitli yerlerinde, İzmir’de, Mersin’de, Diyarbakır’da, Van’da, Adıyaman’da, Antalya’da, “Dünya Kadınlar Günü” dolayısıyla gösteriler yapıldı. Beyazıt Meydanı’ndaki izinsiz gösteride, “8 Mart kızıldır, kızıl kalacak”, “Yaşasın devrimci dayanışma”, “Özgürlük savaşan işçilerle gelecek” şeklinde pankartlar taşıyan militan gruplar, polislere saldırarak ortalığı savaş alanına çevirdiler. Bir polis arabasını tahrip ettiler. İstanbul, İzmir, Diyarbakır ve Van’daki miting ve yürüyüşlerde PKK ve APO lehine sloganlar atıldı; terörist başının resimleri taşındı.

            Polis, gayrı meşrû gösteri yapanlara önce ikazda bulundu ve bir müddet kendiliklerinden dağılmalarını bekledi; daha sonra haklı olarak cop ve biber gazı kullanıp kanunsuz gösterileri engelledi. Polisin görevini yaparken sert davrandığı eleştirilerine gelince; bu nevi gösterilere katılan provokatörlerin, polisi nasıl ağza alınmayacak sözlerle ana avrat küfrederek tahrik ettiğini ve onu özellikle sert davranmaya zorladığını biliyoruz. Yapılmak istenen, yurt dışındaki medya organlarında, “polisi göstericileri coplarken” görüntüleyebilmektir. Lâkin, cefakâr polisimizin mümkün olduğu kadar bu tuzağa düşmemeye çalışması lâzımdır.

X X X

            Bana söyler misiniz lûtfen, bu ne biçim “Kadınlar Günü Kutlaması”dır?... Kadınlara ait tek bir pankartın ve sloganın kullanılmadığı; kadınlardan çok erkeklerin bulunduğu; ya artık kokuşmuş komünist sloganların ya da ırkçı-kürtçü propagandanın olduğu, eli kanlı terör örgütünün lehine nümayişlerin yapıldığı bir “Kadınlar Günü Kutlaması” düşünebiliyor musunuz?!...

            Bu, Kadınlar Günü’nün, komünist, ırkçı-kürtçü, ideolojik ve siyasî maksatlarla kullanılışı demektir.

            Bu, Kadınlar Günü’nde, “kadınların istismarı” demektir.

X X X

            Bugüne kadar kadınları istismar etmeyen kalmamıştı. Yüzyıllar boyunca horlanan ve ikinci sınıf insan muâmelesi gören kadın, şimdi de sözde “kadın hakları savunucuları” tarafından istismar edilmektedir.

            “Kadın hakları” iddiasıyla her fırsatta kadın-erkek farkını körükleyen günümüz entellecensiyası, aslında garip bir tezat içinde olduğunun farkında bile değildir. Kadınlara önem verme hatırına, “kadın dernekleri”, “parti kadın kolları”, “kadın kontenjanları” teşkil ederek, kadın-erkek farkını vurgulamaktan öteye gidilememektedir.

            “Feministler”in ideoloji kokan tezleri ise, toplumun temel düzenini oluşturan “aile”yi baltalamaya kadar varmakta ve ne yazık ki “kadın-erkek eşitliği tezi”ni menfî şekilde etkilemektedir.

X X X

            Kadının erkekten yegâne farkı, “kas gücü”nün azlığıdır. Buna karşılık kadın, tarım, sanayi ve hizmetler sektörlerinde kas gücüne ihtiyaç gösteren işlerde, erkekler kadar başarılı şekilde çalışabilmiştir. Hâl böyleyken, tarih içinde kadın, kas gücünün zayıflığı yüzünden erkek tahakkümü altında ezilmiş ve köle muâmelesine tâbi tutulmuştur.

            Şimdi her fırsatta samimiyetsiz şekilde pohpohlanarak yüceltilmeye çalışılan günümüzün kadını, şuuraltında “kadınlara karşı üstünlük” varsayımının geçerli olduğu modern toplumda, ne yazık ki en çok “cinsel obje” olarak hatırlanmaktadır. Kadını bir “emtia”(mal) olarak takdim eden ve pazarlayan kitle haberleşme araçlarının hâkim olduğu dünyamızda; bırakınız kadın haklarını, kadının, pazar ekonomisinin kurallarına tâbi bir ticarî meta hâline getirildiğini görüyoruz.

            Bu acımasız mekanizma, “Kadınlar Günü”nü dahi bu ticarî emellerine âlet edebilmektedir.

X X X

            Şu Kadınlar Günü’ne bakınız ki, bir taraftan ideolojik ve ayrılıkçı ırkçı gösterilerle istismar edilmektedir; diğer taraftan kompleksli feministlerin toplumun temelini dinamitleyen demode iddialarıyla sevimsizleştirilmektedir.

            “Kadınlar Günü”nde, kadınlara en büyük kötülüğü yapanlar, onları “cinsel obje” şeklinde sergilemeye devam edenlerdir. Güzellik Yarışması düzenleyenler, sadece cinsiyet unsuruna dayanan pop müziği klipleri hazırlayanlar, sinemacılar, reklâmcılar ve diğerleri... Şu TV programlarını, gazeteleri, reklâm panolarını, filmcileri, modacıları vs.yi bir düşününüz. Bütün gün, kadını bir “mal” olarak kullandıklarını görürsünüz.

            Bu rezaletlere mâni olmadan, kadını bir “insan” gibi değerlendirebilmek mümkün müdür?

X X X

            Kadının istismar edildiği değil, kadın-erkek eşitliğinin, aralarındaki “hak ve adalet dengesi”nin kurulduğu; kadınların da her alanda erkekler kadar söz sahibi olduğu bir toplum düzeni gerçekleştirilmelidir.

 
 
ANA SAYFA YAZILAR GENEL LİSTESİ 2005 YILI YAZI LİSTESİ